30 Eylül 2014 Salı

Giro Savant Kask

Yaklaşık iki yıl kadar kullandığım Align model kaskın yıpranmasının ardından, Giro markasına ait bir kask kullanmaya karar verdim. Dizaynını ve renklerini beğeneceğim bir model arıyordum. Öyle pek fazla bütçem de yoktu. Dolayısıyla, tercihimi Savant modelinden yana kullandım.

Dört farklı renk alternatifi ile satılan modelin ağırlığı 260 gram. Kaskı yaz aylarında bolca kullandım. Kasktaki havalandırma delikleri yeterli düzeyde. Dolayısıyla, havalandırması hiç fena değil. Bu konuda canınızı sıkacak bir durum oluşturacağını sanmıyorum; zira 25 adet havalandırma deliği iyi bir sayıdır. İç kısmındaki destekler de kaliteli malzemeden üretilmiş. Çok kalın olmasa da, kaskın kafanızla temas eden önemli noktalarında öyle herhangi bir rahatsızlığa sebep olmuyor ve yumuşak bir his veriyor. Ancak, öyle yıllarca kullanılacak gibi durmadıklarını söylemeliyim. Bir süre sonra incelmeyi de beraberinde getirecek olan deformasyonlar başlayacaktır. Kaskın alnınza gelen kısmı sizi hiç rahatsız etmiyor. Bir batma hissi veya kaşındırma gibi şeyler olmuyor. Diğer kaskımla iki kere kaza geçirmiştim ve sağlamlığı hakkında fikir sahibi olmuştum. Bu kaskla henüz bir kazaya karışmadığım için, size şöyle iyidir böyle sağlamdır gibi şeyler söyleyemem. Ancak, bu tip markaların kaskları belli başlı testlerden geçtikten sonra sertifika alıyorlar. Ondan sonra üretime sokuluyorlar. Dolayısıyla, güvenerek alabileceğinizi düşünüyorum. 

Kaskın arkasındaki ayar mekanizması, kafanızın hem en hem de boyuna göre bir ayarlama yapmanıza olanak veriyor. Aşağıdaki videoda bunu daha net görebilirsiniz. Diğer yandan, bu sistemin farklı tipte güneş gözlükleri kullandığınızda size bir avantaj sağladığı aşikar. Ancak, kafanızdaki sıkılığını ayarlamanızı sağlayan mekanizma, orta kalitede bir sağlamlıkta gibi duruyor. Çok nadiren de olsa istediğiniz yöne doğru dönmediği oluyor. O zamanlarda ters yöne doğru bir tık çevirip, sonra tekrar istediğiniz yöne doğru çevirmeye başlayabilirsiniz. Kayışlarının kalitesi ve tokalarının sağlamlığı yeterli düzeyde. Ayarını bir kere yaparsanız, bir daha kolay kolay bozulmuyor. Dizayn olarak oldukça şık duran kask, rüzgar tünellerinde bir dizi testten geçen profesyonel Giro kasklarının genel hatlarını taşıyor. Giro markasını Türkiye'ye Marintek getiriyor diye biliyorum. Onların internet sitesinden bir bakabilirsiniz. Ya da benim gibi Merlin Cycles üzerinden sipariş edebilirsiniz. Bir haftada elimde olmuştu.

25 Eylül 2014 Perşembe

Çelik Bisikletin Sürüş Hissiyatı Nasıldır?

Bir süre önce güzel bir çelik bisiklet edindim. Biraz sıradan sürüşler, biraz da performans sürüşleri yaptıktan sonra çelik bisikletin verdiği hissiyatı az çok anlatabilecek duruma geldim. Daha önceki yol bisikleti tecrübelerim, alüminyum ve karbon yol bisikletlerinden ibaretti. Şimdi, biraz bunlarla da kıyaslayarak, çok teknik konulara girmemeye çalışarak size çelik bisikletin sürüş deneyiminden söz edeceğim.

Kullandığım ilk çelik bisiklet, kendi bisikletim değildi. Hatta onun öncesinde de ufak tefek sürüşler yaptığım başka çelik bisikletler oldu. Tüm o sürüşlerin ardından, kendi çelik bisikletimle yaptığım bir sürü sürüşü de göz önüne alarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, çelik bisikletler size gerçekten güven veriyor. Muğlak durmaması için, bu güvenin nasıl bir şey olduğunu anlatayım. Öncelikle, altınızda gerçek anlamda bir araç varmış gibi hissediyorsunuz. Daha tok bir sürüş deneyimi yaşıyorsunuz. Yüksek hızlarda viraj alırken size altınızdan kayıp gitmeyecekmiş gibi gelen bir bisiklet kullanıyormuşsunuz şeklinde düşünebilirsiniz. Diğer yandan, bisiklet size ciddi anlamda bir lüks ve konfor hissi veriyor. Ancak, bunun bisikletin esnemezlik oranıyla bağlantısı yok. Kullanılan malzemenin formundan ve özelliklerinden kaynaklanan, doğal yollarla gelişen bir titreşim sönümlemesi söz konusu. Çelik bisiklet karbondan fazla esniyor ve bu yüzden de daha konforlu geliyor gibi bir şey söylemek olanaksız. Bisikletin borularının üretim aşamasında kullanılan malzemelerin kullanım oranlarına bağlı olarak, boru tipleri değişiyor. Değişen boru tipleri de hafiflik ve esnemezlik gibi konularda birbirinden farklı hale geliyor. Belli bir kalite seviyesinin üzerindeki boruların hepsi, titreşim emme özelliğinde oldukça iyi olduğundan, bisikletin size verdiği hissiyatı yumuşak hale getiriyor. Bazı tur bisikletlerinin neden çelik malzeme kullanılarak üretildiğini bu yolla çözümlemiş oluyoruz. Çelik bisikletleri aklınızda kesinlikle pedala bastığınızda gitmeyen, hızlanmakta güçlük çeken veya hızını korumakta başarısız bisikletler olarak konumlandırmayın. Çok büyük yanlışa düşersiniz.

