25 Aralık 2015 Cuma

Shimano RP9 Yol Bisikleti Ayakkabısı

Bisiklette hobi kullanıcılarının sürekli fit olmak ya da antrenman kovalamak gibi dertleri pek yok. Kış aylarında ara verilen sürüşlerin sonucu olarak alınan kiloların geri verilmesinin yolu ise bir bahane bulup motive olabilmekten geçiyor. Kışlık forma, rüzgarlık, yağmurluk ya da ayakkabı... Yeni bir şeyler alıp onu deneme bahanesiyle yollara düşmek gerek. Ben tercihimi ayakkabıdan yana kullandım.

Bisiklet ayakkabılarında rahatlık gözetirken esnemezlikten, esnemezlik ve hafiflik gözetirken de rahatlıktan ister istemez ödün veriliyor. Hepsini beraber sunmaya çalışan modeller de haliyle aşırı pahalı oluyor. Ancak hem aradaki dengeyi tutturup hem de fiyatta ulaşılabilir seviyelerde kalmayı becerebilen markalar da var. Shimano, yeni sezon bisiklet ayakkabılarıyla beraber bu markalar arasında olmayı hedeflemiş gibi gözüküyor.

Shimano RP9 modelinde ilk dikkatimi çeken, tanıtımında Custom-Fit özelliğine vurgu yapılmasıydı. Kaliteli ve birden fazla tabanlık desteği sunan markaların yeni dönemde bir adım önde olacağını düşünüyorum, zira Bike-Fit ve onunla ilgili kavramlar artık bisikletçilerin hayatına iyiden iyiye yerleşmeye başladı. Dolayısıyla bisiklet ve onunla ilgili hemen her ürünün kişiselleştirilebilir olduğunun farkına varan son kullanıcının markalardan beklentileri arttı. Esnemezliği üst seviyede tutulmuş karbon tabanı bulunan Shimano RP9'un kutusundan farklı seviyelerde taban desteği çıkıyor. Ayağınızın şekline göre istediğiniz kalınlıktakini seçip tabanlığa yerleştirebiliyorsunuz. Uzun sürüşlerde ayağınızda herhangi bir ağrı hissetmek istemiyorsanız, bisiklet ayakkabınızı kullanırken kendinize uygun tabanlıkla kullandığınızdan emin olmalısınız. Diğer yandan, son dönemde karbon bisiklet ayakkabılardan çok sık karşılaşılan fırınlamayla şekil verme sayesinde, ayakkabıya fırınlama uygulayarak kendi ayağınıza tamamen uygun hale getirebiliyorsunuz. Maksimum pedallama verimliliği ve konfor için avantajlı bir durum olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Oldukça kısa süreli olan bu işlemin nasıl yapılacağını buradan izleyebilirsiniz.

Shimano'nun bu ayakkabıyı lanse ederken sıkça vurgu yaptığı üzere, RP9'un oldukça rahat bir ayakkabı olduğu konusunda onlarla hemfikirim. Kendime uygun taban desteğiyle gerçekleştirdiğim ilk sürüşten sonra ayağımın hiçbir yerinde herhangi bir ağrı hissetmedim. Geleneksel çift velcro (halk arasında cırt cırt diye bilinen bantlar) ve tekli kilit ile sunulan ayakkabı, ne tırmanış esnasında güç verirken ne de ani ataklara kalkmak istediğinizde size problem yaratmıyor. Ayağınızı oldukça sıkı bir şekilde saran ayakkabı, size ihtiyacınız olan esnemezliği oldukça iyi bir seviyede sunuyor. Üstelik bunu yaparken konforunuzdan ödün vermenize sebep olmuyor. Ayakkabı elime ilk ulaştığında ön kısmının Bont markasının ayakkabılarında kullandığı tasarımla olan benzerliği dikkatimi çekti. Ufak tefek tasarım farklılıkları olmakla beraber, ayakkabının hava kanalları ve genel şekil itibariyle Bont markasına yakın hatlarda; oldukça sert bir ön kısmı olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Bont demişken, aynı segmentteki ayakkabılarla esnemezlik anlamında hemen hemen aynı performansta olan RP9, ağırlık konusuna takık kişileri (fabrika verisi 44.5 numara için 596 gram) biraz üzebilir. Shimano, hafif bir ayakkabıdan ziyade dayanıklı ve uzun ömürlü bir ayakkabı üretmek istemiş gibi gözüküyor. Bunun en basit kanıtlarından biri, ayakkabının topuk kısmında yol bisikletçilerinin sürekli dert yandığı topuk aşınması problemine çözüm bulmuş olmaları, zira ayakkabının topuk desteği hem topuk kısmının geneline yayılan geniş bir tasarıma sahip hem de kaliteli bir malzemeden üretilmiş. Aşınma, kopma, düşme vb. problemlerin önüne geçmeyi hedefledikleri ortada.

Ayakkabıda tasarım ve kalite anlamında güzel dokunuşlar var. Arka kısmına konulan küçük dikey reflektör bandı, ayakkabının hemen her yerinde görebileceğiniz küçük havalandırma delikleri ve anti-bakteriyel iç yapı gibi özellikler, RP9'un çıtayı oldukça yukarıya koyduğunu kanıtlıyor. Ancak ayakkabının hem beyaz hem de siyah versiyonu ne yazık ki o alıştığımız İtalyan ayakkabılarındaki nazik dokunuşlara sahip değil. Özellikle de siyah modeli kaba duruyor. Oldukça kaliteli ve sağlam malzemeden yapılmış olan ayakkabı belli ki performans ve verimlilik anlamında pek çok rakibinin önünde ama ne yazık ki estetik anlamda o kadar da iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Ayakkabıya parça parça baktığınızda, hemen her yerinde mühendislik detayları gizli. Bu bir gerçek. Ancak ben ayakkabıların biraz göze hoş gelmesi gerektiğini savunuyorum. Burada iş biraz size kalıyor. Yani aslında yine bir tercih noktasına geliyorsunuz.

Ayakkabıyı aldığınızda uzun yıllar sorun yaşamadan kullanacağınız ortada. Bunu ayakkabıyı giydiğiniz andan itibaren hissediyorsunuz. Performans ve verimlilik peşindeyseniz ve görünümün sizin için çok da önemi yoksa, yeni ayakkabı alacağınız zaman bu ayakkabıyı da mutlaka ciddi adaylar arasına alın derim. Kutusundan taşıma kılıfı ve farklı ölçülerdeki taban destekleriyle çıkan RP9, fiyat performans oranından memnun kalacağınız bir yol bisikleti ayakkabısı. Shimano Türkiye'nin sitesinden Shimano ürünlerine hangi mağazalardan ulaşabileceğinizin bilgisini alabilirsiniz.

20 Kasım 2015 Cuma

Runtastic Nabız Sensörü & Hız-Kadans Sensörü

Bisiklet ve koşu gibi sporları aktif olarak sürdüren kişilerin olmazsa olmazı, kendi gelişimlerini takip
etmelerine olanak veren uygulamalardır. Strava ve benzeri bu uygulamalar sayesinde tüm faaliyetlerini kaydedip zaman içindeki ilerlemelerini inceleme imkanı bulabilirler. Bu işler için özel olarak satılan cihaz ve sensörler (bisiklet için Garmin 510 ve kadans sensörü örneği verilebilir) olduğu gibi, yüklenen uygulamaları destekleyen sensörler sayesinde de o tip cihazlardan geri kalmayan bir telefona sahip olmak mümkün.

Türkiye pazarına yakın dönemde giriş yapacak olan Runtastic markası, hem uygulama hem de aksesuar ve sensör anlamında sporcuları desteklemeyi amaçlayan markalardan biri. Eğer telefonunuzu sadece uydu bağlantısından hız ölçmekte değil; geri kalan verileri kaydetmekte de kullanmak istiyorsanız, bu markanın sunduğu çözümlere yönelebilirsiniz. Ben bisiklet sporuyla ilintili olduğum için kendi işime yarayacak birkaç ürünü edindim ve bunlarla ilgili tecrübelerim hiç de fena değil.

Markanın online mağaza kısmından bisiklet bölümüne gelerek ihtiyacınız olan ürünler arasından tercih yapabilirsiniz. Şu an yurt dışından yolluyorlar ama sanırım yakın zamanda Türkiye içinden satışına başlanacaktır. Nabız sensörü, hız-kadans sensörü ve ne olur ne olmaz diye aldığım telefon kılıfı ile birkaç sürüş gerçekleştirdim. Hem Android (LG G3) hem de iOS (iPhone 5S & iPhone 4S) telefonlarda test etme şansı bulduğum sensörlerin performansından oldukça memnun kaldım.

