26 Kasım 2014 Çarşamba

Schwalbe Marathon Mondial Dış Lastik

Daha önce yaptığım bisiklet turlarında safkan bir tur lastiği kullanmamıştım. Geniş, yüksek ve yüzeyi iyi bir yol tutuşa uygun şekilde tasarlanmış olan ama sadece şehir bisikletlerinde kullanım için tavsiye edilen lastiklerle tura çıkmıştım. Bunun bir sonucu olarak, asfalt olmayan arazilerde zaman zaman zayıf yol tutuş performansı ve olur olmaz yerlerde patlak sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştım. Doğru teker ve lastik seçimiyle ilgili hatırlatmalara buradan ulaşabilirsiniz.

Tur konusunda uzman olan arkadaşlarımdan Schwalbe markasına dair pek çok övgü duymuştum. Tıpkı benim yol bisikleti için Vittoria ve Veloflex markalarına güvendiğim gibi, onlar da Schwalbe markasına güveniyorlardı. Bisiklet Gezgini'nden alıp tura çıktığım bisikletin üzerinde bulunan Marathon Mondial modeli lastikler, daha ilk sürüş anından itibaren beni oldukça memnun etti. 26'' x 2.00 ölçülerinde olanını kullandığım katlanabilir lastik, daha ilk bakışta dış yüzeyindeki mühendislik ve tasarım ile dikkat çekiyor. Lastiğin marka tarafından pazarlanışında, bu yüzey sayesinde tüm kullanımlara uygun olduğu; her mevsim ve arazide kullanılabileceğine vurgu yapılmış. Tekerleğin dönüş yönüne doğru derin oluklarla ama düz bir şekilde çizilmiş hatlar sayesinde, kusursuz bir asfaltta yakaladığınız hızı korumanız hedeflenmiş. Yanlarda bulunan yüzey ise, daha çetin arazilerde dengenizi kaybetmemeniz için imdadınıza yetişir şekilde duruyor. Aynı şekilde bu noktada bulunan derin oluklar, yağmurlu zeminde size güven veriyor. Lastiğin sonsuza uzanan bir teknik özellikler açıklaması var. O bilgilere şuradan erişebilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken bir nokta var ki, o da lastiğin her boyutunun katlanır olmadığı. O tabloya da buradan ulaşabilirsiniz.

Lastikle hem kuru hem de ıslak olmak üzere, asfalt, toprak, bozuk asfalt ve kısa da olsa kumda ilerleme durumunda kaldım. Hiçbirinde bisikletten inmedim. Hızımda ve dengemde değişiklikler olsa da, bisikletten inmemi gerektirecek kadar bir dengesizlik yaşamadım. Özellikle yoğun yağmura yakalandığım ve eğimin aşağı doğru olduğu bir bölgede hızlandığım esnada dahi herhangi bir kayma ile karşı karşıya kalmadım. Hem yüküm hem de lastiğin tutarlılığı sayesinde lastik yolu iyice tuttu ve sorunsuzca ilerledim. Bu arada, lastiğin 130 kiloya kadar taşıma kapasitesi olduğunu da söylemeliyim. Bir kereliğine de olsa, bir kazadan kalma gibi duran ve farkında olmadan üzerinden geçtiğim yoğun ve bir bölgede öbekleşmiş cam kırıkları da bu lastiğe zarar vermeyi başaramadı. Lastiğin iç kısmındaki çift koruma tabakası, lastiğin yola temas eden yüzeyini korurken, yan kısmındaki Snakeskin olarak geçen tabaka da yandan gelebilecek kesici veya delici tehditlere karşı lastiği koruyor. Bunca koruma ve yol tutuş performansı, doğal olarak lastiğe ağırlık olarak geri dönüyor. Ancak, bu ağırlık piyasadaki diğer tur lastiklerine kıyasla oldukça iyi seviyede. Bahsettiğim ölçülerdeki lastiğin tanesinin 740 gram civarında bir ağırlığı bulunuyor.