Elbette her çelik bisikleti aynı kefeye koyamayız. Reynolds, Dedacciai ve Columbus gibi markaların ürettiği borulardan yapılan çelik bisikletler, kendi aralarında yine pek çok segmente ayrılsa da, piyasanın en iyi çelik bisikletlerinden oluyor. Gerçek bir çelik bisiklet deneyimi için, bu borular kullanılarak üretilmiş bisikletlere ihtiyacınız var. Örneğin; benim bisikletim, Columbus SL borular kullanılarak oluşturulmuş bir bisiklet. Keza daha önce sürme şansı bulduğum Aytaç Biber'in Tommasini Tecno model bisikleti de Columbus Nemo Nivacrom kullanılarak üretilmiş.

Çelik bisikletlerin sürüş hissiyatını etkileyen faktörlerden diğerleri, boruların birleşim yuvalarında lug olup olmadığı ve bisikletin maşasıdır. Maşasının nasıl bir açıyla aşağı doğru uzadığı da sürüşe dair deneyiminizi etkileyebilmektedir. Bu iki detay, bisikletin sertliğine, esnemezliğine, konforuna ve performansına etki etmektedir. Nasıl bir sürüş deneyimi istiyorsanız, ona göre tercihler yapmalısınız. Aytaç gibi kendinize özel olarak hazırlanmış bir bisiklet sahibi olacaksanız, bisikleti yaptıracağınız firma ile iletişime geçtiğinizde aklınızdaki tüm soruları sormanızda fayda var. Son olarak, kullandığınız jant setinin karakteri de sürüşünüze direkt etki etmektedir; ancak bunun kadro ile bir ilgisi olmadığından konuyu detaylandırmıyorum.

Eskiden kullanılan çelik bisikletlerle yeni üretilenler arasında performans veya kalite farkı var mıdır diye soracak olursanız, onun cevabı da kullanılan borularda gizli. Ancak, aynı boru tipinin bundan kırk yıl önce üretilmiş hali ile günümüzdekinin tamamen aynı olması beklenemez. Yeni teknoloji ile üretilenlerin, belki bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. Ama yine de, çelik bisiklet işinde işçiliğin çok önemli bir detay olduğunu unutmamak gereklidir. Sadece kullanılan boru tipi veya üretim teknolojileri değil, bisiklette emeği geçen ustaların ellerinin marifeti de oldukça kritik değer taşımaktadır. Zira kaynak ve lehim işçiliği, öyle herkesin üstesinden gelebileceği kadar kolay değildir. Özel teknikler ve el yatkınlığı gerektirmektedir. Çelik malzeme, üretim aşamasında çok sık ısı değişikliklerine maruz kaldığından ve bu da malzemeye zarar verdiğinden; malzeme, kaynak aşamasında işinin erbabı biri tarafından minimum derecede zarar görecek şekilde lehim ve kaynaklama gerektirmektedir. Bazı eski çelik bisikletlerin, açık arttırma sitelerinde neden yüksek fiyatlarla satıldığını, bu yolla açıklayabiliriz.

Çelik bisikletler, piyasadaki her eski bisikleti çelik veya kaliteli klasik bisiklet sanıp başkalarını bu şekilde aktaran kişiler yüzünden, Türkiye'de ağır ve hantal bisikletler olarak biliniyor. Halbuki o gördüğünüz klasik bisikletlerin bir çoğu demir yığınından başka bir şey değil. Çelik bisikletlerde durum oldukça farklıdır. Ağırlık konusundaki takıntılarınız ne derecededir bilemiyorum. Bu yazıda size iki bisikletten bahsettim. Benimkinin ağırlığı sekiz buçuk kilogram, Aytaç'ınkinin ağırlığı ise 7 buçuk kilogramın altındadır. Biraz daha para harcasam, kendi bisikletimin ağırlığını sekizin de altına çekme olanağım var. Yani, çelik bisikletlerde öyle sandığınız gibi on kiloyu aşkın ağırlıklar söz konusu değil.

