29 Ekim 2014 Çarşamba

Ortlieb Rack Pack Tur Çantası

Gelelim yaptığım tur boyunca en çok kullandığım ve en sevdiğim tur çantasının incelemesine. Diğer çantalarım gibi Ortlieb marka olan ve istediğim üzere beyaz renk bulma şansını yakaladığım çantam, tur boyunca en çok açıp kapadığım, içinden sürekli bir şeyler aldığım ve montajı bebek işi olan bir çantaydı.

Modelin ismi Rack Pack olarak geçiyor. Medium ve Large olmak üzere iki boyutu mevcut. Ben küçük olanını tercih ettim. Diğer çantalar gibi bunun da omuz askısı var ve çantayla beraber geliyor. Su geçirmez bir yapısı var. Biraz daha esnek bir yapıya sahip. Zaten şekil ve dizayn itibariyle de buna müsait. Dolayısıyla içine çadır, uyku tulumu ve mat gibi şeyleri koymanız için tasarlanmış. Oldukça sağlam olduğundan, delinmesinin zor olduğunu düşünüyorum. En azından benim tecrübem böyle oldu. İçinde paketine koymadan bıraktığım tamir setinin sivri uçları defalarca çantanın iç yüzeyine sürtmesine rağmen delmeyi başaramamış. 760 gram ağırlığı olan ve toplam kapasitesi 31 litre olarak belirtilen çanta, diğer yazımda bahsettiğim Ortlieb Back Roller Plus çantalarla uyumlu bir şekilde bagajınıza sabitlenebiliyor. Çantada üstte ve altta bulunan tokalar, bu çantaların üzerinde bulunan tokalarla birleşiyor ve öyle kilitleniyor. Dolayısıyla, o bisiklete sabitlenmiş çantalar, bu çantayı taşımış oluyor. Bu aklınıza sağlıksız bir taşıma performansı getirmesin. Eğer yeterince sıkı biçimde kilitlerseniz, çantalar asla yerinden oynamıyor. İstediğiniz kadar ani hareket yapın, bundan asla etkilenmiyorlar. Yazının sonundaki videoda bu sabitleme işlemini daha net göreceksinizdir. Çantayı tur boyunca çok aktif olarak kullandım. İçinde yiyeceklerimin olduğu poşeti bu çantanın içine koymuştum ve verdiğim molalarda hemen çantayı açıp biraz atıştırıyordum. Tek yapmam gereken iki tane tokayı açmak oluyordu. Ne çantayı sökmem gerekiyor, ne de yerinden oynatıyordum. Bu yüzden, bana hem zaman kazandırdı hem de beni hiç yormadı. Belki siz de bir çeşit hengame yaşamışsınızdır o eski tip çantalarla. İp sıkıca tutmazsa kayar, kıçı başı ayrı oynar, açması kapaması derttir ve hatta bir yana doğru kayıp yol boyunca sizi rahatsız eder. İşte o tip işlerle uğraşmamak için böyle profesyonel çantalar tercih etmekte fayda var. Çantalar ilk görüşte bile öyle bir güven veriyor ki, eliyle şöyle bir dokunup oo yeğenim sen tam tesisatlı gelmişsin buralara diyen amcalara bile denk gelebiliyorsunuz.

Ortlieb markasını bilmiyor veya güvenmiyorsanız, internette ufak bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Fiyatlarının neden ortalama ürünlere göre daha yüksek olduğunu anlamanız için ürünlere yakından bakmalı veya haklarında yazılan yorumları okumalısınız. Özellikle uzun turlara çıkacak kişilerin en çok güvendiği markalardan biridir. Örneğin; İsveç sınırından yola çıkıp Tayland'a giden bu çiftin bisikletlerinde Ortlieb markasına ait çantalar bulunuyordu. Ben kullandığım modellerden memnun kaldım. Diğerlerinde olduğu gibi fırtınaya yakalandığımda bu çanta da aynı performansı verdi ve su geçirmedi. Yine rulo sistemiyle ağzı kapanan, içinde herhangi ayrı bir cebi bulunmayan, uzaktan golf çantasını andıran ve farklı renklerini bulma şansınız olan çantayı Bisiklet Gezgini mağazasında gidip inceleyebilir, montaj işlemleri ve kalitesiyle ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz.

Çanta bisiklete nasıl monte ediliyor?

25 Ekim 2014 Cumartesi

Ortlieb Back Roller Plus Tur Çantaları

Daha önce yaptığım büyük turda, Basil markasına ait ucuz sayılabilecek tur çantalarını kullanmıştım. Bisikletin bagajına kayışlarla sabitlenen çantayı yanıma almak istediğimde büyük zaman kaybı yaşıyordum. Bağlamak, çözmek, taşımak falan hep dertti. Bu yüzden o çantayı bir daha kullanmadım. Bu seferki turda yanıma daha profesyonel bir şey almak istedim. Ortlieb markasının oldukça kolay bir şekilde yerleştirilen ve aynı şekilde geri alınabilen çantalarını kullandım ve çok memnun kaldım.

Öncelikle size kısa teknik bilgileri vereyim. Sonrasında tecrübelerime geçerim. Çanta, sağlam kumaşı ve su geçirmezliği ile dikkat çekiyor. Bisikletin bagaj tarafına denk gelen iç kısıma yerleştirilen kalın plakalar sayesinde oldukça sağlam bir hal alan çanta, yine aynı bölgede bulunan sabitleme aparatlarıyla bisikletinizle bir bütün halinde hareket ediyor. Yazının sonunda bu aparatlarla ilgili videoları görebilirsiniz. Bu sayede ani dönüşler yapmanız gerektiğinde veya tümseklerden geçtiğinizde sizden bağımsız hareket etmeyen ve denge bozmayan çantalar kullanmış oluyorsunuz. Üstelik bu aparatlar sabit olmadıklarından, her bagaj tipine uygun hale getirilebiliyor. Yanlarında omuz askıları ile beraber gelen çantalar, 40 litre kapasiteye ve 1680 gram ağırlığa sahip. Yani, hem su geçirmeme özellikli kumaşı hem de dayanıklı yapısı göz önüne alındığında gayet hafif çantalar olduklarını söyleyebilirim. Çantanın dış yüzeyi ile iç yüzeyi aynı değil. Dolayısıyla çantaya bakıp şöyle bir dokunduğunuzda size su geçirmeme konusunda güven vermeyebilir. Ancak, içini açıp baktığınızda, neden su geçirmediğini daha iyi anlayacaksınızdır. En azından bana böyle olmuştu. Önce pek güvenememiştim.

