1 Aralık 2016 Perşembe

Orbea Avant M20D

Geleneklerine bağlı ve hatta bazı açılardan tutucu sayılabilecek grupset markası Campagnolo’nun bile disk frenli grupsetini duyurduğu şu günlerde, Shimano hidrolik ve mekanik disk frenli grupsetleri ile bu pazarın zirvesinde yer alıyor.
Hidrolik disk frenin pelotonda yerinin ne olduğu konusu tartışılırken, hobi kullanıcıları önce gravel, sonra endurance ve son olarak da safkan yarış bisikletlerinde bu teknolojiyi oldukça sıcak bir biçimde karşıladı.
175 yılı deviren İspanyol firması Orbea, 2015 model endurance tipi bisikletlerini disk fren uyumlu olarak tanıtmıştı. Oldukça beğeni alan Avant ismli bu bisiklet serisi, 2016’ya geldiğimizde hem boya hem de ufak tefek tasarım değişiklikleriyle birlikte yenilendi. Bunun bir sonucu olarak da disk ve standart kaliper frenli kadrolarını tamamen birbirinden ayırdı. Hal böyle olunca, tek bir fren yöntemine odaklanan kadronun yol tutuş ve sürüş karakterinde ilerleme oldu.
Orbea markası, yol bisikletlerinin fren sistemlerinde yaşanan değişikliklere seyirci kalmadan atılımlar yapan pek çok firmadan biri konumunda. Disk fren uyumunu bir adım ileri götürüp, kadro ve fren entegrasyonunu en üst seviyeye çıkarmış. Ön frene giden hidrolik hortumu maşanın içinden geçiyor. Arka fren hortumu ise tamamen kadronun içinden geçiyor ve yalnızca kaliperin yanında gün ışığı görüyor. Fren kaliperi vidaları ise, Orbea’ya özgü bir şekilde kadronun arka çatalının içinden geçiyor. Bu özellik, genel yapıyı güçlendirirken görünümün yol bisikletine yakışır, oldukça sade bir şekilde kalmasını da katkı sağlıyor.
2016 Orbea Avant M20D, Shimano Ultegra grupsetin üzerine eklenmiş Shimano R805 hidrolik fren-vites kolları ve fren kaliperi ile satışa sunuldu. FSA logosunu, Gossamer Pro aynakol, tamamlayıcı kit ve zincir üzerinde görebiliyorsunuz. Jantlar ise Shimano RX-010 Clincher olarak belirlenmiş.
25mm lastikler ve karbon sele borusu ile gelen bisikleti bozuk arazide çeşitli sürüş mesafeleriyle test ettim ve her defasında rahatlığıyla beni büyüledi. Bahar Klasikleri’nin geçtiği parkurları aratmayacak derecede topraklı ve parke taşlı yollarda uzun saatler boyunca yapılan sürüşlerden sonra bile bisikletten oldukça dinç inmek mümkün. Bu durum, hem rahat geometrinin, hem de bisikletin titreşim ve darbeleri sönümlemesindeki başarının doğal bir sonucu sayılabilir.
Shimano hidrolik frenler, en zorlu koşullarda ki buna çamur da dahil, bize en iyi fren performansını sundu. 25mm’lik Vittoria Rubino Pro lastikler asfaltta ve arazide yeterli performansı göstermiş olsa da, 28mm’lik daha iyi bir lastiğin sürüşü olumlu yönde etkileyeceği kesin.
Uzun alın borusu, 4-5 saatlik sürüşler göz önüne alındığında konfor açısından avantaj sunsa da, bisikletin genel geometrisine olan etkisinden dolayı viraj performansının biraz düşmesine neden oluyor. Bütün endurance kadrolarda olduğu gibi, Orbea Avant M20D de düz yolda daha stabil, bozuk arazide çok dengeli fakat sert virajlarda biraz isteksiz davranıyor. Ancak hidrolik frenler sayesinde çok daha geç fren yapma olanağı olduğu için, virajlı yollarda çok vakit kaybetmiyorsunuz.
Orbea modellerini, Orbea'nın Caddebostan'daki mağazasında yakından inceleyebilirsiniz.