Şu sıralar, hem yeni olduğu için, hem de sürüş hissinden gerçekten memnun kaldığım için çelik bisikletimden hiç inmiyorum. Her yere onla gidiyorum. Kendimi zorlamak istediğim performans sürüşlerini de, sahil gezilerini de, cadde takılmacalarını da, İstanbul'da onunla yapıyorum. Hem uzun asfalt yollara, hem de şehrin tam ortasındaki curcunaya yakıştıkları için, bundan sonra bir başka bisiklet alırsam sanırım o da çelik olacaktır. Instagram hesabımdan fotoğraflara bir bakabilirsiniz.

Türkiye'de çelik bisikletler konusunda mağazalardan detaylı bilgi almanız çok da mümkün değil. Bu işten gerçekten anlayan kişileri bulmanız zor. Benim bildiğim ve şahsen tanışıklığım olan kişiler, bisikletle ilgili bildikleri derlense kitap olacak olan Aytaç Biber, hemen hemen tüm bisiklet camiasının tanıdığı Bülent Birson, kendi atölyesinde üretim ve tasarım yapan Burçak Erbil ve olduça başarılı restorasyonlar gerçekleştiren Doğukan Aksu'dur. Eminim daha başka isimler de vardır, ancak ben şimdilik size bu isimleri önerebiliyorum.

Yazıya, çelik bisikletlerin ünlü mottosu ile son vereyim : Steel Is Real!

Colnago fabrikasından çelik bisiklet üretimine dair görüntüler



Çelik bisiklet üretimine dair bir başka video

23 Eylül 2014 Salı

Vites & Fren Kablo Ve Telleri Neden Önemlidir?

Ortanın biraz üstü veya direkt olarak üst seviye diye tanımladığımız bisikletler haricinde, yekpare bir biçimde mağazadan satın aldığınız bisikletlerin hemen hemen hepsinde orta veya ortanın altı seviye kalitede kablo ve teller kullanılır. Eğer bisikletinizi uzun soluklu ama çok da özenmeyerek kullanacaksanız, kablo ve tellerinizin yıpranması söz konusu olacaktır. Pas, kırılma, pislenme vb. sorunlar yaşamaya başladıktan sonra onları yenilemeniz gerektiğini anlayacaksınız.

Bisikletin çok da önemli bir detayıymış gibi gözükmese de, hem performans hem de hissiyat açısından kaliteli tel ve kablo kullanımının yarattığı değişiklik oldukça önemlidir. Örneğin; vites ayarı sürekli bozulan bisikletlerdeki sorun, sadece arka aktarıcadan kaynaklanmıyor olabilir. Belki de kalitesiz bir tel kullandığınız için tel gerginliğiniz sürekli değişiyordur. Ya da, teli koruyan kablolar toz toprak biriktirmeye oldukça müsaittir ve hem frenleme hem de vites değiştirmede ayarsızlıklara sebep oluyordur. Bu tip şeyler bisiklet kullanma keyfini azaltan, ufak da olsa kafa meşgul eden şeylerdir. Yeni aldığınız bisikletinizdeki tel ve kablolardan bir süre faydalanıp, yıpranmaya başladıklarında kurtulmanızda fayda var. Bisikletinize para harcarken belirli yükseltmeler yapmayı kafanıza koyduysanız, tekerlek, vites parçaları, iç ve dış lastiklerin yanı sıra tel ve kablolara da özen gösteriyor olmalısınız. Yeni vites ve fren kabloları temin ederken, kullandığınız bisiklet tipine göre değişiklik gösteren kablo ve tellere yönelmeniz gerekir. Yol bisikletinin ayrı, dağ bisikletinin ayrı tipte kablolama tekniği vardır. Tellerin dayanıklılığı, kalınlığı, dizaynı ve tel başlarının tipleri ona göredir. İşin hem mühendislik hem de tasarım kısımlarını dikkate alarak tel ve kablolama işine giren firmalar, ihtiyaca yönelik ürünleri piyasa sunmuşlardır. Diğer yandan, özellikle vitesler için olan tel ve kablolardaki bazı detaylar, bisikletinizde kullandığınız vites grubunun ait olduğu markaya göre değişiklik gösterebiliyor. Bu tip bir yenileme işine girişirken, satın aldığınız mağazaya bisikletinizle ilgili bu tip detayları da vermeyi unutmayın. Böylece en doğru ürüne sahip olmuş olursunuz. 

Kaliteli tel ve kablolar, kendini ilk kullanımdan itibaren belli edecektir. Bundan emin olabilirsiniz. Paslanmayan teller, kabloların içinde bulunan ve tellerin kabloların içinden geçtiği noktalardaki sürtünmeyi azaltan bazı maddeler, kolay kırılmayı önleyici dış tabaka, koruyucu iç tabaka ve toz toprak girmesini engellesin diye pakette sunulan ufak tefek önlemler sayesinde bisikletinizde bir takım değişiklikler olduğunu hemen anlayacaksınızdır. Örneğin; fren yaparken fren kolunuzun daha da yumuşak bir his verdiğini hemen fark edeceksiniz. Ya da, eğer durduğu yerde çok büyük ısı farklılıkları olmamışsa, bisikletinizi koyduğunuz yerden iki ay sonra alıp bindiğinizde göreceksiniz ki vites ayarlarınız aynen duruyor. Biraz olsun paraya kıyıp aldığınız tel ve kablolar, vites geçişlerinizde bir nebze de olsa yumuşamayı ve arka aktarıcınızın verdiği tepkilerde keskinliği beraberinde getirecektir. Ayrıca, yeni nesil kablo ve tellerde eskiye nazaran ağırlık farkları da oluşmaktadır.