Kullanımları pek çetrefilli değil. Önce telefonunuzun Bluetooth'unu sonra da Strava'yı açmalı ve ayarlar menüsüne girip ''External Devices'' kısmından önce Bluetooth sensörleri, sonra da aldığınız sensöre ait butonu aktif etmelisiniz. Nabız sensörünün teninize temas eden kısımlarını biraz nemlendirmenizde fayda var. Garmin'in ANT özellikli nabız bantlarının iki çeşidini de kullanmıştım ama onları hiç nemlendirmeden takardım ve sorunsuzca çalışırdı. Runtastic nabız sensörünü nemlendirmeden takıtğımda, ne Android ne de iOS özellikli telefonum ile eşleşemedi. Bir iki denemenin ardından kayışların altını nemlendirdim ve nabız sensörünü o şekilde taktım. Sonrasında hiçbir sorun kalmadı. Ek bir işlem yapmanıza gerek kalmadan bağlanıyor. Hız-kadans sensöründe dikkat etmeniz gereken nokta ise jant teline bağladığınız hız sensörünün (mıknatıs) ana sensöre yani çeki borusuna monte ettiğiniz alıcıya Garmin ve benzeri cihazlardakilerde olduğundan daha yakın durması gerektiği. Bunun haricinde dikkat etmeniz gereken bir nokta yok. Geri kalan her şey oldukça sorunsuz ilerliyor. Kadans ve hız için alıcı görevi gören ve çeki borusuna sabitlenen alıcıyı kutudan çıkan oldukça sağlam tek bir kayış yardımıyla sabitleyebiliyorsunuz. Herhangi bir zip tie kullanmanıza gerek yok. Aynı şey krank koluna takılan kadans sensörü için de geçerli. O da basit ama sağlam bir kayıştan ibaret. Hem nabız hem de hız-kadans sensöründe aynı pil tipi kullanılıyor. Çeşitli iPhone ve Samsung modelleri ile uyumlu olan telefon kılıfını çok da beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Oldukça saağlam, güvenli ve dokunmatik performansı gerçekten çok iyi. Ayrıca fotoğraf çekmek ya telefonla konuşmak için gerekli alanlar da yaratılmış. Buraya kadar sorun yok. Ancak kılıf oldukça kaba duruyor ve açıp kapaması birden fazla işlem gerektiriyor. Ben çok pratik bulmadım. Gidona sabitlemeniz için yanında verilen küçük aparatını gidona zip tie ile bağlamak gerekiyor. Biraz büyük bir aparat olduğu için kılıfı kullanmadığınız zamanlarda göz rahatsız edebilir. Benim gibi görüntü takıntısı olan tiplerin tercih edeceğini sanmıyorum. Kılıfa ait detayları bu videoda görebilirsiniz.

Yeni bir yol bilgisayarı almak yerine alacağınız iki sensörle telefonunuzu kolaylıkla yol bilgisayarına çevirmenize olanak veren Runtastic ürünlerini bir süredir kullanıyorum. Sürüş esnasında veri akışında bir kesilme ya da bağlantı kopması yaşamadım. Eğer herhangi bir sorunla karşılaşırsam yazıyı güncel hale getirmek adına onları da buraya ekleyeceğim. Şimdilik her şey yolunda.

Runtastic markası ile daha detaylı bilgi almak ya da ürünleri daha yakından tanımak isterseniz bana e-mail yoluyla ulaşabilirsiniz. Sizinle ilgili kişinin iletişim bilgilerini paylaşabilirim.

14 Ağustos 2015 Cuma

The Turbine

Profesyonel yol bisikleti yarışlarını takip edenler, Chris Froome'un burnuna taktığı şu minik sarı şeyden mutlaka haberdardır. Hatta yanılmıyorsam rekor denemesi esnasında Jack Bobridge tarafından da kullanılmıştı. Adına Turbine dedikleri o sarı şeyi kullanma fırsatı buldum.

Öncelikle Turbine nedir ve ne işe yarar ondan bahsetmek gerek. Firmanın iddiasına göre burundan alınan nefesin hacmini yüzde 38'e kadar yükselten Turbine, nefes alıp verme ritminizin oturduğu yarış veya antrenmanlarda bir hayli fayda sağlıyormuş. Daha önce pelotonda burnunun üzerine bant yapıştıran sporcuları görmüştük. Burundan alınan nefesin hacmini yükseltebilmek için hava kanallarını bir şekilde açmak istiyorlar ve bunun için bant yardımıyla deriyi yukarıdan gerdirme yöntemini kullanıyorlardı. Temelde Turbine de aynı şeyi yapıyor. Yani hava kanallarını açarak bir kerede alınan nefes hacminde artma sağlamaya çalışıyor. Bir anlamda, daha çok oksijen daha az kas yorulması ya da yorulan kasın daha çabuk toparlanması demek oluyor. Elbette burada çok kısa sürelerden bahsediyorum yani bunların hepsi saniyelik işlemler diyebilirim. Diğer yandan, karbondioksidin vücuttan atılma hızında da artış oluyor ki aslında asıl mesele biraz da bununla ilgili çünkü aldığımız nefes en yüksek nabızda bile kaslara yeterken, verdiğimiz nefes üretilen karbondioksidi vücuttan uzaklaştırmada yeterli olmayabiliyor.

Ben Turbine Starter Pack tercih ettim. İlk defa kullandığım için hangi boyunun uygun olduğuna karar vermem gerekiyordu. Small, Medium ve Large olarak üç boyda gönderilen Turbine, doğrusunu söylemek gerekirse öyle çok da rahat ve hatta bazı sporcuların dediği gibi neredeyse hiç yokmuş hissini bana vermedi. Her sürüşün başında gayet de burnumda takılı olduğunu hissettim. Ancak öyle ağır bir şey değil ve batma hissi vermiyor. Yani dayanılmayacak bir durum söz konusu değil ve zamanla varlığına alışıyorsunuz.

Sürüş esnasında burun deliklerimde hissedilir bir genişlik vardı. Bu kesin. Ancak bu ne kadar işe yaradı derseniz size öyle çok iddialı cümleler kuramayabilirim. Neticede burundan nefes alıp verme durumu genelde sürüşlerin sakin bölgelerinde geçerli oluyor. Yani en azından ben performanslı biçimde bisiklet sürerken sadece burnumdan nefes alıp vermiyorum ama burnumdan nefes alıp verdiğim durumlarda alıp verdiğim nefeste bir artış hissettim. Oranı 38% olmuş mudur bilemem elbette ama bir fark olduğu kesindi. Yüksek nabızlardayken burundan değil ağızdan nefes alıp vermeyi daha verimli bulduğum için, Turbine yüksek nabızlarda nasıldı sorusunun cevabına çok sağlık bir yanıt veremeyebilirim. O nabızlardayken burundan nefes alıp vermeyi denediğimde sanki daha uzun süren bir derin nefes alıp verme durumu yaşıyor gibiydim. Bana göre belirli bir nabız aralığındaki uzun sürüşlerde Turbine çok daha verimli.

Bir hobi kullanıcısı için çok da gerekli değil ama marjinal kazanımlara kafayı takmış arkadaşlar için işe yarayacağından eminim. Yurt dışındaki alışveriş sitelerinin yanı sıra E-bay üzerinden de ulaşma imkanınız var.

 

11 Ağustos 2015 Salı

Campagnolo Vento Jant Seti

Campagnolo'nun orta profilli jantları arasında Khamsin'den sonraki en uygun fiyatlı tekerlek seti olan Vento, sağlamlığı ile dikkat çeken bir set. Eski serilerine göre biraz daha hafifletilen ve toplam ağırlığı 1660 grama çekilen sette hemen hemen tüm Campagnolo tekerlek setlerinde olduğu gibi G3 örüm teknolojisi kullanılmış. Böylece arka tekerleğin esnemezliği bir hayli iyi düzeye ulaşmış. Kullanırken bunu hissetmek çok da zor değil ama bir endurance yol bisikletiniz varsa ona takmanızı önermem zira bisikletin doğal halini biraz bozuyor. Yani siz endurance bisiklette bir yumuşaklık ararken, tekerlek setiyle bu durumu tersine çevirmiş oluyorsunuz. Aynı şeyi diğer G3 tekniğiyle örülmüş setler için de söyleyebilirim.