Çok uzun süre kullanım garantisi verildiğinden, elektrikli bisikletlerde kullanımı onaylanan ve her iki yanında reflektör bantları bulunan lastik, Türkiye'de Bisiklet Gezgini, Bisiklet Sepeti, Erdoğanlar Bisiklet gibi firmaların internet sitelerinden sipariş edilebiliyor.


Schwalbe Marathon Mondial 26x2.00 from zoominbicycletouring on Vimeo.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Neden Karbon Gidon? Neden Alüminyum Gidon?

Yazının içeriğine ön yargılı biçimde yaklaşmamanız açısından, birazdan anlatacaklarımın karbon veya alüminyum gidonu övme veya yerme gibi herhangi bir amaç taşımadığını; sadece deneyimlerden yola çıkarak paylaşılan şeyler olduğunu bilmenizi istiyorum. Ayrıca, yazıyı okuduktan sonra paylaştığım iki videoyu izlemenizde fayda var.

Alüminyum ve karbon gidonların pek çok çeşidini kullandım. İkisinde de alt ve üst seviye marka ve modelleri deneyimleme şansım oldu. Hatta karbon olanlarının hem imitasyon, hem de orijinal alternatiflerini kullandım. İmitasyon modelleri özellikle tercih ettim, zira bugün bu yazıyı sizlere sunmak, tıpkı Denge Tekeri gibi uzun süre öncesine ait bir plandı. Yeterli kullanım tecrübesine sahip olmadan ahkam kesmek yanlış olacağından, mümkün olduğunca fazla farklı gidon kullanmaya gayret ettim. Şu an ise 3T markasına ait orijinal bir karbon gidon kullanmaktayım.

Öncelikle şu alüminyum mu karbon mu sorusuna konusuna değinmek gerek. Bu sorunun net bir cevabı yok çünkü bunun tek bir doğrusu yok. Biri kötü, diğeri iyi diye bir durum söz konusu değil. Sadece, tıpkı bisikletin başka parçalarında olduğu gibi, hedeflediğiniz sürüş hissine bağlı olarak tercih yapmanız söz konusudur. Nelerden ödün verebilirsiniz? Bütçeniz ne kadardır? Nasıl bir sürüş deneyimi istiyorsunuz? Hobi kullanıcısı mısınız? Uzun saatler boyunca bisiklet üzerinde misiniz? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar, sizi bir şekilde sizin doğrunuza götürecektir. Alüminyum gidonların daha ağır olduğu ve daha çok esnediği bilinir. Karbon gidonların ise daha hafif olduğu ve daha az esnediği söylenir. Peki ne kadarı doğru? Karbondan daha hafif olan alüminyum gidonlar da vardır. Tıpkı alüminyumdan daha çok esneyen karbon gidonlar da olduğu gibi.

Bisikletin herhangi bir parçası, sırf bir bisiklet takımı onu tercih ettiği için en iyisidir gibi bir durum yok aslında. Bu tercihlerin pek çok değişkeni var. Bisikletlerin nakliyatları esnasında oluşabilecek hasarlar sebebiyle bile gidonlarını alüminyum seçen takımlar var. Oluşabilecek ve gözden kaçan ufak bir çatlak, yarış esnasında büyük güvenlik problemlerine sebep olabilir. UCI ağırlık standartlarını yakalamak için bisiklete ağırlık ekleme adına da alüminyum gidonlar tercih edilebiliyor. Diğer yandan, büyük kazaların yaşanma riski olan etaplarda, karbon gidonun sert düşüşlerde kırılma ihtimali daha fazla olduğundan alüminyum gidon tercih eden takımlar olduğunu da bilmenizde fayda var. Yani, takımlar her zaman her yarışta en hafif ve en esnemez karbon gidon hangisiyse onu alıp takmıyor.

