24 Mart 2015 Salı

Bisiklette Bahar Temizliği

Güneş yüzünü göstermeye başlıyor. Kış ayları boyunca evin karanlık odasında, balkonunda veya kömürlükte(!) yatan bisikletlerin yeniden sosyalleşmeye ihtiyacı var. Renklerini sergilemek ve biraz da hava almak için dışarı çıkmak istiyorlar. Onların bu isteklerini yerine getirmek için yapmanız gerekenler aslında çok basit.

Bir kere o lastikler şişirilecek. Orası kesin. Aylardır öylece duran bisikletinizin lastikleri kuvvetle muhtemel inmiştir. Jant çemberini, telleri ve göbeği sildikten sonra hava da basarsanız, bisikletinizin tekerlekleri gıcır gıcır olacaktır. Eğer biraz daha itinalı bir temizlik isterseniz, bir jant silgisi alıp jantın fren yüzeyini temizleyebilirsiniz. Son olarak, ön ve arka tekerleğinize birkaç tur attırın. Özellikle göbeklerinden herhangi ses gelip gelmediğine bakın. Takır tukur sesler geliyor veya alışılmışın dışında yavaş dönüyorsa, güvendiğiniz bir bisikletçide göbekleri açtırıp kısa bir bakım yaptırmanız gerekebilir.

Kadronuz pis durumdaysa, kuru bezle girişmek yerine nemli bezle şöyle bir silmekte fayda var. Kuru bez ile yaparsanız, kadroda kurumuş olan toz ve çamurlar boyanızda kılcal çiziklere sebep olur. Karbon kadro kullanıyorsanız, asitten uzak durun. Temizlik ürünlerinizin alkalin bazlı olması gerek. Buna dikkat edin.

Bisikletinizin kabloları da kış boyunca ilgisiz kaldı. Sıkılıklarına şöyle bir bakın. Frenleri kontrol edin. Vites geçişlerine bir bakın. Muhtemelen bozulmalar olmuştur. Tel gerginliğinde farklılıklar meydana gelmiş olabilir. Vites ayarı yapmayı biliyorsanız mesele yok. Aksi durumda yine bir bisikletçide vites ayarlarınızı çabucak yaptırabilirsiniz. Gerek görürlerse, kabloların sökülüp yağlanması da faydalı olacaktır.

Vites mekanizmanız oldukça yağsız kalmış olacağından, onun bakımına ayrıca özen göstermeniz gerek. Öncelikle zincirinizi temizleyin. WD 40 size yardımcı olur. Ondan sonra yine onunla arka aktarıcı makaralarını ve aynakol yapraklarını temizleyebilirsiniz. Son olarak birkaç tur yağladıktan sonra yeniden kullanılabilir hale getirmiş olursunuz.

Bisikletinizdeki tüm vidaları şöyle bir kontrol edin. Gevşek gibi olanları yeniden sıkın. Bu detay, güvenlik açısından oldukça önemli. Örneğin; gidon boğazında iyi sıkılmamış bir vida, tümsekten geçerken size gidon hakimiyetini kaybettirebilir.

Bunlar haricinde temel bakım olarak sayabileceğim pek bir şey yok. Derinlemesine kısa veya uzun temizlik ve bakım için yapılabilecek şeyleri aşağıdaki videolarda bulabilirsiniz. Bisikletiniz yerinden kalkmayacak kadar kötü durumda ve her yeri pas içindeyse, yenisini almanız daha iyi olacaktır.


5 Dakikada Bisiklet Temizliği




30 Dakikada Bisiklet Temizliği

11 Mart 2015 Çarşamba

Şeytan Arabası & Cyclist Türkiye

Ne zamandır sevgili Aydan Çelik'i hiç bu kadar neşeli ve hareketli görmemiştim.