Ürün gamındaki genişlik, kaliteli malzeme kullanımı ve başarılı tasarımlarıyla dikkat çeken markalardan biri olan Jagwire, gözünüz kapalı güvenebileceğiniz ürünleriyle bu pazarda büyük pay sahibidir. Aslı Bisiklet tarafından ithal edilen ürünler, hem kendi mağazalarında hem de İstanbul'daki hemen hemen tüm bisiklet mağazalarında bulunabiliyor. İnternetten sipariş verecekseniz, Bisiklet Sepeti'nin sitesine bir bakmanızda fayda var. Ürün ellerinde yoksa da getirtebiliyorlar. Arayıp bilgi alabilirsiniz. Eğer Campagnolo kullanıcısıysanız, vites grubunuzun yanında gelen Campagnolo vites ve fren tel ve kablolarını kullanmaya devam edebilirsiniz. Onlar da oldukça kalitelidir, ancak renk seçenekleri sadece kırmızı, beyaz ve siyahtan ibarettir.

19 Eylül 2014 Cuma

Kopenhag'da Bisiklet Kullanımı

2012 yılının Ekim ayında İskandinavya'daydım. 750 kilometre civarında uzunluğu olan bir tur planı ile Norveç'in başkenti Oslo'dan, Danimarka'ya gitmiştim. Arkadaşım ve ben, Danimarka'nın Kopenhag kentinde turu bitirmenin ne kadar isabetli bir karar olduğunu, o kentte iki gece geçirdikten sonra anlamıştık. Turumuzun rotası, pek çok küçük kasaba ve kentin olduğu yerlerden geçmişti. Hemen hemen hepsinde bisiklet yolu vardı. Kimisi öyle uzundu ki, başka kasaba veya şehirlerin yönlerini gösteren tabelalar bile konmuştu yollara. Yani, bisiklet yolu o kadar uzun mesafeler boyunca kesintisiz olarak devam ediyordu. Bunlara hayran hayran bakarken, Norveç ve İsveç sınırları bitmiş, Danimarka'ya varmıştık.

Kopenhag'da kalacağımız yeri, Warmshowers aracılığı ile ayarlamıştık. Tren istasyonundan bizi almaya gelecek olan arkadaşı beklemeye koyulduk. İki kahve ve bir kekten sonra uzun boylu sarışın arkadaşımız bizi aramaya gerek görmeden eliyle koymuş gibi buldu. Öyle ya, yüklü bisikletlerimiz ve soğuktan donmuş suretlerimiz hemen fark ediliyordu. Bir süre bisikleti elimizde götürür sonra da bineriz diye düşünürken, üç beş metre sonra kendimizi bisiklet yolunda bulduk. Etrafımız boştu. Yandan sıkıştıran yoktu. Korna çalan da öyle. Garip geldi. Soğuğa karşın algılarımız birden ısınıverdi ve pür dikkat ilerlemeye başladık. Çocuk, evinin sekiz kilometre ötede olduğunu söyledi. Takıldık peşine. Ana caddelerde gidiyoruz, ara sokaklarda gidiyoruz, köprüler geçiyoruz, yaya geçitlerine paralel gidiyoruz, zaman zaman kaldırımlara bağlanıyoruz ama bir türlü bitmiyor. Bisiklet yolu asla ve asla kesilmiyor. Gavurlar yapmış görüyor musun azizim diye birbirimizi dürterken sonunda kalacağımız yere geliyoruz.

Ertesi gün şehri gezmek için evden çıkıyoruz. O da ne! Evin önünden bisiklet yolu geçiyor yahu! Dün akşam saatlerinde karanlıktı diye dikkat edemediğimiz bir sürü detay takılmaya başlıyor gözümüze. İlerliyoruz. Geçtiğimiz her yerde bisiklet yolu var. Ana caddelerle kesiştiği noktalarda bisikletler için trafik ışıkları var. Bu caddelere paralel olarak ilerliyoruz zaman zaman. Bisiklet yolu daralmıyor, aynen devam ediyor. Bir cadde düşünün ki, hem şeritleri geniş, hem bisiklet yolu geniş, hem de yayalar için oluşturulan kaldırımı geniş... Şehir planlaması nasıl yapılırmış görüyoruz. Bazen sadece toplu taşıma araçlarının kullandığı yollar ile birleşen bisiklet yolu, çoğunlukla tüm trafikten ayrı bir biçimde akmaya devam ediyor. Şehir merkezine geliyoruz. Buralarda bisiklet yolu yoktur sanıyoruz. Yanılıyoruz. İstanbul'da, Taksim'deki anıtın dibine kadar bisikletle gelebildiğinizi düşünün. Bisikletle sadece İstiklal Caddesi'ne giremediğinizi düşünün. Öyle bir şeydi işte oradaki durum. Kalabalık caddelere karışmak istiyor ama bisikletinizi etrafta yüzlerce bisikletin bağlı bulunduğu bisiklet parklarından birine koymak istemiyorsanız, bisikletinizden inip onu yanınızda ilerletebiliyorsunuz. Kimse size bu kalabalığa bisiklet mi sokulur diye bir çıkışta bulunmuyor veya ayıplayan gözlerle bakmıyor.