50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nda, Belkin takımının takım rehberiydim. Bu sebeple yarışın ve takımların oldukça içinde yer aldım ve hemen hemen her şeyi gözlemleme şansım oldu. O günlere ait yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz. Takımların kullandığı bisikletlerin hemen hemen hepsinde karbon gidon ve karbon gidon boğazı ikilisi vardı. Omega Pharma, Astana, Lotto Belisol ve Belkin gibi takımların teknikerlerine sebebini sorduğumda ise, bana bu yarış tipi için ideal olanın bunlar olduğunu söylemişlerdi. Yani, takımlar her yarışa aynı donanımlarla gitmiyorlar veya her etapta tıpatıp aynı donanımları kullanmıyorlar. Bu açıdan bakıldığında da işin tek bir doğrusu olmadığını görebilirsiniz.

Karbon gidon neden pahalı? Çünkü hafif. Çünkü iyi bir işçiliğe muhtaç bir üretim aşaması var. Çünkü kullanılan malzeme kaliteli. Çünkü aynı malzeme sayesinde bir miktar titreşim emme özelliğine sahip. Çünkü esnemezlik oranı iyi seviyede. Çünkü bisikletle ilgili hemen hemen her parçanın üretiminde olduğu gibi, onun da tecrübe, bilgelik ve yetenek gibi şeylere ihtiyacı var. Türkiye'de karbon malzeme ile pek çok konuda algı yönetimi yapılıyor. Ünlü markaların kadrolarını üreten fabrikadan çıkan markasız / isimsiz veya düşük üne sahip markaların kadroları ile, ünlü markaların kadrolarının aynı kalitede olduğu savunuluyor. Bu çok yanlış. Bu mantıkla hareket edersek, X sektörde X markanın aynı fabrikada ürettiği her şeyin aynı kalitede olmasını beklememiz gerek. Bilinen bir bisiklet markasının kadro yapımında Toray karbon kullanılıyor. O kadronun çıktığı fabrikadan X marka veya markasız bir kadro, yine Toray karbon ile üretiliyor. Aralarında büyük fiyat farkları var. Türkiye'de, bu aradaki fiyat farkının sadece markaya verildiği ve kalite anlamında arada hiçbir fark olmadığı savunuluyor. Buna sadece gülünür. Üretim aşamasında malzemenin gördüğü işçilik ve üretim teknikleri hiçe sayılarak, sırf aynı veya benzer malzeme kullanılıyor diye iki kadronun arasında hiçbir fark olmadığının savunulması çok yanlış. Siz fabrikalarda no name bir kadro ile Colnago, Pinarello veya bir başka markanın kadrosunun aynı kişiler tarafından üretilip işlendiğine ihtimal verebiliyor musunuz? Konuyu kadro olarak anlattım ancak aynı şey elbette diğer parçalar için de geçerli. Tıpkı gidonda olduğu gibi. Ben sadece gidon değil, bu tip markasız veya replika kadroları da denedim. Bisiklet sektöründe çalıştığım dönemde teknik servise bırakılan bu tip kadroları alır test ederdim. Sonuçlar berbattı. Sürüşünden etkilendiğim bir tane bile bisiklet olmadı. Forumlarda kimin neyi neden savunduğunu asla bilemezsiniz. Yeterli bütçesi olmayan birinin, kendisine hediye edilse koşa koşa bisikletine takacağı parçaları sırf maddi gücü yetmediği için yerdiğinden haberiniz var mı? Bu yüzden, okuduklarınızı başka kaynaklardan da araştırmanızda fayda var.