Set 9,10 ve 11'li sistemlerle uyumlu çalışıyor ve hem Shimano hem de Campagnolo hub ile kullanmak mümkün. Tasarımı, aero telleri ve kırmızı tel başlarıyla bisikletinizde oldukça şık duran setin akıcılığı fena değil. Aynı fiyat aralığında alınacak setler arasında öne çıkıyor diyebilirim. Üstelik pek çok markanın setinden daha uzun süre sizi idare edeceğinden emin olabilirsiniz. Örneğin; yakın segmentteki Mavic jantlardan çok daha sağlam, uzun ömürlü ve performanslı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Alüminyum göbekli Vento, iyi bir dış lastik setiyle beraber size başlangıç için ihtiyacınız olan performansı sağlar. Ancak yol bisikletinde kendinizi geliştirmek ve hobi düzeyinden yarış düzeyine atlamak istiyorsanız, antrenman setiniz veya ulaşım amaçlı kullandığınız yol bisikletinizin güven veren tekerlek setinden fazlası olamaz.

Türkiye'de Aktif Pedal mağazalarından alabileceğiniz Campagnolo Vento, Merlin Cycles gibi sitelerde de uygun fiyatlara bulunabiliyor.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Bisikletimden Ses Geliyor! Bölüm 1: Tekerlekler

Bisiklet sürüşlerinin tadını kaçıran şeylerden biri, bisikletin olmadık yerlerinden gelen seslerdir. Periyodik veya değil, sürüş esnasında bir şekilde kulağınıza gelen bu sesler yüzünden bir türlü bisikletin keyfini çıkaramaz, sürekli olarak eğilip bisikletin bir yerlerini kontrol edersiniz. Bazen dikkatiniz öyle dağılır ki, kafayı o seslere taktığınız için sürüşte dikkatsizlik yapar ve ufak tefek kazalar atlatırsınız. Sizin sürekli kontrolünüz sebebiyle denge kaybına ya da önünüze değil de bisiklette bir şeylere bakarken geç fren yapmanıza sebep olan bu sinir bozucu seslerin nereden geldiğini bölüm bölüm aktaracağım.

Önce tekerlek setinden başlayalım. Tekerlek setlerinin göbekleri bakımsız kaldıysa, her dönüşte mutlaka ses yapıyor olacaktır. Kirden ve yağsızlıktan yıpranmış olan göbekler, içinde sanki bir şeyler boşta dönüyormuş gibi bir ses yaparak sizi rahatsız edebilir. Çıt çıt çıt sesleri, tekerleğin hemen her turunda duyulabilir. Göbeklerin içi, tahmin etmediğiniz kadar karışıktır ve ses yapması muhtemel bir sürü şey vardır. Bunun için tekerlek setlerinizin göbeklerinin bakımını periyodik olarak yaptırmaya özen gösterin. Rulman yataklarının, bilyelerin ve vidaların o seslerde payı büyük olabilir.

Bunun haricinde, jant telleriniz de belli başlı seslere sebep olabilir. Periyodik bir ses yapmasa bile, bazı teller ara sıra sanki yerine tekrar oturmuş gibi ses yapabilir. Jant tellerinin gerginliği doğru seviyede olmalı ve tellerin jant çemberiyle birleştiği noktalardaki tel başlarının sıkılığı kontrol edilmelidir. Gevşemiş bir tel veya iyi sıkılmamış tel başları hem ses yapar hem de sürüş kalitenizi düşürür. Aynı şekilde bu tellerin tekerlek göbeğindeki bağlantı noktaları da kontrol edilmelidir. Esneme, çatlama veya kırılma gibi bir durumda bisikleti mümkün olan en kısa sürede atölyeye sokmak gerek. Yine jant telleriyle bağlantılı olarak, yol bilgisayarınızın hız sensörü için jant teline sabitlediğiniz mıknatısın hizası bozulmuş; kadronuza veya sensörün kendisine çarpıyor olabilir. Her turunda çarpacağı için periyodik bir ses olarak kendini belli edecektir.

Pek hesaba katılmayan ihtimallerden biri de sibop yuvasıdır. Oradan bir tıkırtı geliyor olabilir. Çoğu iç lastiğin yanında gelen ve sibobun etrafında duran somun, sibobun jant çemberine sıkı sıkı tutunmasını sağlar. Eğer jant çemberindeki sibop deliği biraz genişse, bu somun işe yarayacaktır. Yine jant çemberinizle ilgili olarak gelebilecek seslerden biri, fren pabuçlarının sürtünmü sesidir. Hizaları iyi ayarlanmamış fren pabuçları ya da ayarı kaçmış jantlar yüzünden fren pabuçları ara sıra jantın fren yüzeyine yaklaşıp uzaklaşır; sürtme yapar ve bu da sizi rahatsız edecek bir başka ses anlamına gelir. Fren pabucu hizalanması ya da çember için akort ayarıyla buna son verebilirsiniz. Ayrıca bazen fren pabuçlarının arasında ufak tefek taşlar da sıkışmış oluyor ve onlar da bu beklenmedik seslere yol açabiliyor. Bu tip durumlarda hemen o ufak taştan kurtulmak gerek zira her frenlemede jant çemberinizin yan yüzeyini çiziyor olabilirsiniz.

Arka tekerleğinizin vites grubuyla tek bağlantısı olan rubleden kaynaklı seslere geldiğimizde, karşımızda iki ihtimal duruyor: Montaj hatası ve bakımsızlık. Eğer rubleniz arka tekerleğin göbeğine monte edilirken itinalı davranılmamışsa, ilk etapta olmasa bile sonraki dönemlerde sürüş esnasında alışılmadık sesler çıkmasına neden olabilir. Bakımsızlık ise çoğunlukla yağsız veya uzun süre pis bırakılmayla ilgilidir. Rubleyi düzenli temizlemeli ve zincirinizi yağlı tutmalısınız. Aksi takdirde pedal çevirirken zincir ve rublenin olağan sürtünme sesi kat be kat artacak, duyduğunuz sesler normalde olması gerekenden bir hayli yüksek olacaktır. Diğer yandan, ayarsız vitesler yüzünden zinciriniz rublenin üzerinde olması gereken yerde olmazsa, zincirin dış kısmı rublenin dişlilerine sürter ve oldukça gürültülü bir sürüş deneyimi yaşarsınız. Bu da hem malzeme ömrünü azaltır hem de her pedalda sizin canınızı sıkacak sesler çıkmasına yol açar.

Son olarak, tekerleklerinize iyi oturmamış dış lastikler, frenlerinizin iç kısmına sürterek hem periyodik bir ses yapacak hem de sizi yavaşlatacaktır. Çıkarıp tekrar takmakta ya da farklı ölçüde bir lastik almakta fayda var.

12 Haziran 2015 Cuma

Schwalbe Durano Plus Yol Bisikleti Lastiği

Yol bisikleti kullananların kafasını kurcalayan en önemli konulardan biri dış lastik seçimidir. Ben genellikle yüksek yol tutuş ve düşük yuvarlanma direnci gözettiğimden, TPI seviyesi üst düzey dış lastikleri tercih ediyordum. Ancak, yükselen döviz kurları sebebiyle başka alternatiflere yöneldim çünkü günlük kullanım için üst düzey lastik tercih etmek işin biraz lüksü olmaya başlamıştı. Böylece, ulaşım amaçlı kullandığım yol bisikletim için hem patlak koruması kaliteli, hem de uzun ömürlü bir dış lastik seçmeye karar verdim.

Schwalbe Durano Plus dış lastikler, pek çok bisiklet dergisi tarafından fiyat-performans anlamında üst sıralara konmuş durumda. SmartGuard ismini verdikleri patlak koruma teknolojisi, şimdiye kadarki performansıyla benden geçer not almayı başardı. Defalarca kasıtlı olarak camların üzerinden geçmeme rağmen patlamadı. 700x23c ve 700x25c ölçülerinde bulabileceğiniz lastiğin ağırlığı 340 gram ile 380 gram arasında değişiyor. Hafif bir lastik değil ama zaten lastiğin öne çıktığı yanı, hafiflik veya performans değil. Lastik hem katlanır hem de telli (wired) biçimde satışa sunulmuş. Telsiz olanı biraz daha hafif oluyor. Bunun haricinde bir farkları yok.

Durano Plus modeli, Michelin Pro4, Veloflex Corsa, Vittoria Corsa Evo CX gibi lastiklerle kıyaslanmayacak kadar yüksek bir yuvarlanma direncine sahip. Yani, her ne kadar Performance Line ürün segmentinde sunulsa da, bana göre akıcılığı ve hızlanması iyi seviyede değil. Ancak, endurance tipi yol bisikletlerinde ve ulaşım amaçlı (commute) kullandığınız yol bisikletlerinde tercih etmemeniz için hiçbir sebep yok. Yol tutuşu, sağlamlığı ve uzun ömürlülüğü ile sizi oldukça memnun edeceğinden eminim. Özellikle bozuk asfaltlarda size ihtiyacınız olan güveni verecektir.

Schwalbe markasının Türkiye'deki distribütörlüğünü Aslı Bisiklet yapıyor. Stok bilgisi almak için onları aramanızda fayda var. Bunun haricinde Wiggle, Chainreactioncycles vb. sitelerden de temin edebilirsiniz.