Bisiklet, Kopenhag'da bir ulaşım aracı olmaktan çıkmış; bir kültür ve yaşam biçimi haline gelmiş. Büyük küçük fark etmeksizin hemen hemen tüm mağazaların önünde park halinde bisikletler var. İrili ufaklı bisiklet parkları var. En yakın bisiklet parkı, çoğunlukla kafanızı kaldırıp görebileceğiniz kadar yakında oluyor. Esnafı da, müşterisi de bisiklet kullanıyor. Bisiklet yollarında ilerlerken, bisikletli sayısının ciddi anlamda fazlalığından ötürü trafik oluşabiliyor. Bisiklet yolları o kadar geniş ki, bizim gibi ağır giden bisikletlere zil çalıyor ve yavaş sürenlerin sağa yanaşık gitmesi gerektiğini hatırlatıyorlar. Önce biraz içerledik bu durumu. Ancak, üzerimizde yarattığı etki, trafikte sebepsiz yere korna çalanların veya sol şeritte saatte 150 kilometre hızla ile seyrederken arkamızdan selektör yapanların yarattığı etki ile aynı olmadı elbette. Bisiklet kültürü, bisiklet kullanımına dair bir takım yazısız kuralları da beraberinde getirmiş ve şehirde tam bir düzen oluşmasına sebep olmuş. Buna hayran olmamak elde değil. Diğer yandan, bisikletin bir pazarlama gereci olarak kullanıldığı yerlerde bulunmak da eşsiz bir tecrübeydi. Sokağın başına, restoranın sokakta bir yerlerde olduğuna işaret eden bir levha koymak yerine, rengarenk bir bisiklet koyup üzerine yazıp çizdikleriyle bunu göstermişlerdi. Mağaza vitrinlerinde de bisiklet temalarına çok kez denk geldik. İşte bunlar hep belli bir birikimin sonucu olarak karşımızda duruyor.

Bisiklet kullanıcılarının sayısı çok fazlaydı. Ekim ayında havanın derecesi tek haneli sayılarda ve hatta bazen sıfırın altındayken bile bu kadar insan bisikletle dışarıdaysa, yaz aylarında durum ne oluyordur diye çok merak ettim. Kıyafetler hep günlük şeylerdi. Kotla, kazakla, spor ayakkabıyla, topukluya, paltoyla, ceketle, etekle, çapraz çantasıyla, sırt çantasıyla artık aklınıza ne gelirse onunla bisiklet sürüyordu herkes. Çocuklarıyla beraber bisiklete binen aileler görünce oldukça mutlu oldum. O an orada bir aile kurup, çoluk çocuğa karışmak istedim. Bisiklete binemeyecek kadar küçük olan çocukları, ebeveynleri bildiğimiz bisikletlerden biraz daha farklı formdaki bisikletlerle taşıyorlardı. Bisiklete saygı duyan nesiller, işte böyle yetişiyor. Şehirde bisiklet sürerken kask takmayanların sayısı, takanlardan fersah fersah fazlaydı. Türkiye'de kask meselesini oldukça yanlış anladığımız için, herkes her sürüşünde mutlaka kask takmalı sanıyoruz. Elbette bunun bizim güvenli bisiklet yollarımız olmaması ve trafikteki mecburen beraber sürdüğümüz araçların müthiş saygısızlığı ile alakası var. Ancak, sahilde denize baka baka etraf tenhayken kendi halinde giden bir bisikletli görüp ona neden kask takmadığının hesabını soracak kadar ileri gidilmesini yanlış bulduğumu söylemeliyim. Bisikleti, üzerine sadece gerekli tüm o donanımları taktıktan sonra binebileceğimiz bir şey gibi gösterirsek, bisikletin insanlara sempatik gelme süreci normalden çok daha uzun fazla zaman alacaktır. Bisiklet, insanlara canları her istediğinde binebilecekleri bir şey gibi gösterilirse, kültürün yaygınlaşması da hızlanacaktır. Zaten evden bisikletle çıkmamak için kendine onlarca bahane bulan insanlarla yaşadığımızı düşünürsek, onlara bir de onu al şunu al bu olmadan hayatta olmaz diye baskı yaptığımızda kendilerine kaçacak delik aramaları oldukça doğal. Atladığımız en önemli nokta, herkesin bizim kadar bisiklete sevgiyle bağlı olmak zorunda olmadığıdır. Biz tutkuluyuz. İstanbul'da bisiklete binen ve canını tehlikeye atan kimseleriz. Herkes bu kadar tutkulu olmak zorunda değil. Dolayısıyla, ortalama hislerle sadece biraz keyfini almak için bisiklet almayı şöyle bir düşünen kimselere karşı daha yapıcı tutumlar sergilemeliyiz. Önce bir bisikleti alıp sevsinler de, gerisi kolay...

16 Eylül 2014 Salı

Tubular Lastik Nedir?