Cyclist Türkiye yayın hayatına başladı. Üzerimizden büyük bir yük kalktı. Kalktı kalkmasına ama işler hafiflemedi. Aksine artarak devam etti. Ofiste her günümüz yoğun geçiyordu. O esnada Aydan Çelik imdadımıza yetişti. Çarşamba günü gelin de radyo programında sizin dergiyi konulaşım dedi. İşi gücü bıraktık. Topuklarımız popomuza vura vura gittik.

Pazartesi ve Salı gününün yoğunluğunu geride bırakmıştık. Havayı güneşli görünce elbette bisikletlerimizle yola koyulduk. Sabah Tufan ile Kadıköy rıhtımda buluştuk. Vapur iskeleye yaklaşırken birlikte duran bisikletlerimize bakıp gülümsüyorduk. İkimizin de birbirine belli etmediği güzel bir heyecanı vardı. Dergiyi ilk defa beraber temsil edecektik. Daha dergi ortada yokken kendi aramızda konuştuğumuz onca şeyi, şimdi bizi dinleyen bir sürü insana aktarabilecektik. Celeste ve turuncu renkler birbirine ne kadar yakışıyor diye düşünürken müthiş yetenekli kaptanımız vapuru uyuyan herkesi uyandırmak için and içmişçesine sert bir şekilde yanaştırdı. Uyandık. Kaldırımdaki Sirkeci kalabalığından bir an önce kurtulup Tophane dolaylarındaki Açık Radyo'ya doğru yol aldık. 

Varır varmaz Aydan abiyi aradım. Hemen yanımıza geldi. Selamlaştıktan sonra hemen birkaç kare fotoğrafımızı çekti. Belli ki o da heyecanlıydı. Bisiklet insanlarıyla birlikte olmanın en güzel yanı da bu. Bisikleti kalpten seven insanların yüzü her zaman böyle gülüyor işte. Yapılan en basit işte bile bir heyecan oluyor işin içinde bisiklet olunca. Aydan abinin gözü beni daha çok yol bisikletiyle görmeye alışık olduğundan, bir ara yeni aldığım şehir bisikletimi incelerken yakaladım onu. Rengini en az benim kadar sevdiğinden emindim. Sonra dayanamayıp bisikletlerimizi programın yapılacağı stüdyoya götürmek istedi. Zaten hava onları öyle gölgede bırakacak kadar da sıcak değildi. Bisikletlerimize bunu yapamazdık. Üşümesinler diye hemen içeri aldık onları.

Daha önceki konuk oluşumdan da bildiğim üzere, Şeytan Arabası programı 25 dakikalıktı ama bu seferki bana beş dakika gibi geldi. Konu konuyu açtı ve akıp gitti zaman. Öncesinde ve sonrasında da sevgili Esra Ertan ve Aydan Çelik ile dergi ve bisiklet üzerine uzun uzun konuştuk ama o gün hiç bitmese de olurdu aslında. Uzun süredir böyle keyifli sohbet ettiğim bir gün geçirmemiştim. Sanırım o stüdyodaki herkes bıraksalar akşama kadar bisiklet konuşmaya devam edebilirdi. Bisiklet hakkında daha anlatılacak, yazılacak ve çizilecek öyle şey var ki...

Programın kaydını aşağıdan dinleyebilirsiniz:

9 Mart 2015 Pazartesi

Giant Escape Air Şehir Bisikleti

Şubat'ın sonundaki fuara giderken aklımda bisiklet almak hiç yoktu. Bir süredir bir şehir bisiklet arıyordum ama fuarda öyle dikkatimi çekebilecek veya hemen orada karar verebileceğim bir bisiklet olmasını beklemiyordum. Bir önceki sene fuarda olmayan markalardan biri olan Giant, sergilediği modellerle beni biraz şaşırttı.