Bu cümleleri ucuz veya replika karbon kadro ve parçaları yermek için yazmıyorum. Piyasada tamamen orijinaline yaklaşacak kadar olmasa da, kaliteli üretilen replika veya markasız ürünler de mevcut. Sadece, bu ürünleri; yani karbonun en üst düzey standartlarda üretilmiş olanını değil de, orta seviye olanını kullananların forumlarda kestiği ahkamlara dikkatinizi çekiyorum. Lütfen bu tip şeylere itimat etmeyin. Düşük veya orta kalitede karbon gidonları tercih edip, alüminyumdan daha kötü olduğunu savunmaları kadar saçma bir şey yok. Karbon olsun çamurdan olsa diye alınan malzemeden üst düzey verim alamamak oldukça normal. Bendeniz az önce de belirttiğim gibi replika karbon gidon kullandım. İki ayrı markaya ait iki ayrı replika karbon gidonla olan tecrübelerime baksaydım, şu an alüminyum gidon kullanıyor olurdum. Zira o karbon gidonlar oldukça esniyordu. Gerek atak esnasında gerekse yokuşlarda bariz bir esneme söz konusuydu. Hal böyle olunca, evet; ben de orijinal ve üst kalite bir alüminyum gidonun onlardan daha az esnediğini ve daha performanslı olduğunu savunabilirim. Ancak, şimdilerde kullandığım orijinal karbon gidonuma verdiğim her kuruşun ne kadar da isabetli bir yere harcandığının da farkındayım. Kullandığım en kaliteli alüminyum gidondan daha kaliteli ve daha esnemez bir karbon gidon sahibiyim ve bundan hiç pişmanlık duymadım. HC kategori tırmanışlarında, ani ataklar çektiğimde veya yüksek hızdaki inişlerde beni asla tedirgin etmemiş ve bana boşuna güç harcatmamıştır. Bir kere yaşadığım kazada ise sertçe yere çarpmasına karşın hiçbir yerinde herhangi bir çatlak ya da kırık oluşmamıştır. Karbonu her düştüğünde veya çarptığında zarar görecek bir malzemeymiş gibi görmenize gerek yok. Santimetre karesinin tonlarca yüke dayanıklı olacak şekilde üretildiği bir malzemeden söz ediyoruz. Tabii eğer orijinal ve üst düzey bir marka ve model tercih ettiyseniz.





13 Kasım 2014 Perşembe

Santos Travelmaster 2.6 Tur Bisikleti

Bisikletle tur yapacak olduğunda yeni bir tur bisikleti almak yerine mevcut bisikleti tura uyumlu hale getirmek isteyen pek çok kişiye denk gelmişsinizdir. Hele bir de yapılacak tur öyle çok da uzun değilse ve öne bagaj takmaya lüzum yoksa, mevcut bisikletin arkasında bagaj takmak için ayrılmış olan vida boşlukları hemen değerlendirilir ve orta kalitede bir şeyler alınıp takılır. Ağırlıkta aşırıya kaçmadıkça, o bagaj iş görür. Ben biraz aşırıya kaçtığım için, iki sene önce yaptığım on günlük tur sonunda bagajım iki yandan da kırılmıştı. Belki biraz daha sağlam bir bagaj veya daha az bir yük ile daha iyi sonuçlar alanlar olmuştur.

Bundan iki yıl önce aldığım şehir bisikletimi tur bisikletine çevirmiş, biri 200 diğeri yaklaşık 750 kilometre olan iki tura çıkmıştım. Bisiklet kaliteliydi ama ani duruşlarda, dönüşlerde ve yüksek hızlarda bagaj ve heybe ile olan münasebeti bana güven vermiyordu. Neticede şehir içinde sürüş için tasarlanmış, yük taşıma için tasarlanmamış bir bisikletti. Dolayısıyla taşıdığı yük, bisikleti esnetiyor ve dengesizlik yaratıyordu. Zaten sonra o bisikleti satıp yol bisikletine geçmiş ve bir daha da yüklü bir şekilde tur yapmamıştım.