29 Eylül 2016 Perşembe

Veloflex Master Dış Lastik

Eğer siz de Continental, Michelin ve Schwalbe üçgeninde dönüp duranlardansanız, farklı bir clincher lastik deneyimi edinmenin vakti gelmiş demektir. Üretim aşaması baştan sonra İtalya’da gerçekleşen Veloflex lastiklerinin sadece tubular değil, clincher –open tubular olarak da geçiyor- olanları da son kullancıyı oldukça tatmin edicek kalitedeler.
25mm genişliğe, 320 TPI seviyesine ve 200 gram civarında ağırlığa sahip olan Veloflex Master, kaliteli bir tekerlek setinin ve hatta bisikletinizin başına gelebilecek en güzel şeylerden biri. Hobi kullanıcılarının yanı sıra sporcuların da gözdesi olan bu lastikler, Veloflex’in tubular lastiklerinde kullandığı yüzeyin aynısına sahip. Hafiflik, sağlamlık ve esneklik gibi hem ürün kalitesini hem de sürüş performansını doğrudan etkileyen faktörleri ürünlerinde sunmada usta olan Veloflex, tubular lastiklerinde son kullanıcıyla buluşturduğu Corespun Casing teknolojisinden faydalanmış. Bu sistemde tek bir ipliğin etrafına örülen pamuk iplikleri aynı ağırlıkta fakat çok daha sağlam bir yapı oluşturuyor. Böylece lastiğin yol tutuş performansında hissedilir bir avantaj sağlanmış oluyor. Yuvarlanma direnci ve viraj kabiliyeti gibi konularda elbette bir adım gerideler ancak kendi alanlarında, yani en iyi clincher lastikler listesinde tepedeler.
Fabrika verilerine göre ön için 6000km, arka içinse 3000km kullanım ömrü biçilmiş lastikler, patlak korumasına da sahipler. Doğal kauçuk malzemeden üretildikleri için yol tutuştaki başarısında ve dayanıklı yanak yapısında kendi fiyat segmentindeki diğer lastiklerden kolayca ayrılıyor. 85-130 PSI aralıklarında kullanabileceğiniz Veloflex Master, dört mevsimlik ve hemen her yol tipine uygun olarak tasarlanmış. Eğer bisikletine iyi bakan ortalama bir hobi kullanıcısıysanız, yaklaşık bir yıl boyunca herhangi bir sorun yaşamadan bu lastikleri kullanabilirsiniz. Ancak antrenman ve yarışlar arasında mekik dokuyorsanız, yılda birden fazla çift eskiteceğiniz kesin olduğundan bu lastik cüzdanınızda derin boşluklar yaratabilir.
Yüksek hızdaki yuvarlanma dirençlerinin seviyesi, zemin yapısı fark etmeksizin yol tutuştaki başarıları ve virajlarda güven veren yapıları sayesinde farkını daha ilk sürüşte hissedeceğiniz Veloflex Master, jantınıza takarken sizi biraz deli edebilir. Eğer pek tecrübeli değilseniz, birkaç iç lastiği mundar etmeniz kuvvetle muhtemel. Ancak bu kalitede ve aynı zamanda konforda olan bir lastik için buna değer, zira 85-100 PSI dolaylarında kullanıldığında size verdiği sürüş hissi, piyasadaki diğer lastiklerden çok daha iyi. Performansı ve mümkün mertebe konforu beraber istiyorsanız, yola adeta tutunan bu lastiklerin sizin için en doğru lastiklerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Wiggle, Cicli Corsa, Bikebug ve Merlin Cycles gibi pek çok alışveriş sitesinde son kullanıcıdan yıldızlı pekiyi alan bu lastikler, siyah, mavi ve kırmızı yüzey olmak üzere tamamı sarı yanaklı olarak satılıyor. Kırmızı ve mavi yüzeyi olan lastikleri takacak bir bisikletimiz olmadığı için tercihimizi siyah renkten yana kullandık ve Merida Scultura 7000-E model bisikletteki Cole C40 Lite tekerlek setiyle test ettim. Zaten bir lastik neden kırmızı ve mavi yüzeyli şekilde üretilir ondan da emin değilim. Bu arada sarı yanaklı olsun istemiyorsanız, aynı özelliklerdeki ve tamamen siyah renkteki Veloflex Corsa modelini tercih edebilirsiniz.

22 Eylül 2016 Perşembe

Herschel Rain Camo Sırt Çantası

En iyi arkadaşınızla çıktığınız bir tatili hayal edin. Ya da en sevdiğiniz oyuncağınızla oynadığınız oyunları… 
Yola çıkmanın heyecanı içinizi kapladıysa ve daha şimdiden rotalarınızı belirlediyseniz, geriye sadece eksiksiz bir çanta hazırlamak kalıyor. Bunun için size her daim güven verecek dayanıklı bir çantaya ihtiyacınız var. Kanadalı Herschel firması, kişilerin kendini mümkün olduğunca özgün bir şekilde ifade etmesine olanak veren geniş ürün gamıyla piyasada kendine büyük yer bulmuş durumda. Kumaşı, onu diğerlerinden ayıran kayış tasarımı, iç kısımda kullandığı çizgili deseni, sağlam yapısı ve ürün fotoğraflarında verdiği mesajlarla kitleleri kendine aşık eden marka, ürettiği çok amaçlı sırt çantalarıyla farklı kullanım alanlarına hitap etmeyi başarıyor.
Söz konusu Rain Camo modeli ve farklı desenlerdeki muadilleri, yurt dışında bisikletini şehir içinde ulaşım amaçlı kullanan kişiler tarafından en sık tercih edilen modellerden biri haline gelmiş durumda. Geniş iç hacmi, elektronik cihazlarınızı koymanız için tasarlanan özel bölmesi ve onun hemen altında bulunan darbe emici yumuşak yüzeyi sayesinde cihazlarınızın çantanızı yere bırakırken zarar görme riski minimuma indirilmiş.
Bisikletinizi ulaşım amaçlı kullanıyor ve sırt çantalarından vazgeçemiyorsanız, geniş kayışlarının yarattığı pay sayesinde sırtınızı gereğinden fazla terletmeyecek Herschel modelleriyle işlevsellikten ödün vermeden şık bir şekilde şehrin ritmine ayak uydurabilirsiniz.
Gittiğiniz her yere sizi taşıyacak(!) olan çantanın içine ihtiyacınız olan her şeyi; hatta yeniden başlamak istediğiniz anlarda yepyeni bir hayatı bile içine sığdırabilirsiniz.