Bisiklet lastik sistemleri arasında en geleneksel ve yaygın olanı, hepimizin bir şekilde mutlaka kullandığı iç lastikli sistemdir. Clincher olarak da bilinen bu sistemde, iç ve dış lastik birbirinden bağımsızdır. Eğer çok büyük bir yarılma söz konusu değilse, lastiğiniz patladığında iç lastiği yamalayarak veya yeni bir iç lastik kullanarak yola devam etmek mümkündür. Büyük yarılmalarda ise dış lastiği de değiştirmeniz gerekebilir. Ya da, uzun süre kullanmamak kaydıyla idare etsin diye dış lastiğin iç kısmına yama yaparak ilerleyebilirsiniz.

Lastik sistemleri, kendilerine uyumlu jantlarla birlikte kullanılır. Yani, yeni bir jant seti satın alırken onunla birlikte kullanmak istediğiniz lastiğe de karar vermiş olmanız gerekir. Eğer geleneksel iç lastikli sistemi kullanacaksanız, jant setiniz de buna uygun olmalıdır. Yabancı internet sitelerinden jant ve lastik satın alırken gözleriniz clincher kelimesini arasın, çünkü aradığınız jant seti bu sistemde olmalıdır.

Bir diğer lastik sistemi, iç ve dış lastiğin bir bütün olduğu ve profesyonel bisiklet yarışlarında da sıkça karşımıza çıkan sistemdir. Tubular olarak geçen bu lastiklerde ayrı bir iç lastik yoktur. İç lastik sizin göremeyeceğiniz şekilde, lastiğin içinde durur. Dolayısıya, jant seti satın alırken bu sefer de tubular uyumlu olmasına dikkat etmelisiniz. Yani, jant çemberi tubular uyumlu olmalıdır. Peki, bu lastikler jantlara nasıl sabitleniyor? Öyle ya, geleneksel iç lastikli sistemde dış lastiğin sert kenarları janta geçiyor ve iç lastik ile dış lastik iç kısımda birbirine kenetlenmiş oluyor. Tubular lastiklerde durum biraz farklı. Lastikleri janta sabitlemek için iki seçenek sunulmuş. Bunlardan biri bant, diğeri de yapıştırıcı. Bant kullanırken, lastiğin oturacağı bölgeye tamamen bir bant atıyorsunuz ve tubular lastiği bu çift taraflı bantın üzerine oturtup öyle şişiriyorsunuz. Nasıl yapıldığını yazının sonundaki videoda izleyebilirsiniz. Bildiğimiz çift taraflı bantlardan biraz daha farklı bir maddeden üretilen bu bantlar, lastiğinizi sımsıkı tutuyor. Yapıştıktan bir süre sonra da öyle şerit şeklinde kalmıyor ve hafif dağılıyor. Böylece daha sıkı tutar hale geliyor. Yapıştırmadan önce jantın lastikle buluşacak yüzeyini temizlemeniz kafi. Kullanımda dikkat etmeniz gereken nokta, lastiği çok düşük basınçta kullanmamak. Yolda olabilecek herhangi bir şey sizi ters bir harekete zorlarsa, dış lastiğin janttan ayrılması düşük bir ihtimal de olsa söz konusu olabilir. Lastiği sabitlemek için kullanılan diğer seçenek olan yapıştırıcılı yöntem, bantlı yönteme göre biraz daha kirli diyebilirim. Lastiğe ve janta sürdüğünüz yapıştırıcı ile dış lastiği janta yapıştırıyorsunuz. Tam bu esnada kenarlardan yapıştırıcılar ince ince akabiliyor. O görüntü beni rahatsız ediyor. Ayrıca, lastik değiştirmeniz gereken dönem gelince, lastiği janttan sökerken görülecek alttaki kurumuş yapıştırıcı kalıntıları da sizi biraz sinir edebilir. Tortuların temizlenmesi gerek. Hangisi daha sağlam diye sorarsanız, mantık olarak kuvvetli bir yapıştırıcı ile yapışmış olan elbette daha güvenli duruyor diyebilirim. Yapıştırma işlemi bittikten sonra, 24 saat süresince yapıştırıcıyı kurumaya bırakmanızda fayda var. Yapıştırdığınız gün sürüş yapmanız tehlikeli olabilir. Ben bant kullanıyorum. Henüz herhangi bir terslik yaşamadım. Ancak, Tour of Turkey esnasında gözlemlediğim şey, takımların büyük çoğunluğunun yapıştırıcı kullandığıydı. Sponsorların sağladığı jant setlerini diledikleri gibi kirletebildikleri için rahatlardı elbette. Bu noktada iş biraz kişisel tercih meselesine dönüşüyor diyebilirim. Bu arada, sadece ve sadece tubular lastikler için satılan bant ve yapıştırıcıları kullansanız iyi edersiniz. Yabancı internet sitelerinde bunlardan bulmak mümkün. Türkiye'deki bisikletçilerde bildiğimiz çift taraflı bant veya bildiğimiz bally kullanımı oldukça yaygın. Ben bunu önermiyorum.