24 Mart 2015 Salı

Bisiklette Bahar Temizliği

Güneş yüzünü göstermeye başlıyor. Kış ayları boyunca evin karanlık odasında, balkonunda veya kömürlükte(!) yatan bisikletlerin yeniden sosyalleşmeye ihtiyacı var. Renklerini sergilemek ve biraz da hava almak için dışarı çıkmak istiyorlar. Onların bu isteklerini yerine getirmek için yapmanız gerekenler aslında çok basit.

Bir kere o lastikler şişirilecek. Orası kesin. Aylardır öylece duran bisikletinizin lastikleri kuvvetle muhtemel inmiştir. Jant çemberini, telleri ve göbeği sildikten sonra hava da basarsanız, bisikletinizin tekerlekleri gıcır gıcır olacaktır. Eğer biraz daha itinalı bir temizlik isterseniz, bir jant silgisi alıp jantın fren yüzeyini temizleyebilirsiniz. Son olarak, ön ve arka tekerleğinize birkaç tur attırın. Özellikle göbeklerinden herhangi ses gelip gelmediğine bakın. Takır tukur sesler geliyor veya alışılmışın dışında yavaş dönüyorsa, güvendiğiniz bir bisikletçide göbekleri açtırıp kısa bir bakım yaptırmanız gerekebilir.

Kadronuz pis durumdaysa, kuru bezle girişmek yerine nemli bezle şöyle bir silmekte fayda var. Kuru bez ile yaparsanız, kadroda kurumuş olan toz ve çamurlar boyanızda kılcal çiziklere sebep olur. Karbon kadro kullanıyorsanız, asitten uzak durun. Temizlik ürünlerinizin alkalin bazlı olması gerek. Buna dikkat edin.

Bisikletinizin kabloları da kış boyunca ilgisiz kaldı. Sıkılıklarına şöyle bir bakın. Frenleri kontrol edin. Vites geçişlerine bir bakın. Muhtemelen bozulmalar olmuştur. Tel gerginliğinde farklılıklar meydana gelmiş olabilir. Vites ayarı yapmayı biliyorsanız mesele yok. Aksi durumda yine bir bisikletçide vites ayarlarınızı çabucak yaptırabilirsiniz. Gerek görürlerse, kabloların sökülüp yağlanması da faydalı olacaktır.

Vites mekanizmanız oldukça yağsız kalmış olacağından, onun bakımına ayrıca özen göstermeniz gerek. Öncelikle zincirinizi temizleyin. WD 40 size yardımcı olur. Ondan sonra yine onunla arka aktarıcı makaralarını ve aynakol yapraklarını temizleyebilirsiniz. Son olarak birkaç tur yağladıktan sonra yeniden kullanılabilir hale getirmiş olursunuz.

Bisikletinizdeki tüm vidaları şöyle bir kontrol edin. Gevşek gibi olanları yeniden sıkın. Bu detay, güvenlik açısından oldukça önemli. Örneğin; gidon boğazında iyi sıkılmamış bir vida, tümsekten geçerken size gidon hakimiyetini kaybettirebilir.

Bunlar haricinde temel bakım olarak sayabileceğim pek bir şey yok. Derinlemesine kısa veya uzun temizlik ve bakım için yapılabilecek şeyleri aşağıdaki videolarda bulabilirsiniz. Bisikletiniz yerinden kalkmayacak kadar kötü durumda ve her yeri pas içindeyse, yenisini almanız daha iyi olacaktır.


5 Dakikada Bisiklet Temizliği




30 Dakikada Bisiklet Temizliği

11 Mart 2015 Çarşamba

Şeytan Arabası & Cyclist Türkiye

Ne zamandır sevgili Aydan Çelik'i hiç bu kadar neşeli ve hareketli görmemiştim.

Cyclist Türkiye yayın hayatına başladı. Üzerimizden büyük bir yük kalktı. Kalktı kalkmasına ama işler hafiflemedi. Aksine artarak devam etti. Ofiste her günümüz yoğun geçiyordu. O esnada Aydan Çelik imdadımıza yetişti. Çarşamba günü gelin de radyo programında sizin dergiyi konulaşım dedi. İşi gücü bıraktık. Topuklarımız popomuza vura vura gittik.

Pazartesi ve Salı gününün yoğunluğunu geride bırakmıştık. Havayı güneşli görünce elbette bisikletlerimizle yola koyulduk. Sabah Tufan ile Kadıköy rıhtımda buluştuk. Vapur iskeleye yaklaşırken birlikte duran bisikletlerimize bakıp gülümsüyorduk. İkimizin de birbirine belli etmediği güzel bir heyecanı vardı. Dergiyi ilk defa beraber temsil edecektik. Daha dergi ortada yokken kendi aramızda konuştuğumuz onca şeyi, şimdi bizi dinleyen bir sürü insana aktarabilecektik. Celeste ve turuncu renkler birbirine ne kadar yakışıyor diye düşünürken müthiş yetenekli kaptanımız vapuru uyuyan herkesi uyandırmak için and içmişçesine sert bir şekilde yanaştırdı. Uyandık. Kaldırımdaki Sirkeci kalabalığından bir an önce kurtulup Tophane dolaylarındaki Açık Radyo'ya doğru yol aldık. 

Varır varmaz Aydan abiyi aradım. Hemen yanımıza geldi. Selamlaştıktan sonra hemen birkaç kare fotoğrafımızı çekti. Belli ki o da heyecanlıydı. Bisiklet insanlarıyla birlikte olmanın en güzel yanı da bu. Bisikleti kalpten seven insanların yüzü her zaman böyle gülüyor işte. Yapılan en basit işte bile bir heyecan oluyor işin içinde bisiklet olunca. Aydan abinin gözü beni daha çok yol bisikletiyle görmeye alışık olduğundan, bir ara yeni aldığım şehir bisikletimi incelerken yakaladım onu. Rengini en az benim kadar sevdiğinden emindim. Sonra dayanamayıp bisikletlerimizi programın yapılacağı stüdyoya götürmek istedi. Zaten hava onları öyle gölgede bırakacak kadar da sıcak değildi. Bisikletlerimize bunu yapamazdık. Üşümesinler diye hemen içeri aldık onları.

Daha önceki konuk oluşumdan da bildiğim üzere, Şeytan Arabası programı 25 dakikalıktı ama bu seferki bana beş dakika gibi geldi. Konu konuyu açtı ve akıp gitti zaman. Öncesinde ve sonrasında da sevgili Esra Ertan ve Aydan Çelik ile dergi ve bisiklet üzerine uzun uzun konuştuk ama o gün hiç bitmese de olurdu aslında. Uzun süredir böyle keyifli sohbet ettiğim bir gün geçirmemiştim. Sanırım o stüdyodaki herkes bıraksalar akşama kadar bisiklet konuşmaya devam edebilirdi. Bisiklet hakkında daha anlatılacak, yazılacak ve çizilecek öyle şey var ki...

Programın kaydını aşağıdan dinleyebilirsiniz:

9 Mart 2015 Pazartesi

Giant Escape Air Şehir Bisikleti

Şubat'ın sonundaki fuara giderken aklımda bisiklet almak hiç yoktu. Bir süredir bir şehir bisiklet arıyordum ama fuarda öyle dikkatimi çekebilecek veya hemen orada karar verebileceğim bir bisiklet olmasını beklemiyordum. Bir önceki sene fuarda olmayan markalardan biri olan Giant, sergilediği modellerle beni biraz şaşırttı.

Giant markası genellikle mavi, beyaz, kırmızı, siyah gibi renklerde takılıp kalmıştı. Yıllardır yol veya şehir fark etmeksizin bisikletlerinde hakim renkler bu renklerdi. Özellikle mavi renklerinden bıkmıştım diyebilirim. Geçen sene başlayan, bu sene devam eden değişimlerinin sonuçlarından biri olarak renklerde de oynamalara başlamışlar. Specialized markasının son birkaç yıldır yürüttüğü başarılı pazarlama taktiklerine kayıtsız kalamayan Giant, hem tasarım hem de renk ayrımı anlamında aşama katetmiş gibi gözüküyor. Türkiye pazarına geçen sene giren Orbea'nın Carpe modelindeki renklerinin güzelliğinin ardından bu defa dikkatimi çeken bisiklet Giant Escape Air oldu.

