16 Ocak 2015 Cuma

Cyclist Türkiye'nin Hikayesi

Size Mart ayından itibaren Türkiye'de bir bisiklet dergisi satılmaya başlayacağını söylesem, tepkiniz ne olur? Peki ya bu derginin basılı olarak yayınlanacağını söylesem? Yani, GQ, National Geographic, Four Four Two, Vogue gibi dergileri gördüğünüz her yerde ve hatta bazı bisiklet mağazalarında bile bu bisiklet dergisini de göreceksiniz desem... Harika olurdu öyle değil mi?

Bir süredir yepyeni bir heyecanın içindeyim. Kişisel sosyal medya hesaplarımdan ilan etmiştim, ancak buraya yazmak için biraz daha zaman geçsin istedim. İngiliz Cyclist dergisi, Cyclist Türkiye ismiyle Mart ayı itibariyle ülkemizdeki yayın hayatına başlıyor. İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda'da yayınlanan derginin Türkiye'deki versiyonunun çalışmalarına çoktan başladık. Bendeniz Gökhan Kutluer, Cyclist Türkiye dergisinin editörüyüm. Dergide neler olacak diye merak ediyorsunuz, biliyorum. Aslında bununla ilgili bilgileri derginin sosyal medya hesaplarından bildiriyor olacağız, ancak ben kısaca tüm bisiklet disiplinlerine yer vermeye çalışacağımızı, ilgi çekici röportajların olacağını, bisiklet kültürünün sesi olmaya çalışacağımızı ve bisiklet kullanımına özendirici içerikler paylaşacağımızı söyleyebilirim. 

Cyclist, orijinalinde bir yol bisikleti dergisi. Yani, dağ bisikleti veya farklı branşlarla ilgili yayın yapmıyor. Türkiye'de henüz hiçbir bisiklet dergisi olmadığından, sadece yol bisikletine eğilmeyi doğru bulmadık ve derginin genel kontekstini tamamen olmasa da biraz değiştirdik. Amacımız, bisiklet sporuna ve bisiklet kültürüne doğrudan katkı sağlamak ve herkes için kaynak niteliğinde bir dergi oluşturmak. Dolayısıyla, dergide ilk sayıdan itibaren oldukça renkli ve herkes için ilgi çekici konular bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Hatta, daha az önce sevgili grafiker arkadaşım ile bir tanesinin sayfa planını bitirdik ve arkamıza yaslanıp konuyu şöyle bir okuyunca oldukça hoşumuza gitti. Sabah da, dergide röportajına yer vereceğimiz ünlü bir isme sorulacak soruları hazırlamıştım. Gelecek cevapların da yine bir hayli ilgi çekeceğine eminim. 

Dergide bisiklet ve ürün incelemeleri elbette olacak. Hiç merak etmeyin. Ancak, bunu yaparken tüm firmalara eşit mesafede durmak gibi hiç de arka plana itilmeyecek bir prensibe sahibiz. Dolayısıyla, dergiyi okurken torpil geçilmiş malzeme veya bisikletler olmaması için elimizden geleni yapacağız, çünkü bisiklet sektörünü canlandırmayı ve kalkındırmayı hedeflediğimiz kadar, bisiklet kullanıcılarının doğru ve tarafsız bilgiye ulaşmasını da istiyoruz. İçeriğin tamamı, Türkiye'deki okuyuculara hitap edecek ve Türkçe olacak. Ayrıca, profesyonel bisiklet dünyasından haberleri de bulabileceksiniz. Derginin, orijinal kopyasından çeviri oranını öyle çok yüksek tutmadık. Seçeceğimiz konulara dikkat ediyoruz. Yani, New York'un kalabalık caddelerindeki alışveriş dükkanlarında ve o sokaklarda nasıl hislerle dolaştığını anlatan havalı kadın/erkek yazarların çevirilerini okurken yaşadıklarınızı, bu dergide yaşamamanız için elimizden geleni yapacağız. İsteğimiz, bisikletçi olsun veya olmasın, dergiyi okuyan herkesin kendinden bir şeyler yakalayabilmesi.