5 Eylül 2016 Pazartesi

Merida Scultura 7000-E Yol Bisikleti

Dünyanın en büyük bisiklet üreticisi markalarından biri konumundaki Merida, 2015 yılından itibaren pazarlama konusuna her zamankinden biraz daha eğilmeye başladı. Sahip olduğu teknolojiyi, bisiklet üretimindeki başarısını ve yenilenen tasarımlarını duyurmada biraz daha başarılı işler yaparak, son kullanıcının dikkatini daha fazla çekmeyi başardılar. Önceki yıllarda hem tasarım hem de sunum anlamında pazardaki diğer markaların gerisinde kalan marka, son yıllarda kendini bu alanda da geliştirmeye başladı.
Team LAMPRE-MERIDA sayesinde bisikletlerini yarışlarda görücüye çıkarma fırsatı bulan firma, takımla yaptığı geliştirme çalışmalarını her sene biraz daha geliştiriyor ve bunun bir sonucu olarak bisikletlerinde her yıl kayda değer yenilikler sunuyor.
Scultura modeli de bu yeniliklerden nasibini alan başarılı Merida modellerinden biri. Uzun bir süredir test ettiğim Merida Scultura 7000-E modelinde ilk bakışta dikkatleri üzerine toplayan iki şey vardı. Birincisi hafiflik, ikincisi ise arka frenin aşağı alınması. Kadronun hakkını verecek nitelikte ekipmanlarla topladığımız Scultura, hafifliğini her sürüşte hissettiriyor. Özellikle tırmanıştan zevk alan kişileri mest edecek hafiflikteki kadro, yanal esnemezlikte de çığır açmış gibi gözüküyor. Bu kadar rijit bir yapısı olmasına rağmen sürüş esnasında sizi o kadar da rahatsız edecek o sertlik hissini size vermiyor. Viraj kabiliyeti, orta göbekteki güven veren yapı ve uyguladığınız kuvvetin boşa gitmediğini size hissettiren esnemezliği sayesinde, safkan yarış makinesi haline gelmiş.
Double Chamber Technology ve Nano Matrix Carbon yapı birleşince ortaya sağlamlığına da önem verilen bir kadro çıkmış. Merida’nın yenilikçi teknolojileri, özellikle son dönemde bisikletlerde hem sürüş kalitesine hem de sağlamlığa aynı önemi verdiklerini kanıtlar nitelikte. Scultura 7000-E, kadro geometrisi sayesinde hem üzerinde uzun saatler geçirmeye elverişli, hem de agresif olmanız gereken durumlarda ihtiyacınız olan yol tutuşunu size sağlayacak potansiyelde.
Ayrıca Scultura’nın kadrosu tasarlanırken 28mm lastik takmak için yeterli tekerlek boşlukları da bırakılmış. Türkiye’nin belli başlı bölgelerindeki elverişsiz yollar sebebiyle bu durum oldukça önem kazanıyor. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun bazı etaplarında 25mm değil 28mm lastikleri tercih eden bisiklet takımlarını da düşünecek olursak, Scultura’daki bu yenilik sayesinde bisikleti daha büyük bir keyifle süreceğimize hiç şüphe yok.
Yenilenen üst seviye Scultura modellerinde eski modellere oranlara biraz daha temiz bir görüntü var. Kablolar daha az gözüküyor ve arka freni ancak dikkatli bakarsanız fark edebiliyorsunuz. Altta bulunan frenin herhangi bir dezavantaj yarattığını söyleyemem. Tabi çok kirlendiğinde zor temizleniyor olmasını ve benim sürüş yaptığım tekerlek setiyle beraber gelen son derece başarısız fren pedlerini saymazsam…Özellikle karbon jant kullananlar için kadronun alt kısmında bulunan frenlerdeki fren pedleri bir kat daha önemli hale geliyor. Ancak tüm bunlar elbette sadece görüntü için değil. Merida markası, önceki Scultura modellerine kıyasla yenilenen serinin daha aero olduğunu da belirtiyor.
Sram Red grupset ve Cole C40 Lite tekerlek setiyle test ettiğimiz Merida Scultura 7000-E’yi özetlerken, sizi rahatsız edecek sertlikte olmayan ama bunu performanstan ödün vermeden gerçekleştirmeyi başarmış bir yarış makinesi olduğunu söyleyebilirim. Bir de elbette dağ keçileri için biçilmiş kaftan… Zipp markasının alüminyum tamamlayıcıları ile pedalsız olarak tarttığımız Scultura 7000-E, tam tamına 6.7 kilo geldi.
Türkiye’deki distribütörlüğünü Aslı Bisiklet’in yaptığı Merida markası, boya işçiliği, zamanın ruhuna uygun tasarım ve kullanlan renklerin farklılığı gibi alanlarda bu şekilde kendini geliştirmeye devam ederse, sahip olduğu teknoloji sayesinde olduğundan çok daha popüler hale gelecektir.

26 Temmuz 2016 Salı

Orbea Orca Yol Bisikleti

Öyle görünüyor ki takır-tukur sürüş hissi veren yol bisikletlerinin dönemi artık kapanıyor. Daha geniş lastik takmaya uygun biçimde tasarlanan kadrolar, profil genişlikleri değiştirilen jant çemberleri ve kadro yapımında kullanılan karbon fiberin örüm tekniklerindeki değişikler düşünüldüğünde, özellikle hobi kullanıcılarının bisikletlerinden aldığı sürüş keyfinde kaçınılmaz değişmeler olduğu bir gerçek.

Merida ve Giant gibi üretim devlerinin kendi markalarına ait safkan yol bisikletlerinde gittiği değişiklikler, Pinarello'nun amiral gemisi olan Dogma'daki geometrik devrim, Specialized markasının son bir iki yıldır ürettiği kadroların her boyunun eşit konfor ve esnemezlikte olmasına gösterdiği özen ve bir sürü örnek daha gösteriyor ki birkaç yıl boyunca yol bisikletleri tüm o gücün boşa harcanmaması için yapılan hesaplar ve esnemezlikteki başarılarının yanı sıra sunduğu sürüş hissiyle de gündemde olacak.