Çantanın ağız kısmında sadece orayı kapatmaya yarayan herhangi bir cırt cırt, toka ya da kilit yok. Direkt rulo yaparak ağzını büzüyor ve yanlardan aşağı doğru çekip alttan gelen toka ile kilitleyerek kapatıyorsunuz. Alttan gelen tokayı tutan kayış, aynı zamanda omuz askısı olarak da kullanılabiliyor. Eğer içinde çok eşyanız yok ise, yine ağzını rulo yaparak kapatıyor ve ortadan gelen kısa kayışa takılı olan toka ile kilitleyerek de kapatabiliyorsunuz. Bu da yine çantanın üst kısmındaki su geçirmezlik esası göz önünde bulundurularak tasarlanmış. Bir de şu var ki, bu iki toka sistemi bu çantaların üzerine koymak istediğiniz yine Ortlieb markasına ait bir başka çanta olan ve bir sonraki yazımda inceleyeceğim Rack Pack ile uyumlu olduğundan, çantanın kendisini kilitlemek için kullandığınız orta toka, aynı zamanda Rack Pack modelini bisikletinize sabitlemek için de kullanılabiliyor. Yani, öncelikle bu çantalar bisiklete, Rack Pack ise bu çantalara sabitlenmiş oluyor. Kulağa biraz karışık geliyor olabilir. Şu görsele bakarak biraz fikir sahibi olabilirsiniz. Ayrıca Bisiklet Gezgini mağazasına bir uğrarsanız, size çalışma prensiplerini hemen gösterirler.

Yan kısımlarda bulunan reflektörler güvenlik açısından avantaj sağlarken, iç kısımda bulunan biri fermuarlı iki küçük cep de oldukça işe yarıyor. Hemen elinizi atıp almak istediğiniz bir şey varsa oraya koyabilirsiniz. Böylece çanta içinde uzun süre bir şey aramak zorunda kalmazsınız. Bir Alman markası olan Ortlieb çantaların üretimleri Almanya'da yapılıyor. Hem kullanışlılık, hem tasarım, hem de dayanıklılık açısından epey ileri seviyedeler. Ben çantaları fırtınaya yakalandığım esnada her ne kadar istemeyerek de olsa test etmiş bulundum. Yarım saat civarı durmaksızın ve oldukça kuvvetli yağan yağışın ardından eşyalarımı kontrol ettiğimde herhangi bir ıslaklıkla karşılaşmadım. Eğer çantaları hem üstteki iki küçük tırnak hem de alttaki aparat ile bagajınıza bir kere sıkıca sabitlerseniz, bir daha o ayarlar hiç bozulmuyor. Defalarca tak çıkar yapmama rağmen hiç sorun yaşamadım. Bildiğim kadarıyla Ortlieb markasını Türkiye'ye Bisiklet Gezgini getiriyor ve sadece onların mağazalarında bulmak mümkün. Ben oradan almıştım. Bisikletimle uyumlu olsun diye kırmızı renk tercih ettim ama başka renklerini bulmanız da mümkün. Eğer uzun süre kullanabileceğiniz bir şey arıyorsanız, bu çantaları gidip görmenizde fayda var.

Ortlieb çantalarının kullanım kolaylığı



Çantaya yakından bakalım



Çantanın sabitleme mekanizması



Su geçirmezlik testi

24 Ekim 2014 Cuma

Yol Bisikletinde Temel Duruş Prensipleri

Bir süre önce Specialized markasının Almanya'nın Münih kentindeki üssünde bisiklette duruş ve pozisyon ayarlama üzerine eğitim almıştım. Kısaca Bike Fit olarak geçen dört günlük eğitimin üzerinden uzun süre geçti. Edindiğim bilgileri tazelemek için aldığım notlara göz gezdirirken, temel hatlarıyla bunlardan biraz da size bahsetmek istedim. Anlatacaklarım oldukça geneldir ancak işin prensibini kavramak ve konu hakkında fikir edinmek, yol bisikletine yeni başlayan ya da başlayacak olanlar için oldukça önemlidir.

Kadro boyunun öneminden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Ancak, doğru kadro boyu tercih edilse de hemen hemen herkes ufak tefek düzenlemeler yaparak bisikletini kendine daha uyumlu hale getirmek durumundadır. Yani, benim boyum 180 cm, kadro boyum da 56 diyerek işin içinden çıkarsanız ve hiçbir detaya özen göstermezseniz, uzun sürüşler sonrası ağrılarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Fabrikadan seri üretim ile çıkmış bir bisikletin size cuk oturması her zaman mümkün olmayabilir. Dolayısıyla, işin biraz detaylarına inmeniz gerek. Bisiklette doğru duruş demek, bisikletle münasebet kurduğunuz temas noktalarındaki ayarların size uygun hale gelmiş olması demektir.

Gidon ile başlayalım. 36 cm ile başlayıp 46 cm ile biten gidon genişlik ölçülerini duymuşsunuzdur. Omuzlarınızın genişliği ile kullanmanız gereken gidon genişliği arasında paralellik söz konusudur. Ölçü için referans kabul edilen iki kemik arasındaki mesafe, kullanmanız gereken gidonun da ölçüsünü vermektedir. Mesafeniz 42 cm ise, kullanmanız gereken gidonun ölçüsü de bu olmalıdır. Fotoğrafta o iki kemiğe oturtulmuş gidonu görebilirsiniz. Durumu kabaca böyle özetleyebiliriz. Gelelim gidonun ayarlanmasına. Gidonun gidon bandı tıpalarını taktığınız bitiş kısmı, yere paralel veya paralele yakın olmalıdır. Bu kesin bir kural mıdır? Hayır. Kişinin vücut tipine göre, esnekliğine ve kas yapısına göre kesinlikle değişkenlik gösterebilir. Ancak, bu şekilde rahat ediyorsanız, sorun yok demektir. Sonrasında, vites fren kollarınızın ayarına dikkat etmelisiniz. İkisi de tam karşıya bakmalı ve size olan mesafeleri aynı olmalıdır. Biri önde biri arkada kalmış kollar, uzun sürüşlerden sonra anlamsız ağrılara sebep olabilir. Bu kolları gidonda konumlandırırken, gidonun üzerinde maksimum ve minimum duruş noktaları işaretlenmiş olacağından, o noktalar arasında kendinizi en rahat hissettiğiniz noktaya getirmenizde fayda var. Bu noktada şunu söylemeliyim ki, seçtiğiniz gidon tipinin reach olarak bilinen uzanış mesafesi de çok önemlidir. Diğer yandan, drop olarak geçen eğilme mesafesi de bisikletin üzerine ne kadar yatacağınıza karar veren ölçülerden biridir. Gidonu alt kısımlardan tutarken, bileklerinizin çok kıvrılmıyor olması gereklidir. Gidonun ayarlanış şekli, gidon boğazının da ölçüsüne bağlı olarak sizin duruşunuzu dikleştirebilir ve yataylaştırabilir. Gidon boğazı, oldukça hassas bir konudur ve bisikletteki duruşunuzun ana hatlarını direkt olarak etkiler. Ağrıya ve konfora doğrudan etkisi vardır. Esnek bir gövdeniz yoksa veya kollarınız kısaysa, kendi boyunuza uygun bir kadro boyu seçmiş olsanız dahi o bisikletin gidon boğazını değiştirmeniz gerekebilir. Daha kısa bir tane almanız gerekebilir. Aynı durum tam tersi için de geçerli elbette. Bel ve sırt ağrıları olan biriyseniz ve bu durum bisiklet hayatınızda yokken de böyleyse, hem gidon boğazı konusuna hem de onun yüksekliğine ekstra özen göstermelisiniz. Bazıları biraz daha dik duruş istediğinden eğimli gidon boğazları tercih etmez ve hatta spacer kullanarak gidonu biraz daha yukarı çeker. Standart bir duruşta, kollarla vücudunuz arasında 80 ile 90 derecelik bir açı oluşması gerekir. Dirseklerinizin ise kaskatı durması değil, 10 ila 20 derecelik açılar yapması beklenir. Buna yakın ölçüler yakalarsanız, duruşunuz biraz daha düzelir ve şu şekilde gözükürsünüz. Sırtınız hemen hemen düz bir hatta sahip olur diyebiliriz.