Geçenlerde içimdeki tur isteği arttı ve tek başıma bir tura çıkmak istedim. Bütün bisikletlerim yol bisikletiydi ve öyle bagaj takıp tur bisikletine devşirilecek bir bisikletim yoktu. Soluğu, Türkiye'deki tur bisikletçilerinin ve Türkiye'den geçen tur bisikletçilerinin uğrak yeri olan Bisiklet Gezgini'nde aldım. Tercihimi ise hem farklı vites sistemi hem de uyumlu renkleri sebebiyle Hollandalı Santos markasının Travelmaster modellerinden birinden yana kullandım. Alüminyum kadroya sahip ve 26'' teker boyutu olan modelin tam ismi, Travelmaster 2.6 olarak geçiyor. Bisikletin en güzel yanı, her şeyinin üzerinde hazır bir şekilde olması. Benim gibi tembel tipler için harika. Çamurluklar, enerjisini dönen tekerlek göbeğinden alan, sensörü sayesinde hava kararınca kendi kendine aktif hale gelen ön ve pille çalışan arka aydınlatmalar, ön ve arka bagajlar, ayaklık ve hatta bir de gidona sabitlenmiş küçük bir pusula takılı bir şekilde teslim ediliyor. Dolayısıyla, size kalan sadece bisikleti kendinize göre ayarlatmak ve tur çantalarınızı takıp yola çıkmak oluyor. Travelmaster 2.6 modelinin elcikleri oldukça ergonomik. Avuç ve bileklerinizi yormayacak şekilde tasarlanmış. Onu da yine kendinize uygun bir açıya getirtebiliyorsunuz.

Bisikletteki en dikkat çekici özellik, vites sistemindeki farklılık. Alman Rohloff markasının ürettiği göbekten vitesli sistem ilk başta beni biraz ürkütmüştü. Üstelik bisiklette zincir de yoktu. Basit görünen bir kayış ve nasıl değiştiği belli olmayan vitesler yüzünden kendimi güvensiz hissetmiştim. Şehir içinde yaklaşık on kilometrelik bir deneme sürüşünün ardından vites geçişlerine tamamen alıştım. Bildiğimiz rubleli ve arka aktarıcılı sistemde vitesin değişmesi için pedal çevirmeye devam etmemiz gerekirken, bu bisiklette pedal çevirmeyi bırakmamız gerekiyor. Üstelik o esnada nerede olduğunuzun herhangi bir önemi de yok. Hızlanmak veya yavaşlamak, yokuştan inmek veya çıkmak falan önemli değil. Vites değiştirmeye ihtiyacınız olduğu an vitesi değiştiriyorsunuz ve vites mekanizması size herhangi bir işaret vermiyor. Yani öyle vites değişme sesi duymuyorsunuz. Vitesin değiştiğini, yeniden pedalı çevirmeye başladığınızda anlıyorsunuz. Vites değiştirme işini, kabaca arabadaki debriyaj işleyişi gibi düşünebilirsiniz. Oldukça sorunsuz çalışan bir sistem diyebilirim. Zaten kapalı sistem olduğu için  bakım gerektirme sıklığı da oldukça uzun aralıklara yayılmış durumda. Kendine has bir şırınga ile enjekte edilen yağına bile binlerce kilometreden sonra ihtiyaç oluyor. İçinde irili ufaklı ve farklı oranlarda dişliler bulunan göbek, bisiklette hatrı sayılır bir ağırlığa sebep oluyor. Ancak verdiği güven ve sağladığı avantaj buna değer nitelikte diyebilirim. Atan bir zincir, yokuş çıkarken ihtiyacınız olan ani bir vites değişiminde zorlanan bir arka aktarıcı ve kirlenme gibi dertler olmadan yolunuza bakıyorsunuz. Göbeğin içinde neler olduğuna buradan bakabilirsiniz. Dokunmak isterseniz de, mağazaya gidip bakabilirsiniz. Orada bir numune bulunuyor.