Yabancı kaynaklardan bisiklet incelemesi okuyan hemen herkesin, İngilizce'deki smooth kelimesine en az bir kez denk geldiğine eminim. Belli bir seviyenin üzerindeki bisikletlerin sürüşlerinden bahsederken, Türkçe'de düzgün, yumuşak, akıcı gibi karşılığı olan bu kelimeyi çok sık kullanıyorlar. Peki, tam olarak nedir bu smooth ride denen şey? Kısaca özetlemek gerekirse, bisikletin dengeli gitmesi, yoldan aldığı titreşimleri sönümlemede başarılı olması, kafa seti ve orta göbek bölgesinde sunduğu güven ile ağırlık merkezi konumlandırmasındaki başarısı ve tekerlek setiyle de bağlantılı olarak akıcı olmasıdır. Bunlar tartışılabilir, bisiklet tipine göre değişiklik gösterebilir veya birden fazla ekleme yapılabilir. Dediğim gibi bunu sadece basit bir özet olarak düşünebilirsiniz.

Bisiklet markaları kendi içlerindeki segmentlerde sundukları yeni modellerin, bir, iki ya da üç yıl önceki modellerinden her zaman daha aero, daha akıcı, daha esnemez, daha konforlu olduğunu söylerler. Her marka her yıl bu kadar ileri gidiyorsa, günün sonunda farklı markaların aynı segmentteki hemen hemen tüm bisikletlerinden aynı sürüş hissini almalıyız, öyle değil mi? Ancak bu noktada atlanmaması gereken bir detay var: Markaların öncelikleri. Kimisi kafayı esnemezliğe takmışken, kimisi daha aero olmaya takıyor. Kimisi daha şık gözükerek fark yaratmak isterken, kimisi de sunduğu konforla öne çıkmaya çalışıyor. Durum böyle olunca da ister istemez bisikletlerin sürüş esnasında size verdiği his farklılaşıyor. Yani fiyatları birbirine çok yakın; birbirine rakip markaların bisikletleri, pazarlanırken size tıpatıp aynı anahtar kelimelerle pazarlansa da, yaşattığı sürüş tecrübeleri birbirinden farklı oluyor.

Yazının beşinci paragrafına geldik. Orbea Orca ile ilgili tek bir cümle yazmadım diye hayıflanıyor olabilirsiniz ama incelemeyi öyle çok fazla teknik detaya, fabrika verisine falan boğmak istemediğim için bu tip bir yazı hazırlamak istedim. Orbea'nın 2014 ve 2015 yıllarına ait Orca OMP ve OMR kadrolarını test etme fırsatım olmuştu. Şu an kullandığım Orbea Orca OMR 2016 modeli ile ilgili olarak söyleyebileceğim en net şey, bisikletin sürüş hissindeki büyük değişikliktir. Özellikle OMR kadro (en üst seviye kadro) kendisiyle aynı geometriye sahip OMP kadrodan (bir alt seviyesindeki kadro) dahi keskin çizgilerle ayrılıyor.

İki farklı jant setiyle (tubular ve clincher) kullanma imkânı bulduğum Orca, öyle inanılmaz ötesi olmasa da oldukça tatmin edici hafiflikte bir kadroya sahip. Üzerinde Ultegra Di2 set bulunuyor ve bununla beraber pedallı ağırlığı yedi kilogramın çok az üzerinde. Onun yerine üst segment bir mekanik vites grubu takarsam, altı noktalı sayılara geçmek işten bile değil. Üstelik üzerindeki gidon boğazı ve gidon gibi tamamlayıcılar da karbon değilken. Dolayısıyla, hafiflik sizin için önemli bir kriter ise, Orca sizi tatmin edecektir.

Ben bisikletleri toplarken kadronun doğasına uygun hareket edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Örneğin; size yumuşak ve akıcı bir sürüş hissi sunacağına vurgu yapan bir kadroya Campagnolo'nun sağlamlık ve sertlikte çığır açmış G3 teknolojili ve alüminyum çemberli bir tekerlek setini takarsanız, bisikletten alacağınız reaksiyonda bozulmalara sebep olabilirsiniz. Yani daha konforlu olabilecekken biraz daha sert bir bisikletiniz olabilir. Bunda elbette hem tekerlek setinin hem de kullandığınız lastiklerin ve o lastiklere uyguladığınız basıncın etkisi var. Üst sınıf bir bisiklete ona yakışır kalitede lastikler takmalısınız ki birbirlerini tamamlayabilsinler. Bu noktada iş biraz kullanıcıya kalıyor.

Orbea Orca OMR, bugüne kadar kullandığım en konforlu (endurance olmayanlar arasında) yol bisikleti diyebilirim. Tubular özellikli, karbon ve hafif bir tekerlek seti olan 3T T35'lerle sahip olduğu viraj alma kabiliyetini size anlatmam mümkün değil. Yaşayıp görmeniz lazım. İnişlerden her seferinde daha çok zevk almamın en temel sebebi bu bisiklettir zira bisikleti istediğim kadar yatırıyorum ve aylardır bana yaşattığı en ufak bir güvensizlik olmadı. Diğer yandan, sunduğu tüm o yumuşak sürüş tecrübesine karşın orta göbekteki esnemezliğine şaşırmamak mümkün değil. Esnemezliği yüksek her bisiklet sert; takır-tukur bisiklet olmak zorunda değildir. Bu noktada Giant Propel Advanced SL de benden tam not almış bisikletlerden biriydi ve Orca da aynı şekilde beni etkiledi diyebilirim. Merida Scultura 7000-E de bu noktada önemli aşama kaydetmiş bisikletlerden biri, zira önceki senelere ait modellerinde daha rahatsız edici bir sertliği vardı ancak bu modelinde çıtayı biraz daha -Orca'nın sunduğu konfor seviyesinde olmasa da- yükseltmişlerdi. Ancak bu noktada az önce de söylediğim gibi markaların farklı tercihleri olduğunu bilmekte fayda var. Merida'nın Scultura modeli ile tırmanışta sizin en iyi dostunuz olacak bir bisiklet sunmak istediği için konfordan bir nebze fedakârlık yapmış olması oldukça anlaşılabilir bir durum.