Bisikletle temasınızı sağlayan diğer bir kritik nokta da ayaklarınızdır. Burada pedallarınızın kallerinin ayakkabınızın neresinde durduğunun önemi büyüktür. Diz veya bilek ağrıları çekmemek için, kendinize uygun hizayı bulmanız gerekli. Bunun için ideal olan, kal merkezinin, ayağınızda sağdaki ve soldaki iki kemikle arasında bir yerlerde olmasıdır. Şu veya bu görselden daha iyi anlayabilirsiniz. Pedal çevirme esnasında dizleriniz tek bir hat üzerinde gidip gelmiyorsa, kallerin baktıkları yönlerde veya pozisyonlarında ufak tefek değişiklikler yapmak gerekebilir. Pedala uyguladığınız kuvvetin tamamının bisiklete aktarılabilmesi için, kallerin en iyi şekilde ayarlanmış olması gerekmektedir. Optimum seviye yakalandığında, hem dizlerinizin hizası hem de pedallama şekliniz bundan olumlu yönde etkilenecektir. Ancak, bu noktada her şeyin kesin ve net bir kaidesi vardır diyemem. Profesyonel sporcular arasında hala bir dizi içe veya dışarı gidip gelenler vardır. Bazı şeyler kemik yapısından kaynaklandığı için, vücudu başka türlüsüne zorlamak ilerleyen dönemlerde oluşabilecek rahatsızlıklara sebep olabilir. Esas olan sizin rahatınızıdır. Bu tip itina isteyen konuları deneme yanılma ile de görebilir veya direkt profesyonel destek almak için Bike Fit yapan mağazalara gidebilirsiniz. Aktif Pedal ve Trek mağazaları bu hizmeti veriyor.

Son olarak seleden bahsetmek istiyorum. Bir kere sele ölçünüzün kesinlikle doğru olması gereklidir. Kemiklerinizin açıklığı sele genişliği ile birebir örtüşmelidir. Pelvis açıklık ölçünüzü biliyor olmanız bu noktada önem kazanmaktadır. Şekli güzel diye dar seleler almayın. Kendinize uygun olanı tercih edin. Selede sağa sola veya ileri geri kayıp duruyorsanız, bir rahatsızlık var demektir. Bir boy büyüğüne geçip bir de öyle deneyin. Seleniz size uygunsa, şimdi de seleniz bisikletinize uygun hale getirilmelidir. Su terazisi ile basit bir şekilde selenizin yere paralel olmasını sağlayın. Ayrıca sağa veya sola değil, karşıya baksın. Selenizin yüksekliğini ise öyle bisikletin yanında ayakta durup beliniz hizasına getirerek falan değil, bisikletin üzerindeyken yapın veya yaptırın. Pedal çevirin. Hem rutin seyirde, hem de atak şekilde pedal çevirin. Dizlerinizin yaptığı açıya bakın. Genelde pedallardan biri en alt noktadayken, o pedala topuğunuzla basmanız istenir. Topuğunuzla bastığınızda dizinizin 10 derecelik bir açı yapması yeterlidir. Siz rahat hissederseniz, daha az veya daha çok da olabilir ancak bu seviyelere yakın olmasında fayda var. Selenin ileri veya geri pozisyonu içinse hemen hemen her bisikletçide ve hatta evde bile yapabileceğiniz ufak bir uygulama mevcut. Pedalı yere paralel tutup öylece durduğunuz bu pozisyonda, dizinizden aşağı sarkıtılan bir ip yardımıyla hizayı ayarlayabilirsiniz. Bu ipin sağladığı lineer çizgi, crank kolunun ucuna denk gelmelidir. Görselden daha net anlayabilirsiniz.

Bu anlattıklarım sadece temel bilgilerdir. Kesinlikle herkes için geçerlidir veya en doğruları bunlardır diye bir şey söz konusu değildir. Yeni bisiklet aldığınızda bu temel ayarlamalara özen gösterirseniz, sonrasında sizi sürüşünüzde rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmanız daha kolay olur. Günümüzde teknolojiden de yararlanılarak bu tip duruş ve pozisyon ayarlarında oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. Bisikletteki ayarlarınıza geçmeden önce vücut tipinize dair bazı testler uygulanıyor. Ne kadar esnek olup olmadığınıza bakılıyor. Sizinle ilgili yeterli bilgi toplandıktan sonra ayarlama kısmına geçiliyor. Yazının içinde bahsettiğim iki mağaza ile görüşerek fiyat ve uygulama biçimi ile ilgili bilgiler almanızda fayda var. Bisikletinizi ne kadar kişiselleştirirseniz, onunla o kadar bütünleşirsiniz. Bu da size sürüş keyfi ve performans olarak geri  döner.

Temel bisiklet duruş ayarları



Uzanış mesafesi ve gidon boğazı ayarları

Ortlieb Ultimate 6 Classic Gidon Çantası

Daha önce yaptığım irili ufaklı turlarda hiç gidon çantası kullanmamıştım. Kadronun üst borusuna asılan küçük çantalar haricinde, bisiklet sürerken uzanabileceğim mesafede olan bir çanta kullanmak ne demektir bilmiyordum. Zaten o küçük çantalar da bir türlü adam akıllı sabitlenemiyor, sağa sola kayıp duruyordu.

Bu sefer tura çıkarken bir gidon çantam da olsun istedim. Ortlieb markasının dayanıklı tur çantaları ürettiğini biliyordum. Marka Alman markası, ürünler de Made in Germany olunca, daha kullanmadan bir güven geliveriyor insana. Gidon çantasında tercihimi beyaz renk Ultimate 6 Classic modelinden yana kullandım. Gidona sabitleme aparatı ve bisikletin üzerinde olmadığınız zamanlarda omzunuzda veya elinizde taşımanız için kendi askısıyla beraber satılan çanta, su geçirmezlik özelliği ile öne çıkıyor. 7 litrelik bir kapasiteye sahip ve 710 gramlık ağırlığı var. İçine gelişigüzel bir şekilde istediğiniz kadar eşya koyabilirsiniz. Telefon, fotoğraf makinesi, şarj kabloları, cüzdan, gözlük vb. elinizin altında olması gereken şeyleri taşımak için oldukça ideal. Hatta benim gibi bisikletten inmeden beslenmek isterseniz, enerji jeli, kuru meyve, şekerleme, çikolata vb. şeyleri de oraya doldurabilirsiniz. Hepsine yetecek kadar yer var. Bir de fermuarlı ufak cebi var. Ben not defterimle kalemimi oraya koymuştum. Çantanın iç kısmında kullanılan kumaş oldukça sağlam olduğu için kalemin ucu herhangi bir delik açmadı. Çantanın kapağı iki adet mıknatıs sayesinde kapalı kalıyor. Siz herhangi bir güç uygulamadıkça da öyle kolay kolay açılmıyor. Oldukça sağlam. Sizi karşıdan gören birinin fark etmesi için, ön kısma reflektör yerleştirilmiş. Olur da bisikletinizin farında bir sorun yaşarsanız, bu çantadaki reflektör sayesinde en azından bir noktada hala fark edilir konumda oluyorsunuz. Ayrıca, çantanın kapak kısmına iliştirilmiş iki adet küçük tırnak var. Bu sayede, yine aynı markanın harita kabını oralara tutturabiliyor ve sürüş esnasında bir yandan haritaya bakabiliyorsunuz. Yani bir yerlerde durup tekrar tekrar kontrol etmenize lüzum yok. Çantanın ağırlık kapasitesi 3 kilogram civarı. Daha fazla ağırlık yüklememenizde fayda var. Karbon gidonlarda kullanımı önerilmeyen çantanın bağlantı aparatı, 31,8 mm ölçüsü olan gidonlar için ideal bağlantı noktalarına sahip.