Cyclist Türkiye'yi yayın hayatına başlatmamızın hemen ardından bulduğum boşlukta soluğu Giant mağazasında aldım. Bisiklet hakkında fuarda biraz bilgi almıştım. Japon pazarı için üretilen ve dört farklı rengi olan Escape Air, cromoly maşası ve 9,5 kiloluk ağırlıyla aklımı çelmeyi başarmıştı. Maşayı da kadronun rengine boyamasalar daha iyi olurdu gerçi ama olsun, bu haliyle de çok tatlı. Alüminyum maşadan farkını soracak olursanız; darbeyi biraz daha iyi emiyor diyebilirim. Bisikletle birkaç deneme sürüşü yaptım ve almaya öyle karar verdim. Seriliği ve hafifliği hemen hissediliyor. Aynakol (34-46) ikili, rublesi (11-34) dokuzlu olan şehir bisikletinin vites mekanizmasını Shimano Altus, frenlerini ise Tektro RX1 olarak belirlemişler. Bu noktada bisikletin biraz zayıf kaldığı düşünülebilir. Ancak benim fikrimi soracak olursanız, şehir içinde fitness veya ulaşım amaçlı kullanımda ve çok da kötü olmayan hava şartları olduğu sürece kısa turlarda hiçbir sorun yaratmadan kullanılabilecek bir bisiklet olduğunu söyleyebilirim. Fiyatı 695 USD olan bir bisiklet için fiyat-performans anlamında pek çok bisikletten iyi durumda. Vites değişimlerinde ve frenlemede şimdiye kadar bir terslikle karşılaşmadım. Zaten bu tip alt seviye donanımlarda problemler onları zorladığınızda (yanlış vites geçişleri, uzun süre bakım yapmamak vs.) ortaya çıkıyor. Onun haricinde, ihtiyacınız olan performansı size sağlamada bir sorunları yok. Bu arada kablolamayı da Jagwire ile yaptıklarını belirtmeliyim.

Ön ve arkada bagaj montaj yuvaları yapmışlar. Kafanız atar da bir yerlere gitmek isterseniz, size ihtiyacınız olan desteği veriyor. Lastikleri Maxxis Detonator 28c seçmişler. İlk defa Maxxis markasına ait bir lastik kullanıyorum. Dayanıklılık, yol tutuş ve patlak korumasına dair performansıyla ilgili bir süre daha kullandıktan sonra ayrı bir yazı yazacağım. Bisiklette değiştireceğim ilk şey elcikler olacak. Onların verdiği hissi çok da sevmedim açıkçası. Sonra belki fren bacaklarını değiştiririm zira jant göbeklerine varana dek bu kadar güzel gümüş renk detaylara sahip olan bir bisikleti yine aynı renkteki bir fren setiyle tamamlamak istiyorum.

Bisikletin sürüşte verdiği his gayet güvenilir, rahat ve atak. Daha agresif bir sürüş isterseniz ve sadece asfaltta kullanacaksanız, biraz daha ince lastikler takabilirsiniz ama bu biraz da bulunduğunuz şehrin yollarına bağlı. Sanırım ben İstanbul'da lastikleri bu kalınlıkta bırakacağım. İstanbul'un mazgalları ve çukurları dillere destan olduğundan, riske girmek istemiyorum.

Yeni bisiklet sezonuna şehir bisikletiyle giriş yapmak istiyor ve bol bol bisiklet araştırıyor veya deniyorsanız, bu bisiklet için Giant mağazasına da bir uğrayın derim ben.

3 Mart 2015 Salı

Denge Tekeri TRT Radyo'da

Uzun süredir böylesine yoğun ve bisiklet dolu bir haftaya başlamamıştım. Pazartesi gününün sendromunun farkına varacak bir boşluğum dahi olmadı desem yeridir.

Türkiye'nin tek basılı bisiklet dergisi Cyclist Türkiye okuyucusuyla buluştu. İstanbul'dan başlayarak tüm yurda yayılmaya başladı. Telefon ve e-mail trafiği, sosyal medyadan gelen yorumlar ve sorulan sorular derken doğru düzgün kahvaltı etmeye bile fırsat bulamadım.

Haftalar öncesinden verilmiş bir sözüm vardı. TRT Radyo'nun Eko Yaşam isimli programına davetliydim ve konumuz elbette bisikletti. Derginin hikayesi, içeriği ve önemini konuşmak istediler. Hiç düşünmeden tamam demiştim. Denge Tekeri de dikkatlerini oldukça çekmişti. Ondan da bahsetmemi, bisiklet kültürünün temeline dair bilgiler paylaşmamı istediler. Daha ne isteyebilirdim?

Derginin Ataşehir'deki ofisinden çıktığımda saat 13:15 idi ve radyoda saat 14:30 gibi olmam gerekiyordu. Otobüstü, metrobüstü, metroydu derken en son Osmanbey'den TRT Radyo'nun Harbiye'deki binasına doğru hızlı tempo yürümeyle sonuçlanan bir koşuşturmacanın ardından biraz terli olarak tarihi TRT binasına vardım. Üzerimde en sevdiğim ve uğurlu olduğuna inandığım yakalı Campagnolo tişörtüm vardı. Keşke o kadar terlemeseydim. Bisikletle niye gelmedim sanki diye hayıflanıyordum ki dünya tatlısı Esin beni karşıladı. Kısaca program hakkında bilgi verip beni yayın ekibiyle tanıştırdı. İşin teknik kısmından sorumlu Zahide ve oldukça hoşsohbet biri olan Ömer ile koyu bir muhabbete daldık. Bisikletten, dergiden, bisikletli yaşamdan ve şehirdeki bisiklet kültüründen söz ettik. Hepsi bisikleti seven, bisiklete hayatlarında yer vermiş kişiler. Hal böyle olunca, iki lafın biri bisiklet oldu.

Saatler 15:00 oldu. Yayın saati geldi. O kayıt odası nasıl bir gerginliktir öyle? Düşünsenize; TRT'nin yayın odalarından birindeyim. Değişik bir duyguydu. Sessiz, sakin ve oldukça steril bir havası olan odada, kendisi de işe zaman zaman bisikletle gidip gelen Ömer Faruk ile dolu dolu yarım saat geçirdik. Ara sıra ne diyeceğimi şaşırdım ama sonradan kayıttan dinlediğim kadarıyla öyle çok da belli etmemişim sanırım. Daha önce Aydan Çelik ile yaptığımız programın tecrübesi kendini burada göstermiş olsa gerek.

Eko Yaşam ekibiyle orta şekerli bir Türk kahvesinin ardından yollarımız tekrar kesişmek üzere ayrıldı. Övgü dolu sözler ve bir sonraki program için hevesli tekliflerle beni uğurladılar. TRT Radyo bünyesinde böylesine açık fikirli ve bisiklete gönülden ilgi duyan kişilerle tanışmış olmak benim içim oldukça önemliydi. Ben bisikletle ilgili bir şeyler anlatırken ne kadar heyecanlanıyorsam, onların da o kadar gözleri parlıyordu. Ortak paydanın bisiklet olduğu her sohbet, benim için büyük bir kazanım.

Programın kaydına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

26 Şubat 2015 Perşembe

Eurasia Moto Bike Expo 2015

İnternet sitelerinde Türkiye'nin Tek Motosiklet Fuarı şeklinde lanse edilen fuardan az önce döndüm. Sabahın erken saatlerinden öğleden sonraya kadar fuar alanındaydım.

Ana odağı motosiklet olan ama belli başlı köşelerde Türkiye'nin irili ufaklı bisiklet marka ve üreticilerine de yer verilen fuar ile ilgili izlenimlerim geçen senekinden biraz daha iyiydi diyebilirim.

İlk dikkatimi çeken detay, geçen sene fuarda olmayan iki önemli markanın bu sene gayet güzel ve büyük alanlarda yer almasıydı. Erenköy'de açtıkları üç katlı mağaza ile Türkiye'deki bisiklet mağazacılığına bambaşka bir bakış açısı getiren Giant ve son dönemde pazarlama alanında biraz daha öne çıkmaya başlayan Trek, fuarda gayet kaliteli gözüken ve stil anlamında farklı standlarla ziyaretçileri karşılıyorlardı. İki firmanın patronları Navid ve Sami bizzat orada bulunuyor ve bisikletler hakkında bilgi almak isteyenlerle gayet samimi bir şekilde ilgileniyorlardı. İki markanın standında da herhangi bir konuda bilgi almak istediğinizde yanınızda bitiveren kişiler bulunuyor. Dolayısıyla, bir bisiklet hakkında soru sormak istediğinizde karşınızda hemen o konuya hakim kişiler buluyorsunuz. Bu önemli bir artı diyebilirim. İki marka da yeni sezon bisikletlerin bir kısmını fuara getirmişti. Kadro tasarımlarında nihayet canlı ve cesur renklere yer vermeye başlayan iki markaya ait neredeyse tüm modeller şöyle bir incelemeye değer nitelikte. Giant Escape Air, yeni Propel modelleri, kadınlar için olan harika modeller bir yanda, 5 kilonun altındaki Trek Emonda ve sergilediği birbirinden sevimli Electra modelleri diğer yanda... İki markanın da standında çok vakit geçireceğinizden eminim.