Bir kayış ile bisikleti ilerletme fikrine bir türlü alışamamıştım. Hafif oluşu ve isminin en nihayetinde kayış olması sebebiyle zincirin yerini ne kadar tutar ne kadar tutmaz emin olamıyordum. Ancak turumun ikinci günündeki sert tırmanışların ardından güvenimi kazandı. Hiç de öyle hayalimde canlandırdığım gibi bir esneme payı falan söz konusu olmadı. Zaten turdan döndükten sonra incelediğimde öğrendim ki, yapımında karbon malzeme kullanılıyormış. Yani hafiflik, sertlik ve dayanıklılığını karbona borçluymuş. Öyle kafanıza göre katlayamıyorsunuz. Bisikletteki hali dışında alabildiği tek bir şekil var ve bisiklette takılı olmaması durumunda o şekilde durması gerekiyor. 

Bugüne kadar kendi bisikletlerimde kullandığım fren sistemleri hep bildiğimiz telli mekanizma ile çalışan pabuç frenlerdi. Bir de yakın bir dostumun sık sık kullandığım bisikletindeki mekanik disklerle fren tecrübem olmuştu. Bu bisiklette ise durum biraz farklı. Yine pabuçlarla fren yapılıyor ancak pabuçlara komut gönderen şey teller değil hidrolik yağ oluyor. Sürüş yapacağınız iklime göre normal veya daha geç donan çeşitlerinden birini seçebileceğiniz hidrolik yağlı sistem sayesinde fren performansınızda bariz bir fark oluyor. Yüksek hızla yol bisikletinde seyrederken, bu frenlerle ani bir fren yapmam gerekse muhtemelen bisiklette şöyle ciddi bir şekilde öne doğru gelirim. Hatta yeterince dengeli olmazsam, bisiklet beni üzerinden atacak duruma bile gelebilir. Tur bisikletinde esas olan güvenilirlik ve sağlamlık olduğundan, frenlerinizin her türlü ihtiyacınıza cevap verebiliyor olması gerekli. Hidrolik fren sistemlerinde adını duyurmuş bir marka olan Alman Magura, bu tip bisikletler için HS serisini üretmiş. Çalışma mekanizmasına ve nasıl sökülüp takıldığına buradan bakabilirsiniz. 

Tekerlekler oldukça sağlam ve dengeliydi. Turdan döndükten sonra baktığımda herhangi bir ayar kaçmasına denk gelmedim. Gayet güzel bir hiza ile dönmeye devam ediyordu. Ön jant göbeğinde SON Dynamo Hub kullanılmış. Enerji üretimi için göbeğin içine kurulan sistem sayesinde ön aydınlatmaya ihtiyacı olan elektriği yolluyor. Kendinden dinamolu diyebiliriz. Arka jant göbeği ise az önce de anlattığım gibi Rohloff idi. Jantların akıcılığı bir tur bisikleti için oldukça iyi seviyede. Hızlanabildiğim nadir zamanlarda, altımda beni geri çekmeyen bir bisikletle olduğumu hissedebiliyordum. Bunun biraz lastikle de alakası var. Belki sadece asfalt için üretilmiş bir dış lastik kullanıyor olsanız daha da hızlı gidebilirsiniz.