Çantanın diri bir duruşu var. Yani içinde bir şey yokken pörsümüyor. Ya da formu bozulmuyor. Çanta öylece kutu gibi duruyor. Bu iki açıdan çok iyi. Birincisi, az önce de bahsettiğim gibi içine bir şeyler koyarken size maksimum alanı sağlamış oluyor. Boş bir kutunuz var içini dizayn etmek size kalmış gibi düşünün. İstediğinizi istediğiniz şekilde yerleştirin. İkincisi ise, su geçirmezlik konusundan avantaj sağlıyor. Çanta öyle büzüşüp yamulmadığı için herhangi bir yerinden su alma riski de olmuyor. Sizin görmediğiniz bir kenarından köşesinden falan su girme ihtimali yok. En azından benim tecrübem bu yönde oldu. Gelibolu'da yakalandığım yağmurlu fırtına esnasında yaklaşık yarım saat boyunca şiddetli yağışa maruz kalan çanta, kesinlikle su almamıştı. Dış yapısı sayesinde sadece sudan değil, toz, toprak, kum vb. şeylerden de çantanın içini koruyor. Bisikletten uzaklaşırken küçük bir butona basarak kolayca yuvasından kurtarabildiğiniz çantayı, Bisiklet Gezgini mağazasında bulabilirsiniz. Hem takıp çıkarmadaki kolaylığı, hem sağlamlığı hem de kullanışlı olduğu için ben çok memnun kaldım. Çantanın fiyatı belki fazla gelebilir, ancak daha ucuza alacağınız ürünlerin ömürleri bunun kadar uzun olmayabilir. Bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var. Çantayı sadece turdan tura değil, günlük kullanımda da şehir veya tur bisikletinizde ve hatta ulaşım amaçlı yol bisikletinizde bile bulundurabilirsiniz. Yani, çok amaçlı kullanıma uygun ve uzun ömürlü bir gidon çantası istiyorsanız, bu ürüne şans verebilirsiniz.

 

13 Ekim 2014 Pazartesi

Veloflex Sprinter Tubular Lastik

Bisiklette lastik tercihlerimi büyük ölçüde İtalyan markalarından yana kullanıyorum. Bu markalardan bir tanesi olan Veloflex, üretim aşamasında tamamen doğal malzeme kullandığı için lastiklerinden alınan performans yüksek oluyor. Yol tutuşuna, sürtünme direnci düşüklüğüne ve dönüşlerdeki kabiliyetine güvendiğim Corsa modelinin incelemesini daha önce yapmıştım. Şimdi ise Veloflex markasının tubular lastik modellerinden biri olan Sprinter modelinden bahsedeceğim.

Tubular lastiğin ne olduğuna dair merakınız varsa, öncelikle şu yazıyı okumanızı öneriyorum. 

Birden fazla modeli arasında tercih yapabileceğiniz Veloflex firması, ürettiği tubular lastiklerde iç lastik olarak yuvarlanma direnci düşük olan latex malzemeyi kullanıyor. Yani, daha zor patlayan ama her sürüş öncesi şişirmeniz gereken bir lastik türünü tercih etmiş durumdalar. Tubular lastik tercihi yaparken, yüksek maliyetlerinden ötürü biraz daha dikkatli davranmanızda fayda var. Bisikletinizi ne tip yollarda ve hangi sıklıkta süreceğiniz önemli. Bu özelliklere göre, lastiklerin ön ve arka birbirinden bağımsız olmak üzere kullanım ömürleri değişiyor. Örneğin; Sprinter modelinin ön lastiği için biçilen ortalama ömür 5000 kilometre iken, arka lastik için sadece 2500 kilometre. Lastik biraz daha ağır ve dayanıklı olsun derseniz, Roubaix modelinde ömürler 6000 ve 3000 olarak değişiyor. Bu rakamlar siteden siteye değişiklik gösteriyor. Ben size Veloflex firmasının kendi sayfasındaki sayıları verdim.

Lastiğin yüksek hızlardaki performansından memnunum. Özellikle dönüşlerde, Corsa modelinden daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Ancak, bunun farklı iki lastik tipi olmalarıyla yakından bağlantısı olduğunun altını çizmek gerek. Corsa modeli clincher iken, Sprinter modeli tubular lastik olduğundan, dönüşlerde lastiklerin aldığı şekiller birbirinden farklı oluyor. Bu da onların peformansına direkt etki ediyor. Corsa modelinde TPI seviyesi 320 iken, Sprinter modelinde bu sayı 350 olarak belirlenmiş. Sayılara bakıldığında Sprinter modelinin yolla daha az sürtünme sağlaması ve daha akıcı bir kimliğe bürünmüş olması bekleniyor. Ancak, benim sürüşlerde hissettiğim şey, Corsa modelinin çok az bir farkla daha az sürtünme gösterdiğidir. Yani, tubular Sprinter modeli lastiğim, clincher Corsa modelinden biraz daha yüksek sürtünme direncine sahipmiş gibi geldi bana.

İdeal basınç oranı 100 - 140 PSI değerleri arasında gezinen Sprinter, sadece bildiğimiz kauçuk renkteki yanaklarla üretiliyor ve yaklaşık 240 gramlık bir ağırlığa sahip. Yazının girişinde de söylediğim gibi, Team Sky tarafından da tercih edilen Veloflex modellerinde doğal kauçuk kullanıldığı için yolla bütünleşme anlamında rakiplerinden bir adım öndeler. Özellikle tubular olan Sprinter modeli, yol tutuş ve iyice yatarak sınırları zorladığım dönüşlerde bana oldukça güven verdi. Patlak önleyici bir katmanı olan ve hem kuru hem de ıslak ortam kullanımı için üretilen model, Merlin Cycles ve XX Cycle sitelerinden sipariş edilebiliyor.

Peki bu lastiklerin ömürleri bittikten sonra ne yapacağım? Bir başka markaya ait tubular lastik alacağım ve aralarında ne gibi farklar olduğunu anlamaya çalışacağım. Bu arada, tubular lastikler patladığında ne oluyor diye merak ediyorsanız, şu yazıyı okumanızda fayda var.