Aslında, anlatacak ve paylaşacak çok şey var. Şu an bu yazıyı yazarken, bir yandan da diğer ekranda dergiye Mart ayında girecek olan yazılardan birini, sevgili yazı işleri müdürüm ve aynı zamanda bisikletçi dostum olan Tufan Sağnak'a yollamak üzere düzenliyorum. Ancak, size onları yazmamak için kendimi nasıl zor tuttuğumu tahmin bile edemezsiniz. Keza, yazar kadrosundan bahsetmemek için de öyle... Derginin Mart ayında çıkacak ilk sayısı için, piyasaya çıkış ile beraber abonelik işlemleri de başlayacak. Umarım, tüm bisiklet dostlarından gerekli desteği görür ve uzun soluklu bir yayın hayatının ilk adımını başarıyla atmış oluruz. Dergi, sadece bir dergi olarak kalmayacak ve dijital ortamda da tüm bisiklet dostlarına hitap edecek. Sürprizlere hazırlıklı olun ve sosyal medya hesaplarından dergiyi takip edin.

Cyclist Türkiye Facebook

Cyclist Türkiye Twitter

4 Ocak 2015 Pazar

Yowamushi Pedal

Toplumu bilinçlendirme işleri her zaman vakit alır. Koca bir ülkeyi yeni bir şeylere alıştırmak, onu tanıtmak ve sevdirmek hep uzun vadeli planlara muhtaçtır ve sabır gerektirir. Hele bizim toplumda olduğu gibi bir şeyin yenisine veya değişik olanına şüpheyle yaklaşan bireylerin sayısı çoğunluktaysa, işler iyice karmaşık hale gelir. Elbette bundan yeni cep telefonu, bilgisayar, araba vb. şeyleri ayrı tutuyorum. Onlar için her zaman paramız ve zamanımız var.

Geçenlerde yeni bir anime öğrendim. İsmi Yowamushi Pedal diye geçiyor. Bisiklet kültürü pek çok ülkeden daha ileri seviyeye yerleşmiş ülkelerden biri olan Japonya, ağırlıklı olarak yol bisikletini işleyen ve genel itibariyle bisiklet sporu hakkında sürükleyici hikayeleri barındıran bir çizgi film hazırlamış. Daha ilk bölümden itibaren bisiklet ve bisiklet kullanımı ile ilgili hem kültürel hem de teknik detaylara yer veren Yowamushi Pedal, yirmişer dakikalık bölümlerden oluşuyor ve bir solukta izleniyor. Anlaşılan o ki, amacı uluslararası bisiklet yarışlarına daha çok sporcu göndermek olan Japonya, ağacı yaşken eğmek için kolları sıvamış. Ülkesinde bisiklet kullanımı yaygın olmasına rağmen, 2013 yılında yayına soktuğu bu anime ile profesyonel anlamda da bisiklet dünyasında yer almak istediğini açıkça gözler önüne seriyor. 

Daha ilk bölümle birlikte sele ayarının faydaları, aynakol dişlisinin büyüyüp küçülmesinin sürüş performansına etkileri ve tırmanışta neden hafif olmanız gerektiğine dair deyim yerindeyse hap bilgileri paylaşmaya başlamışlar. Durum böyle olunca, animeyi boş gözlerle izlemeye hiç fırsatınız olmuyor. Bir yandan senaryo akıyor, bir yandan da o senaryoya entegre biçimde bisiklet mekaniği ve bisiklet kullanımı hakkında bilgiler paylaşılıyor. Tüm bunlar olurken, farklı diyaloglarla beraber bisikletin avantajları sıralanıyor ve kullanımı özendiriliyor. En güzel yanlarından biri ise, sadece erkeklerin değil, bisiklete ilgi duyan kızların da oldukça güzel bir şekilde işleniyor olması. Bisiklet hakkında pek bir şey bilmeyen çocuğun selesini ona uygun hale getiren kızın bilgisine şahit olduğunuz sahneye bayılacaksınız.