Neredeyse her yerinde matara kafesi sabitleme için gerekli vida boşlukları bulunan bisikletle beraber gelen ve yol tutuşuna hayran kaldığım Schwalbe Marathon Mondial lastiklerle hem asfalt hem de köy yollarında sürüş yaptım. Patlak sorunu yaşamadım. Renk uyumu açısından bisikleti harika bir biçimde tamamlayan Brooks B17 model sele ile fırtınalı bir ilişkim oldu. Pedli tayt ile sürüş yapmama rağmen, ilk iki gün canımı yaktı. Brooks ile yola çıkmadan önce ona biraz alışmak gerekiyormuş. Seleyle beraber verilen balzamı kullanarak, selenin popo şeklinizi almasını falan sağlamanız gerekiyormuş. Keşke yola çıkmadan önce kesintisiz her gün bisikleti kullanıp kendimi seleye alıştırsaymışım. Rahat bir sele olduğu, geniş görüntüsünden aşikar. Hatta üçüncü gün artık biraz daha iyiydim ama yine de acıyan yerlerim ara sıra varlığını hissettiriyordu. Size tavsiyem, seleyle yola çıkmadan önce poponuzu ona alıştırın. Sele konusunu hariç tutarsak, bisiklette herhangi bir acıya sebep olacak problem yaşamadım. Kadro açılarını çok beğendim. Kollarınız oldukça rahat. Sırt ve belde herhangi bir baskı oluşmuyor. Bisikletin üzerindeki duruşunuz dik oluyor ve epey yüksekten tüm yola hakim bir şekilde ilerliyorsunuz.

Gelelim yazının başındaki konuya. Eğer bütçeniz kısıtlıysa, elinizdeki bisikleti tur bisikletine çevirirken en azından kaliteli ürünler tercih etmeye çalışın. Bagajı falan sağlam olsun. Ancak yeni bisiklet alacak bütçeniz var ve bisiklete karar veremiyorsanız, bisikleti hangi amaçla ve ne sıklıkta kullanacağınızı kendinize mutlaka sorun. Sıklıkla tur yapacağınız bir bisiklet kullanacaksanız, safkan bir tur bisikleti almanızda fayda var. En azından çamurlukları ve arka bagajı takılı vaziyette satılan ve tur için tasarlanmış bisikletler, yüklü hale geldiklerinde size sorun yaratmazlar. Daha dengeli bir sürüşe sahip olursunuz. Bisiklet bir bütün olarak hareket eder. Yani, bagajın ağırlığı bisiklete yön vermez ve sizin gidon hakimiyetinizde zorluğa sebep olmaz. Özellikle bozuk yollarda bisiklet altınızda dans etmez. Burada lastik faktörü de önemli ama sağlam olmayan ve bisikletin bir parçasıymış gibi durmayan bir bagaj ve bisikletten bağımsız hareket eden heybeler işinizi oldukça zorlaştırır. Ben iki şekilde de tur yapmış biri olarak rahatlıkla bunu söyleyebilirim. Tur bisikletleri, tur için tasarlanmıştır ve turda size ihtiyacınız olan dayanıklılık ve güveni verir. Nasıl ki bir şehir bisikletinden yol bisikleti olmuyor veya yol bisikletinden öyle çok uzun dayanıklılık sağlayacak bir tur bisikleti yaratılamıyorsa; dağ veya şehir bisikletinden de tur bisikleti yaratılamaz. Daha doğrusu yaratılır ancak yüzde yüz verimli olamaz. Düşük bütçeli tur bisikletleri de var. Önemli olan, turda tur bisikleti kullanıyor olmak. Bütçeniz fazla ise, bu defa yapacağınız turların uzunlukları önem kazanıyor. Yıllık izinlerinizi değerlendirmek üzere kullanacağınız bir tur bisikleti için başka, uzun süre yollarda kalacaksanız başka bir bütçe ayırmalısınız. Orası size kalmış.

Son olarak, lastik patlaması veya bisikleti bir yere taşımanız gerektiği durumlarda ön veya arka tekerlek sökerken yapmanız gereken şeylerin bir rutini var. Bisikleti satın alırken bunları öğrenmenizde fayda var. Öyle vakit alan şeyler değiller ama itinalı yapmanız gerektiği kesin. 

Santos markası, sipariş edeceğiniz bisikleti hem renk hem de donanım anlamında kişiselleştirmenize olanak tanıyor. Direkt firma ile veya buradaki temsilcisi olan Bisiklet Gezgini ile iletişime geçerek fiyat ve işleyiş hakkında detaylı bilgi sahibi olmanız mümkün.