Tubular lastiklerin üretim aşaması

 

9 Ekim 2014 Perşembe

3T Team Ergonova Karbon Gidon

Eğer gidon ve gidon boğazı almak istiyorsanız, modellerini ilk araştırmanız gereken markaların başında İtalyan 3T geliyor. 1961 yılında Tecnologia del Tubo Torinese (Turin Tube Technology) olarak doğan, kurulduğunda 3TTT; 1990 yılından sonra ise marka tescilini yaparken geri kalan iki T harfini koymayı atlayan çalışanı yüzünden 3T haline bürünen ve Cinelli'nin sahibi Antonio Colombo tarafından 1985 yılında satın alınmış olan marka, sele borusu, gidon ve gidon boğazı gibi parçalarda kalitesinden asla ödün vermemiştir. Çelik, alüminyum ve karbon malzemeden yaptığı parçaları, günümüzde pek çok profesyonel sporcu tarafından tercih edilmektedir.

Kullandığım karbon bisikletteki gidon boğazında 3T markasına ait alüminyum bir model tercih etmiştim. Gidon tercihimi ise karbon malzemeden yana kullandım. 3T firmasının gidonları tasarım, malzeme ve renk anlamında çok çeşitli diyebilirim. Bütçenize göre aralarından tercih yapmanız çok kolay çünkü hemen hemen her bütçe ve kullanım tipi için bir model üretmiş durumdalar. Bunlardan biri olan Team Ergonova modelini uzun süredir kullanmaktayım. Modeller arasında karar verirken benim için önemli olan, yol bisikleti gidonlarında reach olarak geçen uzanış mesafesinin diğerlerine nazaran kısa olmasıydı. Tabloda ne demek istediğimi daha net anlayabilirsiniz. Tamamen karbondan üretilmiş olan model, bazı profesyonel bisiklet takımlarının da yarışlarda tercih ettiği bir modeldir ve yapımında kullanılan malzeme kalitesinin bir sonucu olarak titreşim emici özelliği bulunmaktadır. En küçüğü 38, en büyüğü ise 46 santimetre olarak üretiliyor. 42 santimetre genişliğinde olanı 198 gram olan gidon, esnemezlik oranı ile beni bir hayli tatmin etti. Yanlış viteste kaldığım durumlarda kendisinden bir hayli güç almak zorunda kaldığım Ergonova, minimum esneme payıyla bana neredeyse hiç enerji kaybettirmiyor. Yokuş ve sprint performansı oldukça iyi. Çapı 31,8 milimetre, alçaklığı 123 milimetre ve uzanma mesafesi 77 milimetre olan gidonun ortadaki tutma yeri aero tasarıma sahip. Aynı bölgenin hemen alt kısmında ise vites ve fren kabloları için özel yuvalar tasarlanmış. Böylece kabloları oraya iliştirebiliyorsunuz ve gidon bandınızı sardığınızda gidon kalın bir hal almamış oluyor. Elbette bu nasıl bir sargı yaptığınıza da bağlı. Fotoğraftaki gibi yarım sargı yaparsanız kabloları tamamen gizleme şansınız yok.

Karbon gidon kullanımı sizi korkutuyorsa, bu tip üst düzey ürünlere yönelmenizde fayda var. Karbondan karbona fark olduğu gibi, markadan markaya da fark vardır. Belli bir kalitenin üzerindeki orijinal ürünleri tercih ederseniz, size verdikleri güveni kısa sürede hissedersiniz ve bu da size korkularınızın yersiz olduğunu kısa sürede gösterir.

Bu gidonla 2000 kilometreden fazla yol yaptım ve aklınıza gelecek bütün yol koşullarında sürüş gerçekleştirdim. Hiç düşünmeden alabileceğiniz bir gidon olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üstelik araç sıkıştırması sonucu düşmüşlüğüm ve gidonu yandan darbe alacak şekilde yere vurmuşluğum da var. Ne bir çatlak oluştu ne de bir ses gelme sorunu var. Hala kullanmaktayım. Fiyatı biraz yüksek olsa da, performansını ve verdiği hissiyatı gördükten sonra harcadığınız paraya üzülmüyorsunuz. Bunun bir kanıtı olarak, Wiggle sitesinde en çok satılan ürünlerden biri olan bu gidona yazılan yorumları okuyabilirsiniz. 117 kişi tarafından yorumlanan, beyaz ve düz siyah renk seçenekleri de bulunan ürün, 5 üzerinden 4.8 puan alarak kalitesini ortaya koymuş. Güvenilir, rahat ve üst düzey bir performans için tasarlanmış bu gidonu, gözünüz kapalı satın alabilirsiniz.

4 Ekim 2014 Cumartesi

Yeni Bisiklet Satın Alma Rehberi

Geçenlerde eski bisikletimle olan fotoğraflarıma bakarken, ilk bisikletimi alacağım dönemde içine girdiğim ruh halim aklıma geldi. Genelde karşıma doğru insanlar çıktığı için, onların doğru yönlendirmeleri sayesinde sonradan pişman olmayacağım bir bisiklet edinmiştim. Ancak, herkes böyle şanslı olmayabiliyor.

Denge Tekeri aracılığıyla bana ulaşan ve yanlış tercihler yapıp kendine uygun bisiklet alamayan onlarca kişi tanıdım. Bir kereliğine bisiklet için harcama lüksü olan parasını, yanlış bisiklete harcamış kişileri görünce üzülüyorum. Bisikletlerini nasıl kötünün iyisi yapacaklarını soruyorlar. Yeni bisiklet alamayacakları için, ellerindekini düzeltmeye gayret ediyorlar. Bu ve bunun gibi bir sürü örnek var. Hem çevremde gözlemlediğim, hem de gelip bilhassa benimle tanışan kişilerden duyduklarım fazlalaşınca, böyle bir yazı yazma ihtiyacı hissettim. Geneli önem sırasına göre olmak üzere, size tavsiyelerimden bahsedeceğim. Yazı uzun olacak. Yapılacak işleriniz varsa, onları bitirip öyle gelin.