Türkiye'nin en büyük üretici ve distribütöründen Aslı Bisiklet ve Accell Bisiklet, fuarda geçen seneki gibi büyük ve rahatlıkla fark edilir standlarla yerlerini almışlardı. Accell, üretimini yaptığı markalarının hemen her birine ayrı bir stand açmış ve onları orada sergiliyordu. Kapladıkları alan bakımından oldukça iyiler. Ancak, bu biraz dağınıklığa yol açmış gibiydi. Herhangi bir konuda bilgi almak istediğinizde ilgili kişiyi biraz beklemeniz gerekebiliyor. Brooks sele ve kaskların olduğu kısmı görmeden ayrılmayın. Özellikle kaskların malzemesi ve kumaş detayları oldukça güzel. Aslı ise daha kompakt bir sergileme anlayışı ile sahip olduğu hemen hemen her markaya ait ürünleri ziyaretçilerin beğenisine sunmuştu. Benim ilgimi çeken kısım formaların olduğu taraf olduğu için orada biraz daha fazla vakit geçirmiş olabilirim. Hatta bir formayı sonradan satın almak üzere ayırttım bile. Onun haricinde Zipp markasının jant setlerine, Sedona'nın en yeni modellerine ve tasarımları göze oldukça hoş gelen Aslı'nın yeni gözdesi Creme markasına ait bisikletlere vakit ayırmanızı tavsiye ediyorum.

Türkiye'nin tek tur bisikletlerine özel olarak açılmış mağazası olan Bisiklet Gezgini de geçen seneki gibi fuardaki yerini almıştı. Tam kadro olarak bulundukları stand, sahip oldukları tüm markalara ait belli başlı modelleri sergilemelerine yetiyor. Çantalar, aksesuarlar, bisikletler ve yeni teknolojiler hakkında kendileriyle rahatça sohbet edebilir, her konuda bilgi alabilirsiniz. Sorularınıza sıkılmadan yanıt verirler. Tur bisikletleri ve tur bisikletçiliği ile ilgileniyorsanız, uğramadan geçmeyin derim ben.

Scott markasının distribütörü olan Marintek firmasının standı bana biraz başarısız gözüktü. Biraz o Sirkeci'deki bisiklet mağazalarının havası vardı. Bisikletler oldukça sıkışıktı ve her modeli sergileyeceğim derken hiçbir modeli sergileyemez hale gelmişlerdi. İlginizi çeken bir modeli yakından incelemek için birkaç bisikletin gidonunun yönünü değiştirmeniz hatta bazen bisikletleri yerinden oynatmanız falan gerekiyor. Yine de elimden geldiği kadar incelemeye çalıştım. Scott markasını da kadro boyamaları konusunda oldukça başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Anlaşılan o ki, bu yaz sokaklarda, caddelerde ve bisiklet yollarında göreceğimiz bisikletlerin renkleri oldukça canlı olacak.

Kron markasının stand tasarımı oldukça şık ve sadeydi. Diğer markalara göre stand biraz daha tenha olsa da, rahat rahat inceleme fırsatı bulabiliyorsunuz. Yani bu biraz avantaj olmuş. Ayrıca bilgi almak isterseniz size hemen yardımcı olacak kişiler de hemen dolaylarınızda bulunuyor.

Fuara yaklaşırken hemen her yerde göreceğiniz çeşitlilik ve büyüklükte türlü yerlerde reklamını göreceğiniz Salcano markasının standı da oldukça büyüktü. Bisikletleri öyle yığma bir anlayışla sergilememiş, aralarında rahatça dolaşabileceğiniz şekilde yerleştirmişlerdi. Ancak personel eksiği vardı diyebilirim. Belki hafta sonu takviye yaparlar daha fazla ziyaretçi olacağı için. Beni tek rahatsız eden durum, Salcano'nun o stand dahilinde aynı zamanda motosikletlerini de sergiliyor olmasıydı. İki ayrı bölüm yapsalar daha sempatik durabilirdi. Bisiklet bisiklet bisiklet derken bir anda önünüze motosikletler geliveriyor.

Temsil ettiği markalarla Türkiye'de hatırı sayılır miktarda satış yapan bazı markaların fuarda olmamasına biraz şaşırdım. Örneğin; Specialized markasını şubelerinde öve öve bitiremeyen Aktif Pedal'ın fuarda yer almaması çok üzücü. Demek ki reklama veya tanıtıma ihtiyaçları yok gibi bir önermeyi şu noktada kabul edemem, çünkü bu tip fuarlar aslında bisiklete ve bu kültüre verilen değeri temsil eden detaylardır. Ayrıca ziyaretçilerin Specialized gibi kaliteli bir markadan mahrum bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir fuar alanında ziyaretçilerin karşısına marka fark etmeksizin daha çok bisiklet çıkması en önemli şeydir aslında. Geçen sene 3, sonra 5, sonra 10 derken markalar giderek çoğalırsa, bisiklete maruz kalan insan sayısı da artar. Dolayısıyla, bisiklet farkındalığı noktasında bu tip girişimlere ve çok sesliliğe ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim.

Umarım ilerleyen senelerde motosiklet egemenliğinden bağımsız bir bisiklet fuarımız olur ve Türkiye'de bulunan hemen her markayı orada görürüz.

17 Şubat 2015 Salı

Kış Aylarında Bisiklet Sürmek


Kış aylarında bisiklet kullanırken güvenliğimizi nasıl sağlarız?

Kış aylarında günler kısa olduğu için havalar erken kararıyor. Gündüzleri de genelde kapalı hava olduğu için, öncelikle sizin ve bisikletinizin yeterli derecede fark edilebiliyor olması gerekli.

Bunun için, hem aydınlatma hem de dikkat çekme adına ön ve arka aydınlatmalarınızın açık durumda olması şart. Giysilerinizde reflektör bulunması da önemli bir artıdır. Fosforlu bir yeleğin kendisi ve üzerindeki reflektörlü detaylar, özellikle karanlıktaki görünürlüğünüzü bir hayli yükseltecektir. Bu tip bir yelek veya ceketiniz yoksa, sadece reflektörlü bir bant alıp sırtınıza yapıştırarak da idare edebilirsiniz. Son olarak, rica etmeniz durumunda hemen hemen her bisiklet mağazasından temin edebileceğiniz reflektörlü paça bantları ile, pedal çevirdiğiniz için sürekli hareket halinde olan ayaklarınız sayesinde arabalar tarafından rahatlıkla seçilebilirsiniz.

Dilerseniz, tüm bunlara ek olarak kaskın ön veya arkasına takılabilen aydınlatma çözümlerini de deneyebilirsiniz. Yüksekte ve sürekli yanıp sönen bir ışık, özellikle arabalar tarafından rahatlıkla fark edilecektir.

Islak zeminde sürerken nelere dikkat etmeliyiz?

Zemin kayganken lastiğinizin yol tutuşunda belli bir dereceye kadar zayıflama mutlaka olacaktır. Buna bir de hızlanma ve virajlar dahil olunca, bisiklette denge unsurunu kaybedeceğiniz zamanlar ortaya çıkabilir. Bunun önüne geçmek için başlıca yapmanız gereken şey, dış lastiklerinizin havasını kullandığınız bisiklet tipine bağlı olarak 1  BAR civarı veya 20 – 40 PSI kadar düşürmenizdir. Burada amaç, lastiğin yola temas eden yüzeyinde bir nebze artış sağlamaktır. Ayrıca, kış mevsiminde kullanım için özel üretilmiş lastiklerden satın alarak da daha güvenli bir yol tutuşa sahip olabilirsiniz.

Bisikletinizi yağışlı havada veya yerler tamamen ıslakken kullanıyorsanız, bilhassa geleneksel pabuçlu fren sistemindeki fren mesafenizde hissedilir bir değişiklik olacaktır. Normalden daha erken fren yapmanızda fayda var. Tekerleğinizin fren yüzeyinde oluşan ıslaklık, fren pabuçlarınızın o yüzeyi kavramasına engel olacağından, fren yapacağınız mesafeyi biraz daha uzunmuş gibi düşünmelisiniz. Burada amaç, pabuçların fren yüzeyindeki ıslaklığı bir iki tur içinde temizlemesi için zaman yaratmaktır.

Son olarak, kilitli pedal kullanmadığınız durumlarda ayağınız pedaldan kayabileceğinden, hızlı giderken veya pedallara yüklenmeniz gerektiği durumlarda mümkün olduğunca ihtiyatlı olmanız gerek. Mümkünse, bu tip havalar için platformu geniş, kavrama yüzeyi sağlam pedallar tercih etmelisiniz.