Tubular lastik patlayınca ne yapılıyor diye merak ediyorsanız, onun cevabı da lastik sıvılarında gizli. Tubular lastikler için üretilen ve iç kısımda pıhtılaşarak patlağı tıkayan bu sıvıları sürüşlerde mutlaka yanınızda taşımalısınız. Tubular lastiklerin en net özelliklerinden biri, sneak bite olarak bilinen jant kesikleriyle karşılaşma riskiniz olmamasıdır. Jant çemberinde köşeler olmadığı için, bu tip bir patlak ile karşı karşıya kalmıyorsunuz.

Tubular lastikler, marka ve modellerinde farklılık gösterse de, genel itibariyle iç lastikli sistemlerden daha hafifler. Eğer tırmanışlara özel bir bisiklet toplamak istiyorsanız, jant setinizi tubular almanızda fayda var. Bu yolla jant setinizde bir hafifleme yaratmanız söz konusu olabilir. Diğer yandan, üst düzey tubular lastiklerde hem TPI derecesi hem de maksimum PSI; yani basınç seviyesi yüksekte olduğundan, yol tutuşları oldukça üst seviyede oluyor ve yuvarlanma dirençleri düşüyor. Diğer yandan, şişerken clincher sistemde olduğu gibi köşeli değil, tüp biçiminde şiştiği için virajlardaki kabiliyeti de bir hayli artıyor. Hali hazırda, Veloflex markasının Sprinter modeli tubular lastiklerini kullanıyorum. Veloflex markası hemen hemen tüm tubular lastiklerinde patlamaya karşı dirençli olsun diye latex yapılı lastik kullandığından, lastiğin havası belli bir süre sonra kendiliğinden inmeye başlıyor. Her sürüş öncesi lastiğe hava basmanız gerek. Latex yapısını Michelin Latex iç lastiklerinden bilenleriniz olabilir. İç lastikli sistemde de latex kullandığınızda aynı hava kaçırma sorunuyla karşı karşıya oluyorsunuz. Veloflex markası haricinde önerebileceğim tubular lastik markaları, Tufo ve Dugast markalarıdır. Tercihen Continental veya Michelin gibi firmaların tubular lastiklerine de bakabilirsiniz.

Bant kullanarak yapıştırma



Yapıştırıcı kullanarak yapıştırma



Üretim aşaması

2 Eylül 2014 Salı

Bisikletli Ulaşım Platformu

Bugün bisikletin için ne yaptın? 

Günün sonunda bu soruyu soruyor musunuz kendinize? Sormalısınız. Bisikletinizi seviyor ve başkaları da bisikleti sevsin istiyorsanız, farkındalık yaratmalısınız. İki yıldan fazla süre önce ilk fotoğraflarını paylaşmaya başlamıştım o dönemki bisikletimin. Herhangi bir fotoğraf değeri taşımıyordu. Sıradan fotoğraflardı. Tek derdim, hayatıma bisiklet diye bir şey aldığımı göstermekti. Önce pek umursayan olmadı. Sonra sevmeye başladılar. Takdir edenler oldu. Ara sıra ilgisini çekmeyen kişilerden olumsuz tepkiler aldığım oldu. Hatta takip etmeyi bırakanlar da oldu. Umursamadım.

İki yılda paylaştığım bisiklet fotoğrafı sayısı bini geçmiştir. Instagram hesabımı takip edenler bıkmıştır belki de bisiklet görmekten. Dert değil. Gösterdim insanlara bisikletle yapılabilecekleri. Gezdim, para harcadım, okudum, aldım, sattım, yardım ettim, öğrendim ve anlattım. Hatta çalıştığım kurumda bisiklet kültürüne dikkat çekmek için bir video bile hazırlattım. Her ne yaptıysam, bisikletin aslında ne kadar da hayatın içine direkt olarak sokulabileceğini ve hiç de öyle lüks bir şey olmadığını anlatabilmek içindi. Bisiklet aldırdığım samimi veya değil eş dost sayısı elliyi geçti biliyor musunuz? İnsanlar size soru sorduğunda yanıt verin ve ilgilenin. Bir yola çıktıysanız, yalnız da yürüseniz ara sıra yanınıza gelenleri geri çevirmeyin. Ancak bu şekilde aynı dili konuştuğunuz kişilerin sayısının nasıl da artmış olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Bisikletinizle hava atın ve ne kadar güzel yerlere gittiğinizi gösterin. Zor gözüken şeylerin aslında ne kadar da kolay ulaşılabilir olduğunu gördüklerinde, mutlaka size katılacaklardır.

Bir şeye dikkat çekmek istiyorsanız; illa bir lider, sığınılacak bir grup veya oluşum aramayın. Önce kendinizden başlayın. Siz kendi çevrenizde yeteri kadar dikkat çekmeyi başarırsanız, sesinizi daha da yükseltmek için sonraki aşamada bir toplulukla entegre biçimde hareket edebilirsiniz. O zaman geldiğinde, o ihtiyacı zaten hissedeceksinizdir. Tek başına yapabilecekleriniz, bisikleti sevdirmek, başkasına bisiklet aldırmak ve bisiklet için çekirdek bir farkındalık yaratmaktır. Kendi çevrenizin limitlerine dayandığınızda ise, başka bisikletliler ile ortak olma vakti gelmiş demektir. Sesinizi yükseltmek için etrafa bakınmaya başlayın. Yaşadığınız ülkede, şehirde, köyde veya kasabada bisikletli kim varsa yapışın yakasına. Birlikte hareket edin. Hali hazırda yapılan şeyler var ise, onlara destek verin. Haklar her zaman tepeden inmiyor. Bazen onlara doğru tırmanıp, onları almak gerekiyor. Şahsi fikrimi soracak olursanız, doğrusu da budur. Çünkü ancak bu şekilde değeri uzun yıllar boyunca bilinecek halde olur.