Bölümlerde sık sık yol bisikleti görüyoruz. Amaç bisiklet sporcusu yetiştirmek olduğundan, bölümlerde hep bisiklet sporuna ilgi duyan karakterler ve onların maceraları var. Antrenmanları, bisikletleri ve teknikleri oldukça keyifli biçimde aktarılıyor. Bisikletlerin detayları çok güzel bir şekilde aktarılmış. Tek fark, telif hakkı dolayısıyla isimlerin farklı yazılması. Mesela; Pinarello yerine Pinarrelo yazmışlar. Tasarımları ise tamamen aynı. Yani, animeyi sadece çocuklar için değil, bisiklete ve bisiklet sporuna ilgi duyan yetişkinler için de eğlenceli hale getirmişler.

Belirli bir bilinç oturtmak için işe önce çocuklardan başlamak, oldukça geleneksel ve her zaman işe yarayan bir taktiktir. Örneğin; ülkesini savaşa hazırlamak isteyen Hitler'in yaptığının da bundan pek farkı yoktu. Dönemin çocuklarının oynadığı oyuncaklar hep militarist materyallerden oluşuyordu. Japonların kendi ülkelerinde halihazırda yaygınlığı bulunan bisiklet kullanımını pekiştirmek ve sporcu yetiştirmek adına yaptığı bu hamle, ülkemiz açısından oldukça örnek alınası bir durum, çünkü bunu teşvik eden hiçbir yayınımız yok. Bazı sabahlar televizyondaki çocuk kanallarını açıp ne var ne yok diye bakıyorum. Biraz İngilizce biraz Türkçe konuşan komik suratlı karakterler, kusursuz bir yaşam, hayvanlar, doğa sevgisi, aile, arkadaşlık gibi şeyler hakkında bilgilendirici senaryoların içinde oradan oraya koşturuyorlar. Bisikleti ise ara sıra görüyorum. Hiç görmüyorum desem haksızlık olur ama gördüğüm kadarı bir çocuğun aklında yer edecek kadar yeterli değil. Bunu çok net söyleyebilirim. 

Ben, içinde çocuk parkı olan bahçeli kafelerde oturduğumda, bisikletimi genelde çocukların bulunduğu yerlere yakın koyarım. Gider bakarlar, dokunurlar, kurcalarlar, annelerine babalarına sorarlar ve öğrenirler. Ne öğrenseler kar sayarım. Merak edip soru sormak isteyenlerin sorularına anlayacakları dilden cevap veririm. Bana göre dünyanın en eğlenceli şeylerinden biri, hevesle yanınıza gelen birinin merakını aynı heyecanla gidermektir. 

Bir dönem kendimi Genzo Wakabayashi sanıyor, okul bahçesinde yaptığımız maçlarda kendimi oradan oraya tıpkı onun gibi atmaya çalışıyordum. Aynı şapkadan bulamamıştım ama benim de öyle bir şapkam vardı. Hatta etrafta kızlar varsa daha bir artistik kurtarışlar yapmaya çalışıyordum. Nankatsu takımının yeteneklisi Kaptan Tsubasa ve arkadaşlarının maceraları beni sabahın köründe televizyonun başına dikerdi. Onları izlerken duyduğum merak ve heyecanı hala hatırlıyorum. Futbolla yatıp kalkan ülkenin çocuklarına futbolla ilgili çizgi filmi dayamak kadar kolay bir şey olmadığını şimdi anlıyorum. Umarım şu Yowamushi Pedal da bir an evvel Türkçe dublajıyla beraber televizyonlardaki yerini alır. Alamıyorsa da birileri çıkar ve içinden bisiklet geçen Türkçe bir çizgi filmin senaryosunu yazıp yayına koyar. Böylece, büyüklerinin yeni bisiklet yolları, bisiklete saygı ve bisiklet kültürünün yayılması için verdiği emeğin kaymağını yiyebilecek bisiklet delisi yeni nesillere sahip olmamız daha da kolaylaşır.

Yowamushi Pedal'a ait ilk üç bölüm ve Türkçe altyazıları şuraya yükledim. Bir şans verin. Mutlaka seveceksiniz.