Anlaşılan o ki Orbea mühendisleri tırmanış veya düzlük fark etmeksizin ihtiyacınız olan tüm geri dönüşü size sağlayan harika bir yarış kadrosu tasarlamış. Oldukça kıvrak ve ihtiyacınız olan atik manevra kabiliyetine sahip. Uzun yıllar kullanmayı düşündüğüm Orca'yı hiç düşünmeden size tavsiye edebilirim. Cofidis takımıyla olan işbirlikleri de hesaba katıldığında, kısa bir araştırma sonrasında eğer görünüşünü de beğeniyorsanız bir Orbea almamanız için hiçbir sebep yok. Gerçek bir smooth ride deneyimi arıyorsanız, Orca size bunu sunacaktır. Bisikleti kişiselleştirmeye imkân veren ve herhangi bir fiyat farkı ödemek zorunda olmadığınız MyO programı sayesinde istediğiniz renklerde bir kadroya sahip olabilirsiniz. Sipariş tamamlandıktan sonra ortalama 8-10 hafta sonra bisikletiniz elinizde oluyor.

Türkiye'deki mağazası Caddebostan, İstanbul'da bulunan Orbea modellerinin fiyat bilgisine buradan ulaşabilirsiniz.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Gaerne Chrono Yol Bisikleti Ayakkabısı

Pelotonda André Greipel ve takımının ayağında yıllardır görmeye alıştığımız İtalyan markası Gaerne, 2016 model ayakkabılarıyla karşımızda.
Ayakkabının kutusunu açtığınızda sizi ”Made in Italy” yazısı karşılıyor. Anlaşılan o ki Gaerne markasının pazarlama ekibi, size kendinizi ilk andan itibaren özel hissettirmeyi ilke edinmiş. Birkaç broşür ve taşıma kılıfının ardından nihayet ayakkabıya ulaşıyorsunuz.
Bir ayakkabıyı hem rahat hem de performans verimliliğini en üst düzeyde tutacak kadar iyi yapmak kolay iş değil ama öyle görünüyor ki Gaerne bunu başarmış.
Gaerne Chrono modeli, sadece iki boa ile ayağınızı sarıyor. İlk bakışta bu size yetersiz gibi gözükebilir. Ancak ayakkabının tasarımını ve kullanılan malzemeyi buna uyumlu olarak geliştirmişler. Altı farklı noktadan ayağınızı saran bir sistemden söz ediyoruz. Bu da size sürüşte sıkılık olarak geri dönüyor. Gaerne markasının genelde orta ve üst modellerinde kullandığı bilek etrafındaki sert kısım, ayak bileğiniz için yeterli sıkılığı sağlıyor ama belki Sidi Ergo III modelinde olduğu gibi vidalı bir ayar mekanizması koysalar bi’ tık daha iyi olabilirdi.
Karbon tabanı kusursuz denebilir. Sürüş esnasındaki denemelerimizde en ufak rahatsız edici bir esneme hissetmedim. Zaten ayakkabı genel olarak esnemezlik ve sıkılık anlamında sınıfı yıldızlı pekiyi ile geçmiş durumda. Fiyatını düşünecek olursak, Bont modellerinin bazılarında olduğu gibi ısıtılıp ayağınıza daha da uygun hale getirilebilen bir şekilde piyasaya sunulsa kusursuza yakın bir model halini alırdı. Ancak o açığı da belki Bont markasının bu seviyedeki modellerinden biraz daha rahat olmasıyla kapattığını söyleyebiliriz. Bu denli rijit ve konforlu ayakkabı üretmek hiç de kolay iş değil. Üstelik bunu sadece tabanıyla değil, ayakkabının bütünüyle sağlıyor. Ayakkabının bir süre sonra deforme olan bir malzemeden üretilmediğini elinize alır almaz anlıyorsunuz.
Beş farklı renk ve oniki farklı bedende satılan Chrono’nun tabanının topuk kısmında bulunan değiştirilebilir destekler kaliteli malzemeden üretilmiş ve kolay kolay kaymıyor. Ufak tefek ezilmeler haricinde henüz herhangi bir deformasyon belirtisi görmedim. Üst kısımda bulunan havalandırma deliklerinin de oldukça yeterli olduğunu belirtmeliyim.
Bir İtalyan markası olması, kalıplarının dar olacağını size düşündürse de, işin aslı öyle değil. Bizim tavsiyemiz -farklı ayak tiplerine göre değişmekle beraber- Sidi veya Shimano’da giydiğinizin bir veya yarım numara küçüğünü tercih etmeniz gerektiği yönünde. Örneğin; 45 numara Sidi bir ayakkabınız varsa, Gaerne’de 44 veya 44,5 tercih edebilirsiniz.