Kış aylarında bisikletimizde nelere dikkat etmeliyiz?

Ön ve arka aydınlatmalarınızın kesinlikle takılı ve çalışır durumda olması gerekli. Sürüş öncesi kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Pilleri zayıflamışsa değiştirin. Bunun haricinde, bisikletin özellikle vites mekanizması normalden daha çok kir ve çamura maruz kalacağından, bakım ve temizlik konusunda daha titiz olmalısınız. Her sürüşten sonra fren pabuçları ve tekerleklerin fren yüzeyleri temizlenmelidir. Ayrıca, zincirinizi üzerinde birikmiş kirden arındırarak yeniden yağlamanız bisikletinizin parçalarının yararına olacak, ömrünü uzatacaktır. Fren ve vites parçalarındaki kirlenmeyi minimuma indirmek için, ön ve arka çamurluk kullanımına yönelebilirsiniz. Hem bisikletiniz nispeten daha az kirlenir, hem de kullandığınız malzemelerin ömrü uzar.


Soğuk havalarda kıyafet tercihimiz nasıl olmalı?

Kıyafet seçiminde önceliğiniz, kumaş kalitesi olmalıdır. Havanın derecesine göre sadece bir rüzgarlık veya hem rüzgar geçirmeyen hem de içi ısıtma özelliği olan kumaştan yapılmış ceketlerden veya yeleklerden kullanabilirsiniz. Bu tip rüzgar ceketlerinin bazıları hiç hava aldırmadığından, gereksiz yere terlemenize sebep olabilir. Satın aldığınız yere bunu sormanızda fayda var.

Yağışlı havalarda yağmurluk şart. Burada dikkat etmeniz gereken nokta, bütçeniz doğrultusunda ilerlemeniz gerektiğidir. Kesinlikle su geçirmediği söylenen yağmurluklar oldukça pahalı olmasına rağmen bir noktadan sonra su geçirir hale gelebiliyor. Yağmurluklar, suya ne kadar dayanabildiklerine göre fiyatlandırılıyor. Yağmurluk size sadece zaman kazandırır. Belli bir süre sudan korunursunuz. O esnada bir yere sığınmanızda fayda var. Sürekli yağmura maruz kaldığı takdirde, belli bir süre su almaya başlayacaktır. Aynı durum, altınıza giyeceğiniz su geçirmez pantolon, su geçirmez ayakkabı kılıfı ve kaskınıza takacağınız su geçirmez kılıf için de geçerlidir.

Havanın derecesine göre alacağınız eldivenin tipi de değişmelidir. Ancak, aldığınız eldivenin parmak kısımlarının çok kalın olması, gidon hakimiyetinizde ve frenlemede sorunlar yaratabilir. Alacağınız eldiveni denemenizde, bisikletinizin gidonunu şöyle bir tutup fren kollarını kontrol etmenizde fayda var.

Ayaklarınızda ve ellerinizde soğuktan hissizleşmeler meydana gelirse, iklim ile inatlaşmak yerine bir yerlere sığınıp sıcak bir şeyler içmenizde fayda var. Bu yolla vücut sıcaklığınızı yeniden yükseltmiş olursunuz.


4 Şubat 2015 Çarşamba

Giant Retro Eldiven

Lodos hayatlarımızı dondurunca, aldığım eldivenin inceleme yazısı da gecikti haliyle. Giant mağazasının giyim reyonunda görür görmez üzerindeki gökkuşağı renkleri sayesinde dikkatimi çekmeyi başaran bu eldiveni almadan oradan çıkmayacağımı biliyordum. Eldivene biraz daha yaklaşınca gördüğüm detaylar sayesinde, sürekli olarak bir sonraki kullanışım için sabırsızlandığım bir eldivene kavuştum.

Orijinal ürün ismi Giant Classic Crochet Glove olarak geçen 19 USD değerinde bu retro eldiven, etiketinde yazdığı üzere 48% deri ve 41% pamuktan üretilmiş. Parmak içleri ve avuç kısmını siyah deri olarak tasarlamış ve dolgu malzemesiyle biraz yumuşak hale getirmişler. Oldukça rahat bir yapısı var. Geniş delikleri, yani açık örgüleri olduğundan hava aldırması ve nem transferi ile ilgili bir hatırlatma yapmama çok da gerek yok sanırım. Üstelik esnekliği de hiç fena değil. Velcro dediğimiz cırt cırtları biraz daha küçük ve ince olarak tasarlansa ve üzerindeki marka logosu biraz daha küçük olsa, eldiven daha da şık durabilirmiş. Ancak bu haliyle de oldukça güzel. Yaz sıcağında terler bileklerinizden içeri doğru süzülürken o derinin hali veya kokusu nice olur şimdilik bilemiyorum ama iki günlük kullanımım sonrası bu havalarda oldukça konforlu olduğunu söyleyebilirim. Benim gibi çelik bisikletlere ve o bisikletlerin yarışlarda kullanıldığı dönemlere ait giyim kuşama merak salma arifesindeyseniz, bu veya bunun gibi eldivenlerden bir tane edinseniz iyi olur. İnternette biraz araştırdım. Siyah ve kahverengi renkleri de var ama ben mağazada sadece bu rengini gördüm. Belki daha sonra diğer renkleri de getirirler. Gidip ara sıra taciz etmekte fayda var.

16 Ocak 2015 Cuma

Cyclist Türkiye'nin Hikayesi

Size Mart ayından itibaren Türkiye'de bir bisiklet dergisi satılmaya başlayacağını söylesem, tepkiniz ne olur? Peki ya bu derginin basılı olarak yayınlanacağını söylesem? Yani, GQ, National Geographic, Four Four Two, Vogue gibi dergileri gördüğünüz her yerde ve hatta bazı bisiklet mağazalarında bile bu bisiklet dergisini de göreceksiniz desem... Harika olurdu öyle değil mi?

Bir süredir yepyeni bir heyecanın içindeyim. Kişisel sosyal medya hesaplarımdan ilan etmiştim, ancak buraya yazmak için biraz daha zaman geçsin istedim. İngiliz Cyclist dergisi, Cyclist Türkiye ismiyle Mart ayı itibariyle ülkemizdeki yayın hayatına başlıyor. İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda'da yayınlanan derginin Türkiye'deki versiyonunun çalışmalarına çoktan başladık. Bendeniz Gökhan Kutluer, Cyclist Türkiye dergisinin editörüyüm. Dergide neler olacak diye merak ediyorsunuz, biliyorum. Aslında bununla ilgili bilgileri derginin sosyal medya hesaplarından bildiriyor olacağız, ancak ben kısaca tüm bisiklet disiplinlerine yer vermeye çalışacağımızı, ilgi çekici röportajların olacağını, bisiklet kültürünün sesi olmaya çalışacağımızı ve bisiklet kullanımına özendirici içerikler paylaşacağımızı söyleyebilirim. 

Cyclist, orijinalinde bir yol bisikleti dergisi. Yani, dağ bisikleti veya farklı branşlarla ilgili yayın yapmıyor. Türkiye'de henüz hiçbir bisiklet dergisi olmadığından, sadece yol bisikletine eğilmeyi doğru bulmadık ve derginin genel kontekstini tamamen olmasa da biraz değiştirdik. Amacımız, bisiklet sporuna ve bisiklet kültürüne doğrudan katkı sağlamak ve herkes için kaynak niteliğinde bir dergi oluşturmak. Dolayısıyla, dergide ilk sayıdan itibaren oldukça renkli ve herkes için ilgi çekici konular bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Hatta, daha az önce sevgili grafiker arkadaşım ile bir tanesinin sayfa planını bitirdik ve arkamıza yaslanıp konuyu şöyle bir okuyunca oldukça hoşumuza gitti. Sabah da, dergide röportajına yer vereceğimiz ünlü bir isme sorulacak soruları hazırlamıştım. Gelecek cevapların da yine bir hayli ilgi çekeceğine eminim. 