Bisiklet yolumuz yok. Bisiklete saygı gösteren insanlarımız yok. Oturup bekleyemeyiz. Zaman geçer. Hayat kısa. Harekete geçmeli öyle değil mi? Geçin. Hakları elde etmek, savaşmak ve direnmek bizim elimizde. Facebook üzerinde bir sürü grup var bisiklet için çırpınan. Onlarla iletişime geçin. Düzenledikleri organizasyonlara katılın. Destek olun. Siz bugün bisiklet yolu için çırpınırsanız, bunun meyvesini yıllar sonra çocuklarınız o yollarda güvenli bir şekilde bisiklete binerken alacaksınız. O manevi tatmin duygusunu bir hayal edin. Sıfırdan bir şey yaratmış olmanın güzelliği ve o güzellikteki payınızı düşünün.

Ben ne mi yapıyorum? Bisikletli Ulaşım Platformu'nu duydunuz mu hiç? Duymadıysanız biraz bahsedeyim. Aklınıza gelebilecek bütün sosyal medya hesaplarında aktif bir oluşumdur. Son günlerde yapılanlarla yazılı ve görsel basında da yer almaya başlayan, elini taşın altına sokan ve gönüllülük esasıyla yola koyulan bir avuç insanın kurduğu ve şimdilerde binlerce kişiye faydası dokunan bir platformdur. Yönetim kadromuz birbirinden değerli ve yetenekli bisiklet dostu kişilerden oluşuyor. Herkes vaktini ayırıp bu işin bir köşesinden tutuyor ve yetenekleri doğrultusunda katkı sağlamaya çalışıyor. Etkinlikler, basın bildirileri, farkındalık turları ve daha niceleriyle, bisiklet kültürü için canla başla çalışıyoruz.

Mevsimlerin iç içe geçtiği karman çorman bir iklim düzeninde, sözde yaz mevsimini çok önemli bir etkinlikle kapadık. Bisiklet sürerken dikkatsiz sürücüler yüzünden hayatını kaybeden gencecik insanları andık. Siz de olabilirdiniz, ben de, arkadaşınız da... Hepimiz öldük o kazalarda. Bir daha kimse ölmesin diye, sürücüler trafikte bisiklet diye bir şeyin olduğunu öğrensin ve biraz olsun bilinçlensinler diye kısmen trafiğe kapadık Bağdat Caddesi'ni. Yurt dışında yapılan birbirinden yaratıcı o protesto etkinliklerini internette görüp helal olsun size be! diyen kişilerin, şimdi tam karşısına koyduk her şeyi tüm çıplaklığıyla. Bisikletlerimizle kapadık yolu. Video izlerken tek tıkla beğeni butonuna basıp gitmek en kolayı. Bu defa bizi tam karşısında görünce karıştı hisler birbirine. O an arabasındaydı kimisi. Gitmek istedi. Kornaya bastı. Gidemedi belki. Beğenisine sunulan şey, sağ üstten çarpıya basınca kapanamadı bu defa. Mecbur kaldı izlemeye. Temkinli gözler, uzaklaşanlar, merak edip gelenler, soru soranlar, sabırsızlar, sitem edenler...

Her çeşit insan tepkisiyle karşılaştık. Olsun. Şimdi onlar bisiklete binen kimselerin bu ülkede can verdiğinden haberdarlar. Bisiklet diye bir şey olduğundan, kalabalık bir grup tarafından savunulduğundan ve özen gösterilmesi gerektiğinin farkındalar. Bir derdimiz olduğunun, bir şeyler anlatmaya çalıştığımızın farkındalar. Orada olanlar haricinde, dünyaya biraz meraklı gözlerle bakıp bir şeyler okumayı akıl edenler de biliyor artık bizi. Örneğin; Radikal bu eylemin haberini çoktan geçti bile. Ve etkinlikteki insanlar... Hepsi birbirinden değerli, gözleri pırıl pırıl bisiklet aşıkları... Her birinin hikayesi farklı. Bisikleti sevme sebepleri farklı. Hani maça gittiğinizde takımınızın tribünündeyken doğru yerde olduğunuz hissine kapılırsınız ya; onun gibi bir şey bu da işte. Meseleniz aynı. Olmanız gereken yerdesiniz. Tek yapmanız gereken, sesinizi biraz daha yükseltmek. Bu defa hem kendiniz hem de başkaları için...

Biz bisiklet için bir şeyler yapıyoruz. O gün de yaptık, bugün de yapıyoruz, yarın da yapacağız. Peki, ya sen?