12 Temmuz 2016 Salı

Shimano Ultegra Di2 6870 Vites Grubu

Bisiklet dünyasındaki teknolojik gelişmelerin ardı arkası kesilmiyor ve son dönemde özellikle yol bisikletinde disk fren ile beraber kendinden en çok bahsettiren gelişmelerin başında elektronik vites sistemleri geliyor. Hatta bu işi Shimano’dan bir adım öteye taşıyarak tamamen kablosuz bir şekilde gerçekleştiren Sram markası yeni eTAP modeliyle şu aralar piyasayı sallıyor.
Kendini elektronik vites gruplarına alıştıranlar, tel gerdirerek vites değiştirenlere hayretle bakıyor. Peki, işin aslı nasıl?
Ağırlık konusuna çok takılanlara kötü bir haberim var. Elektronik vites grupları, aynı modelin mekanik olanından biraz daha ağır oluyor. Yani Ultegra Di2, mekanik Ultegra’dan ağır bir set. Ancak ağırlığı yaklaşık 2350 gram civarında olan Ultegra Di2 modelinin, ağırlığını göze alacaklara oldukça keyifli sürüşler sunacağından hiç şüpheniz olmasın. Fiyatı ve sunduğu performansı birlikte düşünüldüğünde, elektronik vites grubuna geçmeyi düşünen ama çok da para harcamak istemeyenler için en mantıklı tercih diyebilirim.
Öncelikle ona ilk dokunduğunuz andan; vites kollarından başlayalım. Mekanik versiyona göre çok daha ergonomik ve nispeten küçültülmüş fren-vites kollarına daha ilk sürüşte alışacaksınız. Shimano’nun mekanik vites gruplarındaki fren-vites kollarıyla ya da Sram’ın fren-vites kollarıyla kıyaslandığında bir adım önde olan kolların, Campagnolo’nun sunduğu Ergopower konforuna erişmesine ramak kalmış denebilir. Fren kolunun ardına yerleştirilmiş vites butonları tasarım ve işlevsellikte bizce sınıfı geçecek kadar kaliteli. Vites değiştirirken butona minik bir dokunuş yapmanız yeterli. Fren yapayım derken vites değiştirenleri ya da vites değiştirmek isterken fren yapanları Shimano markası ile barıştıracak bir set olan Ultegra Di2, vites değişimi için sizi sadece kollara bağımlı bırakmıyor. Sonradan edinebileceğiniz aparatlarla vites değişimlerini alternatif olarak droplara ya da gidonun ortasına yakın bir yerlere alabiliyorsunuz. Sprinter özellikli ya da uzun ve zorlu etapları seven bisikletçiler için geliştirilen bu iki alternatif sayesinde vites geçişlerini duruş pozisyonunuzdan ödün vermeden gerçekleştirebiliyorsunuz. Aynı lüksün triatletler için de üçüncü bir alternatif olarak sunulduğunu belirtmemde fayda var.
Pili sele borusunun içine yerleştirilen Di2 sistemlerin kullanım ömürleri oldukça uzun. Pil seviyesi azaldığında veya kritik seviyelere ulaştığında, bundan haberiniz olması için gidon boğazının hemen altına yerleştirilen ve deyim yerindeyse görev dağılımı yapan Junction Box isimli minik kutunun yan kısmında bulunan ışığın rengi sayesinde vites grubunuzu ne zaman şarj etmeniz gerektiğini öğrenebilirsiniz. Aynı kutunun alt kısmında vites ayarı için kullanılan bir buton, diğer yanında ise USB kablo için şarj yuvası var. Shimano’nun şimdilik sadece Windows işletim sistemi kullanan bilgisayarlarda çalışan E-Tube ismini verdiği program sayesinde vites kollarınıza çeşitli özellikler tanımlayabiliyorsunuz. Daha hızlı ya da daha yavaş vites geçişleri, çoklu vites geçişleri ve diğer detaylar için bu programı kullanabilirsiniz. Set elinize ulaştığında, standart ayarları yapılmış olarak geliyor ve buna göre vites değiştirme butonuna basılı tuttuğunuzda siz bırakana kadar oldukça seri bir şekilde vites değişmeye devam ediyor.
Gelelim vites geçişlerine… Mekanik vites gruplarında vites değişimi, sizin bir hareketinizle gerdirdiğiniz ya da gevşettiğiniz telin aynı aksiyonu aktarıcılara yansıtması sonucunda gerçekleşiyor. Elektronik sistemlerde ise, anlatırken uzun ama gerçekleşirken çok daha kısa olan bu süreç, daha da kısalmış durumda. Üstelik, özellikle tırmanış esnasında gerçekleşebilecek yük altındaki beklenmedik vites değişimlerine de aynı şekilde hızlı tepki veren bir yapıdan söz ettiğimi belirtmem gerek. Eğer vites grubunuzun ayarları iyi yapılmışsa, size son derece sadık ve bir dediğinizi iki etmeyecek bir arka aktarıcıya sahipsiniz demektir. Şartlar ne olursa olsun tüm vites değişim komutlarınıza aynı serilikte karşılık vereceğinden emin olabilirsiniz. Bu performansı şimdiye kadar sadece Campagnolo Super Record ve Record serisi vites gruplarında almıştım. Ancak burada altını çizmem gereken bir konu var. Otomatik vites sistemine sahip olan araba kullananların sıklıkla dile getirdiği şu ‘his eksikliği’ ne yazık ki Shimano Di2 modellerinde de mevcut. Öyle ki bazen vites değiştirdiğinizi anlayamayabiliyor, rublenizi kontrol etmek durumunda kalabiliyorsunuz. Özellikle kompakt aynakol kullanıyorsanız bunu en az bir kere yaşayacağınıza şüphe yok. Vites geçişleri yumuşak, kusursuz ve oldukça seri olan bu setin maalesef ruhu yok. Vites değişimini hissedebilmek, bisikleti parmaklarınızın ucunda yönettiğinizi bilmek sizin için önemliyse, Shimano Ultegra Di2 incelemesini kapatabilirsiniz.
Aynakol ve fren seti mekanik Ultegra ile aynı kalitede olan set, 1982 gram ağırlığında olan Dura Ace Di2 ile aynı teknolojik özelliklere sahip. Yani birinin diğerinden daha iyi vites geçişi yok. İkisi de aynı. Eğer ağırlık konusunu kafanıza takmayan biriyseniz, Ultegra Di2 setin vites geçişlerinin Dura Ace Di2 ile aynı olduğunu bilerek gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Ön aktarıcısı, olası zincir sürtmesine karşı kendini otomatik olarak hizalayan ve 800 kilometreden fazla test ettiğim Shimano Ultegra Di2 setin iyi bir teknisyen tarafından ayarlandığında sizi üzeceğini düşünmüyorum. Şarj kablosu, şarj adaptörü, gidon boğazı için yedek bağlantı aparatı ve kablo söküp takma işini gören çubuğu ile birlikte gelen seti kullanmaya alıştıktan sonra bir daha hiç mekanik bir grup sete geçmek istemeyebilirsiniz.
Herhangi bir soru ya da yedek parça temini için Shimano Türkiye’nin sitesinden bilgi alabilirsiniz.