Giant markası genellikle mavi, beyaz, kırmızı, siyah gibi renklerde takılıp kalmıştı. Yıllardır yol veya şehir fark etmeksizin bisikletlerinde hakim renkler bu renklerdi. Özellikle mavi renklerinden bıkmıştım diyebilirim. Geçen sene başlayan, bu sene devam eden değişimlerinin sonuçlarından biri olarak renklerde de oynamalara başlamışlar. Specialized markasının son birkaç yıldır yürüttüğü başarılı pazarlama taktiklerine kayıtsız kalamayan Giant, hem tasarım hem de renk ayrımı anlamında aşama katetmiş gibi gözüküyor. Türkiye pazarına geçen sene giren Orbea'nın Carpe modelindeki renklerinin güzelliğinin ardından bu defa dikkatimi çeken bisiklet Giant Escape Air oldu.

Cyclist Türkiye'yi yayın hayatına başlatmamızın hemen ardından bulduğum boşlukta soluğu Giant mağazasında aldım. Bisiklet hakkında fuarda biraz bilgi almıştım. Japon pazarı için üretilen ve dört farklı rengi olan Escape Air, cromoly maşası ve 9,5 kiloluk ağırlıyla aklımı çelmeyi başarmıştı. Maşayı da kadronun rengine boyamasalar daha iyi olurdu gerçi ama olsun, bu haliyle de çok tatlı. Alüminyum maşadan farkını soracak olursanız; darbeyi biraz daha iyi emiyor diyebilirim. Bisikletle birkaç deneme sürüşü yaptım ve almaya öyle karar verdim. Seriliği ve hafifliği hemen hissediliyor. Aynakol (34-46) ikili, rublesi (11-34) dokuzlu olan şehir bisikletinin vites mekanizmasını Shimano Altus, frenlerini ise Tektro RX1 olarak belirlemişler. Bu noktada bisikletin biraz zayıf kaldığı düşünülebilir. Ancak benim fikrimi soracak olursanız, şehir içinde fitness veya ulaşım amaçlı kullanımda ve çok da kötü olmayan hava şartları olduğu sürece kısa turlarda hiçbir sorun yaratmadan kullanılabilecek bir bisiklet olduğunu söyleyebilirim. Fiyatı 695 USD olan bir bisiklet için fiyat-performans anlamında pek çok bisikletten iyi durumda. Vites değişimlerinde ve frenlemede şimdiye kadar bir terslikle karşılaşmadım. Zaten bu tip alt seviye donanımlarda problemler onları zorladığınızda (yanlış vites geçişleri, uzun süre bakım yapmamak vs.) ortaya çıkıyor. Onun haricinde, ihtiyacınız olan performansı size sağlamada bir sorunları yok. Bu arada kablolamayı da Jagwire ile yaptıklarını belirtmeliyim.

Ön ve arkada bagaj montaj yuvaları yapmışlar. Kafanız atar da bir yerlere gitmek isterseniz, size ihtiyacınız olan desteği veriyor. Lastikleri Maxxis Detonator 28c seçmişler. İlk defa Maxxis markasına ait bir lastik kullanıyorum. Dayanıklılık, yol tutuş ve patlak korumasına dair performansıyla ilgili bir süre daha kullandıktan sonra ayrı bir yazı yazacağım. Bisiklette değiştireceğim ilk şey elcikler olacak. Onların verdiği hissi çok da sevmedim açıkçası. Sonra belki fren bacaklarını değiştiririm zira jant göbeklerine varana dek bu kadar güzel gümüş renk detaylara sahip olan bir bisikleti yine aynı renkteki bir fren setiyle tamamlamak istiyorum.

Bisikletin sürüşte verdiği his gayet güvenilir, rahat ve atak. Daha agresif bir sürüş isterseniz ve sadece asfaltta kullanacaksanız, biraz daha ince lastikler takabilirsiniz ama bu biraz da bulunduğunuz şehrin yollarına bağlı. Sanırım ben İstanbul'da lastikleri bu kalınlıkta bırakacağım. İstanbul'un mazgalları ve çukurları dillere destan olduğundan, riske girmek istemiyorum.