Dergide bisiklet ve ürün incelemeleri elbette olacak. Hiç merak etmeyin. Ancak, bunu yaparken tüm firmalara eşit mesafede durmak gibi hiç de arka plana itilmeyecek bir prensibe sahibiz. Dolayısıyla, dergiyi okurken torpil geçilmiş malzeme veya bisikletler olmaması için elimizden geleni yapacağız, çünkü bisiklet sektörünü canlandırmayı ve kalkındırmayı hedeflediğimiz kadar, bisiklet kullanıcılarının doğru ve tarafsız bilgiye ulaşmasını da istiyoruz. İçeriğin tamamı, Türkiye'deki okuyuculara hitap edecek ve Türkçe olacak. Ayrıca, profesyonel bisiklet dünyasından haberleri de bulabileceksiniz. Derginin, orijinal kopyasından çeviri oranını öyle çok yüksek tutmadık. Seçeceğimiz konulara dikkat ediyoruz. Yani, New York'un kalabalık caddelerindeki alışveriş dükkanlarında ve o sokaklarda nasıl hislerle dolaştığını anlatan havalı kadın/erkek yazarların çevirilerini okurken yaşadıklarınızı, bu dergide yaşamamanız için elimizden geleni yapacağız. İsteğimiz, bisikletçi olsun veya olmasın, dergiyi okuyan herkesin kendinden bir şeyler yakalayabilmesi.

Aslında, anlatacak ve paylaşacak çok şey var. Şu an bu yazıyı yazarken, bir yandan da diğer ekranda dergiye Mart ayında girecek olan yazılardan birini, sevgili yazı işleri müdürüm ve aynı zamanda bisikletçi dostum olan Tufan Sağnak'a yollamak üzere düzenliyorum. Ancak, size onları yazmamak için kendimi nasıl zor tuttuğumu tahmin bile edemezsiniz. Keza, yazar kadrosundan bahsetmemek için de öyle... Derginin Mart ayında çıkacak ilk sayısı için, piyasaya çıkış ile beraber abonelik işlemleri de başlayacak. Umarım, tüm bisiklet dostlarından gerekli desteği görür ve uzun soluklu bir yayın hayatının ilk adımını başarıyla atmış oluruz. Dergi, sadece bir dergi olarak kalmayacak ve dijital ortamda da tüm bisiklet dostlarına hitap edecek. Sürprizlere hazırlıklı olun ve sosyal medya hesaplarından dergiyi takip edin.

Cyclist Türkiye Facebook

Cyclist Türkiye Twitter

4 Ocak 2015 Pazar

Yowamushi Pedal

Toplumu bilinçlendirme işleri her zaman vakit alır. Koca bir ülkeyi yeni bir şeylere alıştırmak, onu tanıtmak ve sevdirmek hep uzun vadeli planlara muhtaçtır ve sabır gerektirir. Hele bizim toplumda olduğu gibi bir şeyin yenisine veya değişik olanına şüpheyle yaklaşan bireylerin sayısı çoğunluktaysa, işler iyice karmaşık hale gelir. Elbette bundan yeni cep telefonu, bilgisayar, araba vb. şeyleri ayrı tutuyorum. Onlar için her zaman paramız ve zamanımız var.

Geçenlerde yeni bir anime öğrendim. İsmi Yowamushi Pedal diye geçiyor. Bisiklet kültürü pek çok ülkeden daha ileri seviyeye yerleşmiş ülkelerden biri olan Japonya, ağırlıklı olarak yol bisikletini işleyen ve genel itibariyle bisiklet sporu hakkında sürükleyici hikayeleri barındıran bir çizgi film hazırlamış. Daha ilk bölümden itibaren bisiklet ve bisiklet kullanımı ile ilgili hem kültürel hem de teknik detaylara yer veren Yowamushi Pedal, yirmişer dakikalık bölümlerden oluşuyor ve bir solukta izleniyor. Anlaşılan o ki, amacı uluslararası bisiklet yarışlarına daha çok sporcu göndermek olan Japonya, ağacı yaşken eğmek için kolları sıvamış. Ülkesinde bisiklet kullanımı yaygın olmasına rağmen, 2013 yılında yayına soktuğu bu anime ile profesyonel anlamda da bisiklet dünyasında yer almak istediğini açıkça gözler önüne seriyor. 

Daha ilk bölümle birlikte sele ayarının faydaları, aynakol dişlisinin büyüyüp küçülmesinin sürüş performansına etkileri ve tırmanışta neden hafif olmanız gerektiğine dair deyim yerindeyse hap bilgileri paylaşmaya başlamışlar. Durum böyle olunca, animeyi boş gözlerle izlemeye hiç fırsatınız olmuyor. Bir yandan senaryo akıyor, bir yandan da o senaryoya entegre biçimde bisiklet mekaniği ve bisiklet kullanımı hakkında bilgiler paylaşılıyor. Tüm bunlar olurken, farklı diyaloglarla beraber bisikletin avantajları sıralanıyor ve kullanımı özendiriliyor. En güzel yanlarından biri ise, sadece erkeklerin değil, bisiklete ilgi duyan kızların da oldukça güzel bir şekilde işleniyor olması. Bisiklet hakkında pek bir şey bilmeyen çocuğun selesini ona uygun hale getiren kızın bilgisine şahit olduğunuz sahneye bayılacaksınız.

Bölümlerde sık sık yol bisikleti görüyoruz. Amaç bisiklet sporcusu yetiştirmek olduğundan, bölümlerde hep bisiklet sporuna ilgi duyan karakterler ve onların maceraları var. Antrenmanları, bisikletleri ve teknikleri oldukça keyifli biçimde aktarılıyor. Bisikletlerin detayları çok güzel bir şekilde aktarılmış. Tek fark, telif hakkı dolayısıyla isimlerin farklı yazılması. Mesela; Pinarello yerine Pinarrelo yazmışlar. Tasarımları ise tamamen aynı. Yani, animeyi sadece çocuklar için değil, bisiklete ve bisiklet sporuna ilgi duyan yetişkinler için de eğlenceli hale getirmişler.

Belirli bir bilinç oturtmak için işe önce çocuklardan başlamak, oldukça geleneksel ve her zaman işe yarayan bir taktiktir. Örneğin; ülkesini savaşa hazırlamak isteyen Hitler'in yaptığının da bundan pek farkı yoktu. Dönemin çocuklarının oynadığı oyuncaklar hep militarist materyallerden oluşuyordu. Japonların kendi ülkelerinde halihazırda yaygınlığı bulunan bisiklet kullanımını pekiştirmek ve sporcu yetiştirmek adına yaptığı bu hamle, ülkemiz açısından oldukça örnek alınası bir durum, çünkü bunu teşvik eden hiçbir yayınımız yok. Bazı sabahlar televizyondaki çocuk kanallarını açıp ne var ne yok diye bakıyorum. Biraz İngilizce biraz Türkçe konuşan komik suratlı karakterler, kusursuz bir yaşam, hayvanlar, doğa sevgisi, aile, arkadaşlık gibi şeyler hakkında bilgilendirici senaryoların içinde oradan oraya koşturuyorlar. Bisikleti ise ara sıra görüyorum. Hiç görmüyorum desem haksızlık olur ama gördüğüm kadarı bir çocuğun aklında yer edecek kadar yeterli değil. Bunu çok net söyleyebilirim. 

Ben, içinde çocuk parkı olan bahçeli kafelerde oturduğumda, bisikletimi genelde çocukların bulunduğu yerlere yakın koyarım. Gider bakarlar, dokunurlar, kurcalarlar, annelerine babalarına sorarlar ve öğrenirler. Ne öğrenseler kar sayarım. Merak edip soru sormak isteyenlerin sorularına anlayacakları dilden cevap veririm. Bana göre dünyanın en eğlenceli şeylerinden biri, hevesle yanınıza gelen birinin merakını aynı heyecanla gidermektir. 

Bir dönem kendimi Genzo Wakabayashi sanıyor, okul bahçesinde yaptığımız maçlarda kendimi oradan oraya tıpkı onun gibi atmaya çalışıyordum. Aynı şapkadan bulamamıştım ama benim de öyle bir şapkam vardı. Hatta etrafta kızlar varsa daha bir artistik kurtarışlar yapmaya çalışıyordum. Nankatsu takımının yeteneklisi Kaptan Tsubasa ve arkadaşlarının maceraları beni sabahın köründe televizyonun başına dikerdi. Onları izlerken duyduğum merak ve heyecanı hala hatırlıyorum. Futbolla yatıp kalkan ülkenin çocuklarına futbolla ilgili çizgi filmi dayamak kadar kolay bir şey olmadığını şimdi anlıyorum. Umarım şu Yowamushi Pedal da bir an evvel Türkçe dublajıyla beraber televizyonlardaki yerini alır. Alamıyorsa da birileri çıkar ve içinden bisiklet geçen Türkçe bir çizgi filmin senaryosunu yazıp yayına koyar. Böylece, büyüklerinin yeni bisiklet yolları, bisiklete saygı ve bisiklet kültürünün yayılması için verdiği emeğin kaymağını yiyebilecek bisiklet delisi yeni nesillere sahip olmamız daha da kolaylaşır.

Yowamushi Pedal'a ait ilk üç bölüm ve Türkçe altyazıları şuraya yükledim. Bir şans verin. Mutlaka seveceksiniz.