10 Temmuz 2016 Pazar

KASK Protone Kask

Konu bisiklet olunca, ya bisikletin kendisinde ya da ilintili ürünlerde İtalyan markalarına denk gelmek kaçınılmaz oluyor. ”Fatto in Italia” ibaresini gördüğünde yüzüne gülümseme yerleşmeyen birini bulmaksa inanın çok zor.
KASK da bisiklet sektörü için ortaya en iyisini koymaya çalışan İtalyan firmalarından biri. Popülerliğini Team Sky ile AR-GE çalışmaları yürüterek bir üst seviyeye çıkaran marka, hemen her bütçeye hitap eden modelleriyle son yıllarda piyasada kendine büyük yer buldu. Birbirinden şık tasarlanan modeller arasında kolaylıkla ön plana çıkan KASK Protone modeli, aero kask kavramına yeni bir boyut kazandırmış durumda, zira üzerinde sayısı azımsanmayacak kadar hava kanalı bulunuyor. Neresinden baktığınıza bağlı olarak, Protone için tırmanış kaskı demek de mümkün, aero kask demek de… 
M bedeni tartıldığında 230 gram civarı gelen ağırlığı ile dikkat çeken Protone, kendi sınıfındaki kasklar arasında hafif denebilecek bir konumda bulunuyor ama hafiflik konusunda takıntılıysanız daha hafiflerini bulmanız da mümkün. Mühendislik harikası iç kısımda ter damlalarının emilmesini sağlayan sünger yüzey ve anti-bakteriyel yapıya yer verilmiş. Bu da size ihtiyacınız olan konfor ve hijyeni sağlıyor. Üstelik sökülebilen bu pedli iç yapının çok kirlendiğini düşünürseniz, düşük sıcaklıkta yıkayabiliyorsunuz. 
Protone, M ve L olmak üzere sadece iki bedende satışa sunulmuş olsa da, Octo Fit isimli ayar mekanizmasının geniş aralığı sayesinde kullanıcılara kolaylık sağlıyor. 
Eco-Leather ismini verdikleri kayış, belki de şimdiye kadar kullandığım en rahat kayıştı. Yanaklarınıza veya çenenize herhangi bir baskı hissetmiyor, uzun saatlerden sonra bile herhangi bir kaşıma isteği duymuyorsunuz.
Kutusundan taşıma kılıfı ile çıkan ve sayısız renk seçeneği olan Protone, geniş hava kanalları ve şık görüntüsüyle size uzun yıllar hizmet edebilecek kalitede bir kask.
KASK markasının Türkiye distribütörü olan Accell Bisiklet aracılığıyla satıldığı mağazalara ve internet sitelerine ulaşabilirsiniz. Özellikle N11'de dönem dönem indirimlere denk gelmeniz mümkün.