Öncelikle, asla acele etmemeniz gerektiğini size hatırlatmak istiyorum. Biliyorum; oldukça heveslisiniz ve bir an önce pedalına basmak istiyorsunuz bu sihirli aletin. Ama sakın bisikleti öyle beş on dakikalık bir sürede, bir şeylerin arasına sıkıştırılmış zamanlarda almayın. Öncesinde yeterli araştırmayı yapmadan ve bir anda aklınıza esip heveslendiniz diye, şeklini, rengini ve markasını beğenip tamam abi sar bunu demeyin. Mağaza sonuçta bir ticaret yeri ve karşınızdaki kişi sizin paranızı almak istiyor. Doğal olarak, bunu ne kadar az emekle yaparsa onun için o kadar iyi olacaktır. Burada onlara kızamayız. Sizin bilinçli olmanız gerekiyor. İnternet çağındayız. Önce bir forumları, internet sitelerini ve o sitelerdeki yorumları gözden geçirin. İnsanlar neler almış ve ne yorum yapmışlar diye bir bakın. Aldığı bisikleti nerede kullanmış? Hangi şartta performansı nasılmış? Bunlara hep bakın. Duruşuna hayran olduğunuz bir bisiklet, siz üzerine çıkınca hiç de umduğunuz gibi performans vermeyebilir. Bu noktada dikkat etmeniz gereken şey, bisikleti ne amaçla kullanacağınızdır. İnternet insanı değil misiniz? Öyleyse, kendinize vakit yaratıp, birden fazla mağazayı gezin. Size bisikletleri anlatsınlar. Karşınızda bilgili bir satıcı varsa, onu pür dikkat dinleyin. Sadece baktığınız ürün ile ilgili değil, genel hatlarıyla bisikletler ve kullanım amaçlarının farklılığı ile ilgili bilgiler edinmeye çalışın. Bu bilgiler, yapacağınız tercihte hayati rol oynar. İnanın bana, Türkiye'deki toplam bisiklet kullanıcılarının yarısından fazlası kendine ne kullanım ne de boy açısından uygun olmayan bisikletlere binmektedirler. Siz de onlardan biri olmak istemiyorsanız, almak istediğiniz bisikletle ne yapacağınızı iyi belirleyin. Sahilde hafta sonu gezmesi mi? Asfaltta performans mı? Asfaltta ulaşım mı? Orman gezileri mi? Dağlarda macera mı? Tepe inişleri mi? Sadece hobi maksatlı mı? Yoksa yarış da var mı aklınızda? Biraz hareket olsun gerisi önemli değil mi? Hangisi? Ne istediğini bilen biri olursanız, nokta atışı yapmanız çok daha kolaylaşır. Şehir bisikletleri, hybrid bisikletler, dağ bisikletleri, tepe iniş için tasarlanan bisikletler, yol bisikletleri ve bunların kendi aralarındaki sayısız alternatifleri karşınızda duruyor. Ormanda veya dağda düz maşalı ince lastikli bir bisiklet kullanırsanız başınıza gelecekleri biliyor musunuz? Ya da asfaltta kalın lastikli hantal bisikletlerle dizlerinize ne denli kötülük yapabileceğinizin farkında mısınız? Bu aşamada yardımcı olması açısından, daha önce yazdığım iki yazıya bir bakmanızda fayda var. Birinde şehir, diğerinde yol bisikleti tercihleriyle ilgili bilgilendirmeler yaptım.

Üç aşağı beş yukarı kafanızda almak istediğiniz bisiklet tipine karar verdiyseniz, şimdi bütçenizi belirleme zamanıdır. Bu işe girerken aklınızda kesin ve net sayılar olmamalı. Biraz esneklik gösterebilmelisiniz. Bütçenizi biraz zorlayıp aldığınız bisiklet, bundan bir süre sonra size o parayı iyi ki harcamışım dedirtebilir. Günümüz bisikletlerini, eski bisiklet tecrübelerinizle kıyaslamayın. İyi bir bisiklet almayı düşünüyorsanız, onu uzun yıllar kullanmak istiyorsanız ve o ilk bisikletiniz olacaksa, günümüzde sadece bisikletin kendisine harcamanız gereken tutar 1500 liradan az olmamalı, mümkünse 2000 lira civarında olmalıdır. Bu tutarların altına inmeye başlarsanız, malzeme kalitesinden ödün vermeye başlarsınız. Bisiklete o kadar para verilir mi? O paraya motor / araba alınır. Bu cümleleri çok duyarsınız. Onları söyleyen insanların cep telefonlarına bakın. O cep telefonunu almak için yenilemeyi sürekli ertelediği kılık kıyafetine bakın. Gerisini zaten siz anlarsınız. Geçenlerde, 29 yaşında bir arkadaşım bana gelip bisiklet sordu. Yeni başlayacak olduğu için tavsiye vermemi istedi. Bütçen ne kadar diye sorduğumda, 500 lira cevabını verdi. İyi giyinen, düzenli geliri olan bir işte çalışan, pahalı bir telefonu ve hatta arabası olan bu arkadaşıma, çocuk olmadığını, kocaman adam olduğunu ve bindiği bisikletin de hayat standardına uygun olması gerektiğini ve onu yansıtması gerektiğini anlattım. Geliri iyi, belirli bir ekonomik sınıfa ait birinin 500 liralık bisiklete binmesini saçma buldum ve bunu kendine yakıştırıp yakıştırmadığını sordum. Türkiye'de kişilerin sorunu, bisikleti hala önemsiz bir detay olarak görmeleridir. Bisikleti para harcanacak bir şey olarak görmezler ve akıllarında bisiklete biçilen değerler hep çok azdır. Halbuki bisiklet sporu, faydaları saymakla bitmek bilmeyen bir spor dalıdır. Gelişmiş ülkelerde tercih edilen, modern toplumlarda hayatın içine girmiş ve insana ciddi anlamda mutluluk veren bisikleti aşağılama gafletine düşenleri kafanıza hiç takmayın. Geçenlerde The Economist dergisindeki bir makalede Cycling Is The New Golf başlıklı bir yazı okumuştum. Yani, bizim insanımızın o çok takık olduğu etiket mevzusunda, bisiklet de artık belirleyici bir faktör olacakmış. Bir süre sonra bisiklete binen sosyetikleri görmeye başlarız yollarda artık.

Bisikletinizin bütçesini belirledikten sonra, o bütçeyle alabileceğiniz bisikletlerin üzerindeki komponentleri inceleyin. Hangi marka hangi donanımı takmış? Bu bisikletin fiyatı daha pahalı ama üzerinde niye daha düşük donanım var? Bunun jantlarının kenarları neden daha yüksek? Selesi neden daha ince? Bu ve benzeri soruları soracaksınızdır. Çok yüksek bütçelerle satın alma yapmıyor, yarışlara katılmayı planlamıyor ve giriş ya da orta seviyedeki bisiklet modellerine bakıyorsanız, sadece üzerindeki donanımlara bakarak tercih yapmanız büyük hata olur. Bisikletin üzerine bir çıkın. Kısa bir deneme sürüşü yapın. Kadro açıları size uygun mu? Kendinizi üzerinde nasıl hissediyorsunuz? Bunlara dikkat edin. Çok iyi tasarlanmış ve iyi malzeme kullanılarak üretilmiş bir bisiklet kadrosunun verdiği sürüş hissi ile, üzerinde güzel donanımlar olan ama basit yapılı bir kadroya sahip bisikletten çok daha farklı olacaktır. Bunu unutmayın. İlla donanımlara bakacağım diyorsanız da, vites gruplarından önce jant setlerine bakın. Bisikletin sürüşünü etkileyen iki önemli unsurdan biri kadro, diğeri de tekerleklerinizdir. Göbekleri kötü bir jant seti, gitmeyen bir bisiklet demektir.

Alternatifleri düşürdükten sonra, elinizdeki alternatifleri gerçekten bisikleti bilen bir arkadaşınıza sunun. Ukalalık etmeyin ve sizi yönlendirmesine izin verin. Yorumlarını dinleyin. Sonra da o alternatifleri internette bir araştırın ve hakkında yazılmış yorumları okuyun. Youtube videolarını izleyin. İlla internette birileri bir yerlere bir şeyler koymuştur. Onları bulun. Bakalım dinledikleriniz ve bulduklarınız örtüşüyor mu? Türk forumlarındaki laf dalaşlarına pek aldırış etmeyin. Uzanamadığı ciğere mundar demeyi alışkanlık haline getirmiş bir sürü insan vardır forumlarda. Hayatında hiç alamayacağı bisiklet hakkında tavsiye istediğinizi görünce, o bisiklete verir veriştirir. Siz onları kafanıza takmayın. İlla forumlardan bakacaksanız, yabancı forumlardan bakın. Bisiklet hakkında yabancı kaynaklı bir yazı bulduysanız ve o dili bilmiyorsanız, bilen bir arkadaşınızdan rica edin ve sizin için onu çevirsin. Bunlar çok vakit alan şeyler değiller. Üşenmeyin.