Yeni bisiklet sezonuna şehir bisikletiyle giriş yapmak istiyor ve bol bol bisiklet araştırıyor veya deniyorsanız, bu bisiklet için Giant mağazasına da bir uğrayın derim ben.

3 Mart 2015 Salı

Denge Tekeri TRT Radyo'da

Uzun süredir böylesine yoğun ve bisiklet dolu bir haftaya başlamamıştım. Pazartesi gününün sendromunun farkına varacak bir boşluğum dahi olmadı desem yeridir.

Türkiye'nin tek basılı bisiklet dergisi Cyclist Türkiye okuyucusuyla buluştu. İstanbul'dan başlayarak tüm yurda yayılmaya başladı. Telefon ve e-mail trafiği, sosyal medyadan gelen yorumlar ve sorulan sorular derken doğru düzgün kahvaltı etmeye bile fırsat bulamadım.

Haftalar öncesinden verilmiş bir sözüm vardı. TRT Radyo'nun Eko Yaşam isimli programına davetliydim ve konumuz elbette bisikletti. Derginin hikayesi, içeriği ve önemini konuşmak istediler. Hiç düşünmeden tamam demiştim. Denge Tekeri de dikkatlerini oldukça çekmişti. Ondan da bahsetmemi, bisiklet kültürünün temeline dair bilgiler paylaşmamı istediler. Daha ne isteyebilirdim?

Derginin Ataşehir'deki ofisinden çıktığımda saat 13:15 idi ve radyoda saat 14:30 gibi olmam gerekiyordu. Otobüstü, metrobüstü, metroydu derken en son Osmanbey'den TRT Radyo'nun Harbiye'deki binasına doğru hızlı tempo yürümeyle sonuçlanan bir koşuşturmacanın ardından biraz terli olarak tarihi TRT binasına vardım. Üzerimde en sevdiğim ve uğurlu olduğuna inandığım yakalı Campagnolo tişörtüm vardı. Keşke o kadar terlemeseydim. Bisikletle niye gelmedim sanki diye hayıflanıyordum ki dünya tatlısı Esin beni karşıladı. Kısaca program hakkında bilgi verip beni yayın ekibiyle tanıştırdı. İşin teknik kısmından sorumlu Zahide ve oldukça hoşsohbet biri olan Ömer ile koyu bir muhabbete daldık. Bisikletten, dergiden, bisikletli yaşamdan ve şehirdeki bisiklet kültüründen söz ettik. Hepsi bisikleti seven, bisiklete hayatlarında yer vermiş kişiler. Hal böyle olunca, iki lafın biri bisiklet oldu.

Saatler 15:00 oldu. Yayın saati geldi. O kayıt odası nasıl bir gerginliktir öyle? Düşünsenize; TRT'nin yayın odalarından birindeyim. Değişik bir duyguydu. Sessiz, sakin ve oldukça steril bir havası olan odada, kendisi de işe zaman zaman bisikletle gidip gelen Ömer Faruk ile dolu dolu yarım saat geçirdik. Ara sıra ne diyeceğimi şaşırdım ama sonradan kayıttan dinlediğim kadarıyla öyle çok da belli etmemişim sanırım. Daha önce Aydan Çelik ile yaptığımız programın tecrübesi kendini burada göstermiş olsa gerek.

Eko Yaşam ekibiyle orta şekerli bir Türk kahvesinin ardından yollarımız tekrar kesişmek üzere ayrıldı. Övgü dolu sözler ve bir sonraki program için hevesli tekliflerle beni uğurladılar. TRT Radyo bünyesinde böylesine açık fikirli ve bisiklete gönülden ilgi duyan kişilerle tanışmış olmak benim içim oldukça önemliydi. Ben bisikletle ilgili bir şeyler anlatırken ne kadar heyecanlanıyorsam, onların da o kadar gözleri parlıyordu. Ortak paydanın bisiklet olduğu her sohbet, benim için büyük bir kazanım.

Programın kaydına aşağıdan ulaşabilirsiniz.