8 Temmuz 2016 Cuma

3T Orbis II T35 LTD Jant Seti

1961 yılında İtalya’nın Torino şehrinde 3TTT – Tecnologia del Tubo Torinese ismiyle kurulan ve günümüzdeki adı 3T olan firma, bisiklet endüstrisine sayısız yenilik ve bakış açısı kattı. Yıllardır bisikletlere üst düzey kalitede tamamlayıcı ve aksesuar üreten marka, son dönemde sektördeki yeniliklere kayıtsız kalmayarak pazara yeni ürünler sunmaya başladı. Bunlara en basit örnek, aero bisiklet trendini yakından takip edenlerin oldukça ilgisini çeken Aeronova serisi gidonlar ve triatlon sporu için piyasaya sunduğu farklı tipte gidon ve aksesuarlar oldu.
Tüm bunların yanı sıra, markanın bir süredir tekerlek seti piyasasında da kendine yer bulmaya çalıştığını biliyoruz. Özellikle son dönemde disk frenli bisiklet furyasından uzak kalmamak için Discus modelleri üzerinde çalışan 3T, bunun yanı sıra geleneksel çizgiyi takip eden kullanıcılar için de çözümler üretmeye devam ediyor.
Patenti kendine ait teknolojilerle son kullanıcıya performans ve dayanıklılığı birlikte sunmak için çalışmalar yürüten İtalyanlar, tekerlek seti dünyasındaki -kendilerinin de ürünlerinde yer verdiği- yenilikleri dört ana başlık altında toplamışlar.
Bisikletlerin geometrilerinde ve üretim aşamalarında yapılan değişikliklerinin yanı sıra, profesyonel bisiklet dünyasının yol bisikletinde 25mm ve daha büyük lastikler kullanmaya başlamasıyla da son kullanıcının yol bisikletine bakış açısı değişti ve artık yol bisikletleri sert, konforsuz ve uzun sürüşler sonrası vücutta ağrı bırakan bisikletler olarak anılmaktan oldukça uzaklaştı. Tekerlek setlerinin jantlarındaki profil genişliklerinin 25mm civarında tutulması, hafif ve sürtünme direnci düşük durumdaki 25mm ve daha büyük lastikleri çok yüksek basınçlara çıkmaya gerek kalmadan maksimum verimlilik ile kullanabilmeyi mümkün kılıyor. Yani, bu profil genişlikleri sayesinde artık eskisi gibi 23mm ya da 20mm lastikler ve yüksek basınçla sürüş yapmak zorunda değilsiniz. Diğer yandan 3T, Discus ve Orbis II modelleri için tasarladığı çemberlerde minimum rüzgâr sürtünmesini hedeflemiş. Bu da, sürüş esnasında farklı açılardan gelen rüzgârın tekerleğinizde yarattığı türbülansta azalma anlamına geliyor.
Linear+ ismini verdikleri teknoloji ile Sapim CX-Ray jant telleri göbekten jant çemberine direkt ve belli bir açıyla bağlanmış. Açılı olarak gelen tel delikte düzelmediği ve dümdüz kaldığı için o kısma gereğinden fazla yük binmemiş oluyor. Bu sayede tekerlek setinde genel itibariyle daha güvenilir bir performans ve daha zor bozulan akort ayarını hedeflenmiş diyebilirim. Tel başlarının jantın iç kısmında olması sayesinde ise temiz görüntü, dayanıklılık ve aerodinamik açıdan avantaj sunulmuş.
Arka tekerleklerde ruble tarafındaki teller janta dik bir şekilde gelir. Diğer tarafta ise aradaki mesafe sebebiyle açı oluşur. 3T, aradaki farkı en aza indirmek için jantın tasarımını asimetrik olarak belirlemiş. Arka janttaki tel başlarını yaklaşık 3mm sağa alan mühendisler, sol taraftaki tellerin de açılı gelmesini sağlamış. Böylece üzerine eşit seviyede yük binen teller arka tekerin esnemezliğini olumlu yönde etkiler hale gelmiş.
Bu teknolojilerin yanına 3T’nin karbon ürünlerinde yıllardır tutturduğu yüksek standardı da ekleyince, ortaya kusursuza yakın bir tekerlek seti çıktığını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. İtalyan tasarım anlayışı, mühendislik ve en üst düzey kalitedeki karbon-fiber malzeme ile üretilen 3T Orbis II T35 LTD, test ettiğim dört farklı bisiklette de yüzümü güldürmeyi başardı.
Sırasıyla Pinarello Dogma 60.1, Merida Scultura 7000-E, Guerciotti Record ve Orbea Orca OMR modellerinde test ettiğim tekerlek setinde -kullandığımız üst düzey tubular lastiklerin de katkısıyla- dikkatimi çeken ilk şey konfordu. Yoldan gelen darbeleri son derece başarılı emen tekerlekler, kullandığınız bisikletten aldığınız sürüş keyfini kesinlikle yükseltecektir. Bundan emin olabilirsiniz. Kendi aralarında yaptığım karşılaştırmalarda Scultura’yı Orca’ya göre biraz daha sert ve ‘bi tık’ konforsuz buldum. Ancak bu tekerlek setiyle gerçekleştirdiğim sürüşlerde Scultura’nın verdiği sürüş hissinde bir değişme olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ek olarak, G3 örümü sayesinde esnemezlikte çığır açan Campagnolo’nun Bullet Ultra tekerleklerinin yerine konforsuzluğu ile nam salmış Dogma 60.1’e taktığımız Orbis II set, o bisiklette de hissedilir bir yumuşamaya sebep oldu. Tüm bu denemeleri lastikteki hava basıncını 120 PSI olarak belirleyerek yaptığımızı da eklemeliyim.
Oldukça hafif alüminyum malzemeden üretilen seramik rulmanlı göbeklerin akıcılığı ile ilgili herhangi bir kuşkunuz olmasın. Piyasadaki muadilleriyle aynı seviyede hatta bazılarından daha iyi olduğu aşikâr. Örneğin; Campagnolo’nun CULT teknolojili tekerlek setlerinden geri kalmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak bu noktada, iyi bir tekerlek setinin en az onun kadar iyi lastiklere ihtiyacı olduğunu bilmenizde yarar var. Bisikletinizin akıcılığını ve sürüş hissiyatını direkt olarak etkileyen tekerlek setleri, dıştan rüzgâr ve yoldan, içten de göbekteki sürtünmeden en üst düzeyde kaçınmak üzerine tasarlanır. Aerodinamik olarak avantajlı ve rulmanları seramik bir tekerlek setine sahipseniz, ona TPI seviyesi yüksek ve profesyonellerin tercih ettiği düzeyde lastikler almanız şart. Aksi takdirde tekerlek setinizden maksimum verimi alamazsınız.
İstanbul’un birbirinden bozuk yollarında çukurlara girmekten çekinmeden test ettiğim tekerlekler, üç aylık test periyodunun sonunda önde sıfır, arkada ise çok az bir akort bozulması yaşadı. Toplam ağırlığı 1250 gram olan bir set için hiç fena sayılmaz. Aynı setin T50 LTD olarak geçen ve profil yüksekliği 50mm olan modeli de var. Ayrıca tubular set tercih etmek istemeyenler için yine aynı şekilde karbon profilli clincher modeller de mevcut.
Karbon tekerlek seti sahiplerinin frenleme konusunda hassas olduğunu hepimiz biliyoruz. 3T Orbis II T35 LTD ile gelen fren pabuçları oldukça başarılı ancak inişlerde bir süre sonra ısınmanın etkisiyle ıslık çalmaya başlıyorlar. Belki de pabuç konumlandırmasında bir hata yapmışımdır. Bu konuyu 3T ile görüşüp, benzer şikayetler alıp almadıklarına dair bilgi sahibi olacağım.*
Özel taşıma çantaları, bisikletinin rengiyle uyumlu hale getirmek isteyenler için farklı renkte 3T logo çıkartmaları, fren pabuçları, mandalları ve sibop uzatma aparatlarıyla gelen set, fiyat-performans açısından olabilecek en iyi noktada duruyor. 3T ürünleri hakkında fiyat ve stok bilgisi almak için Türkiye distribütörü olan Ateş İthalat’tan bilgi alabilirsiniz.
* Fren pabuçlarının hizasını değiştirince herhangi bir ses problemi kalmadı.