Artık sona geliyoruz. Bisikletinizi almaya az kaldı. Şimdi daha bilgilisiniz ve az da olsa tecrübeniz var. Almak istediğiniz bisikletle ilgili biraz donanıma sahipsiniz. Mağazalarda kendinize belirlediğiniz alternatifi size son bir kez anlatması için o mağazalara yine gidin. Aklınıza gelen her soruyu sorun. Onların görevi size anlatmak. Garanti koşullarını öğrenin. Nasıl kullanmanız gerektiğini, bakımının nasıl olduğunu ve servis ücretlerini öğrenin. Satış sonrası hizmet de önemlidir. Bu konuya da özen gösterin. Teknik servis personeliyle tanışın. Bisikleti kime emanet edeceğinize bir bakın. Deneme sürüşü yapın. Vites geçişleri yapın. Fren performansına bakın. İş, pazarlık yapma aşamasına mutlaka gelecektir. Firmalar fiyatlandırma yaparken, sizin indirim isteme ihtimalinizi göz önünde bulundurur ve ona göre fiyatlandırma yaparlar. Dolayısıyla, o bisiklet için özel bir kampanya falan düzenlenmediyse veya o firma piyasada zaten uygun fiyatlarıyla bilinen bir firma haricinde bir firmaysa, etiketteki fiyatı asla kabul etmeyin. Ancak, bunu elbette nakit ödemeniz şartıyla söylüyorum. Kredi kartıyla ödeme yapacaksanız, işin içine komisyon oranları girdiğinden size yapabilecekleri indirim oranları çok aza ve hatta sıfıra inebilir.

Gereksiz para harcamaktan kaçınmanız çok önemli. Genelde iki bisiklet arasında kalınır ve bir bisiklet diğerinden çok da önemli olmayan bir özelliği sebebiyle biraz daha pahalıdır. Burada sorulacak soru şu: Sizin o özelliğe gerçekten ihtiyacınız var mı? Yoksa sırf o özellik bu bisiklette var demek için mi o bisikleti alıyorsunuz? Dürüstçe cevaplayın. Kendinden daha akıllı telefonundaki özelliklerin yarısının ne işe yaradığını bilmeyen ve onları kullanamayan pahalı telefon sahiplerinin konumuna düşmek istemezsiniz öyle değil mi? Hem o ihtiyacınız olmayan özelliğe ödeyeceğiniz tutarı daha önemli şeylere harcayabilirsiniz. Kask alırsınız. Eldiven alırsınız. Ayakkabı alırsınız. Tayt veya forma alırsınız. Yani, o para mutlaka daha yararlı bir yere harcanabilir. Bisiklet aksesuarı, yedek parçası ve giyimi önemli detaylardır. Onlara da ciddi bütçeler ayırmanız gerektiğini unutmayın. Özellikle bisiklet giyiminin neden pahalı olduğunu buradan okuyabilirsiniz.

Bisikletin kadro boyu, sizin o bisiklet üzerinde harcadığınız vaktin verimiyle doğrudan orantılıdır. Hem verimli, hem de keyifli saatler geçirmek istiyorsanız, alacağınız bisikletin boyu size uygun olmalıdır. Ben bu konunun Almanya'da eğitimini aldım ve size rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu konu oldukça hayatidir. Sonrasında sırt, bel, omuz ve diz ağrıları çekmek istemiyorsanız, bu konuya özen gösterin. İstediğiniz kadro boyu o mağazada yok ama o bisikleti de çok beğendiğiniz ve bir büyük veya bir küçük boyu da olsa almak istiyorsunuz öyle değil mi? Ve hatta, size sele borusunu indirerek veya kaldırarak bisikleti size uygun hale getirebileceklerini söylediler. Yapmanız gereken şey, o bisikleti almamaktır. Ya size uygun olan boyun stoklara girmesini bekleyin, ya da boyu size uygun olan diğer alternatife yönelin. Tıpatıp aynı bisiklet, hemen hemen aynı maliyet ve kadro boyu konusundan da eminseniz, bisikleti yurt dışından da sipariş edebilirsiniz.

Bazen işler öyle bir noktaya gelir ki, elinizdeki alternatifler hem fiyat hem de performans anlamında birbirine çok yakın olur. Sürdüğünüzde pek bir fark göremezsiniz ve bu durum sizi kararsızlığa iter. Bu tip durumlarda yapılacak en iyi şey, benim şahsi fikrimi soracak olursanız; baktığınızda sizi mutlu eden bisikleti almaktır. Size en çok yakışan ve bir yere koyduğunuzda izlemesi size en çok keyif veren bisiklet neyse onu alın. Aldıktan sonra da, bisikleti tamamen size uygun hale getirmelerini istemeyi unutmayın. Gidon açısı, sele boyu, vites geçişleri ve lastik basınçlarını kontrol ettirmeyi unutmayın.

Bisiklet güzel şey, alın. Fotoğraflarını çekin ve her yere koyun. İnsanları özendirin.

3 Ekim 2014 Cuma

Joe's Eco Sealant Lastik Tamir Sıvısı

Tubular lastik tercihini yapmamla beraber, sürüşlerde forma cebinde yedek iç lastik taşıma devri sona erdi. Artık onun yerine tamir sıvısı taşımak gerekiyor. Clincher sistem kullandığım dönemde hakkındaki görüşlerimi anlattığım ürünlerden biri, sıvılı iç lastiklerdi. Bu lastiklerin içindeki sıvı, patlayan deliğe kendiliğinden doluyor ve orada pıhtılaşarak bir nevi onarım gerçekleştiriyor. Satın almak isterseniz, bu lastikler direkt olarak içindeki sıvı ile satılıyor. Siz sıvı transferi ile uğraşmıyorsunuz.

Diğer yandan, bu sıvıları çeşitli boylardaki tüpler halinde satın almak da mümkün. Sürüş esnasında patladığında yapmanız gereken işlem oldukça kısa sürüyor. Hatta, iç lastik değiştirmekten daha kısa sürüyor diyebilirim. Patlak çok önemli büyüklükte değilse, kullanmakta fayda var. Şimdilerde tubular sisteme geçtiğim için, ben de bu sıvılardan bir tane edindim. Joe's firması, lastik sistemlerine ve tamiratlarına ciddi şekilde eğilmiş firmalardan bir tanesi ve her yıl piyasaya farklı bir ürünle geliyorlar. Bunlardan biri olan Eco Sealant ile çok kısa bir süre önce tanıştım ve bir kere kullanmak durumunda kaldım. 125ml ölçüsünde ve 7 EUR değerindeki tüp, yol bisikletlerinde patlağın durumuna göre iki veya üç lastiklik olmak üzere kullanılabiliyor. Dağ bisikletlerinde belki bir veya ikiye denk gelebilir. Benim tubular lastiğimde diken batması sonucu iki adet delik oluştu. Lastiğin sibobunu söktükten sonra, kullanmadan hemen önce bolca çalkaladığım tüpten gelen sıvıyı, üçte biri gidecek şekilde lastiğin içine akıttım. Sibobu eski haline getirdikten sonra, normalde kullandığım basınç değerinin yarısına kadar şişirdiğim lastiği kendi etrafında bir süre döndürdüm. Böylece, siboptan lastiğin içine akıtılan sıvı, içindeki hava basıncının da etkisiyle lastiğin tamamına dağılmış oldu ve saptadığı deliklerden içeri süzülerek o noktaları tıkadı. Ve işte patlaklar onarıldı bile! Lastiğinize biraz dikkatli bakarsınız, patlakların nerelerde olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz, zira sıvı o noktalardan az da olsa dışarı çıkarak size kendini göstermiş olacaktır. Bunun ardından lastiğinizi normalde kullandığınız basınç değerine ulaşacak şekilde tekrar şişirebilirsiniz. Geçen akşam şişirdikten iki üç saat sonra içindeki havanın yarısından fazlasını kaybeden lastiğim, şu an bu sıvı sayesinde aynı basınçta duruyor.

Hem clincher, hem tubular, hem de tubeless sistemler için kullanılabilen sıvı yardımıyla, zamandan bir hayli tasarruf ettiğinizi söyleyebilirim. Aslında, tubular lastikler için satılan sıvılar biraz daha farklı yoğunlukta oluyor ve sadece patladığında kullanıyorsunuz. Belki biraz daha hafif de oluyorlardır. Yani aslında bu ürün, tubeless ve clincher için üretilen bir ürün. Ancak, ben tubular sistem için üretilen sıvı siparişimin elime ulaşmasını beklemeden lastiğimi patlattığım için, acil bir çözüme ihtiyacım oldu ve tercihimi bu üründen yana kullandım. Sonuçtan memnun kaldım. Bu sıvıyı, herhangi bir patlak sorunu yaşamadan da lastiklerinizin içine bir miktar akıtabilirsiniz. Böylece, tıpkı kendinden sıvılı iç lastiklerde olduğu gibi, bir patlak olması durumunda derhal o noktayı tıkayacak ve siz sadece belli düzeyde basınç kaybettiğinizle kalacaksınız. Bunu fark ettiğiniz anda lastiğinize biraz daha hava basıp yola devam etmeniz yeterli olacaktır. Bu şekildeki kullanımlarda dikkat etmeniz gereken nokta, eğer bisikletinizi çok uzun bir süre kullanmayacaksanız, ilk kullanımdan önce sıvıyı tazelemeniz gerektiğidir. Türkiye'de Aktif Pedal mağazalarında bulabileceğiniz sıvıyı, yurt dışındaki sitelerden de sipariş etmeniz mümkün.

Sıvı tamirinin uygulanışı



Başka bir markanın aynı amaçlı ürünü

2 Ekim 2014 Perşembe

Campagnolo Record Yol Bisikleti Pedalı

Şimdiye kadar üç farklı pedal kullanımını test etme imkanım oldu. Shimano markasının giriş seviyesi MTB pedalı, Look markasının yine giriş seviyesi yol bisikleti pedalı ve Speedplay markasına ait bir diğer yol bisikleti pedalını hatrı sayılır süreler kullandım. Speedplay biraz daha profesyonel çizgiye yakındı ve güç aktarımı belki daha iyiydi ama verdiği hissi çok da sevmediğim için onda ısrar etmedim. MTB pedalını, şehir bisikletimi satınca bir daha kullanmadım. Look Keo modelini ise karbon bisikletimde hala kullanıyorum.

Çelik bisikletimdeki renk bütünlüğüne uyum sağlaması açısından gümüş renkli bir yol bisikleti pedalı arıyordum. Küçük bir araştırma yaptıktan sonra tercihimi Campagnolo markasının Record modeli pedalından yana kullandım. Pedalın aks kısmında titanyum malzeme kullanılmış. 266 gramlık bir ağırlık söz konusu. Çok da hafif olduğu söylenemez ama yine de iyi bir ağırlık tutturmuşlar. Sürtünme direnci çok düşük ve kusursuz bir dönüş söz konusu. İtalya'da üretilen ve tam adı Record Pro Fit Plus olarak geçen bu pedalda güzel bir yenilik düşünmüşler. Pedalın üzerinde küçük bir ibre var. Pedal sıkılığını ayarlarken, o ibre eksi ve artı yönlere doğru ilerliyor. Böylece, yaya bakarak tahmini bir şekilde değil, direkt olarak ibreye bakarak ne derece gevşek veya sıkı bir hale getirdiğinizi kontrol edebiliyorsunuz. Kilitleme ve kilit açma işlemi oldukça sorunsuz. Diğer yandan, pedalın kutusundan kalleri ayakkabıya vidalarken kullanmanız için çıkan vidalar iki ayrı poşette çıkıyor. Bir grup daha uzun, bir grup daha kısa vida içeriyor. Kullandığınız ayakkabının tabanına göre o vidalar arasından tercih yapabiliyorsunuz. Look Keo pedalının kallerini söküp, Campagnolo kallerini takarken vidaları karşılaştırdım. Keo'dan çıkan vidalarla aynı boyda olan vida grubunu seçtim ve o şekilde vidaladım.

Pedalı, Shimano veya Look kalleriyle kullanamıyorsunuz. Kallerin temelde çalışma prensipleri ve şekli aynı ama boyutları biraz farklı. Kutudan çıkan kaller, dört derecelik açıya sahipler. 300 kilometreyi aşkın bir sürüş deneyiminden sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki, pedal gerçekten kaliteli ve güç aktarımı konusunda çok iyi seviyede. Tırmanışlarda ayağımı bisikletin üst borusuna paralel değil neredeyse doksan derecelik açıyla burun kısmı aşağı gelecek şekilde tuttuğum durumlarda dahi müthiş güven veren bir yapısı var. Malzemenin kalitesini hemen anlayabiliyorsunuz. Ayakkabınız esnemiyorsa, pedalın yardımıyla bisikletinizle bir bütün oluyorsunuz. Şimdiye kadar kullandığım pedallar arasında hem rahatlık hem de performans anlamında en çok sevdiğim bu oldu diyebilirim. Pahalı olmasının haricinde hiçbir eksi özelliğini göremediğim pedalları, Merlin Cycles, Wiggle gibi sitelerde bulabilirsiniz. Bir dönem Aktif Pedal ve İstanbul'daki Pedal Bisiklet mağazalarında da satılıyordu. Dilerseniz onlarla da iletişime geçebilirsiniz. Yabancı sitelerdeki yorumları okuduğunuzda, neden pahalı olduğunu daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum. Malzeme kalitesini kesinlikle belli bir standardın altına düşürmeyen Campagnolo, biraz da olsa itinalı kullanmanız halinde uzun yıllar boyunca kullanacağınız ürünler üretiyor. Dolayısıyla, bir kereliğine gözden çıkaracağınız tutar, sizi uzun süre rahat ettiriyor.