5 Mayıs 2014 Pazartesi

TUR'da Günler Nasıl Geçiyor?

Heveslendiğim şekilde, günlük tutar gibi her gününü bir bir yazamamış olduğum 50. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'na ait tecrübelerimi, farklı başlıklar altında toparlanmış yazılarla aktarmanın daha sağlıklı olacağına kanaat getirdim. Zira, öyle her akşam oturup yazı yazabilecek düzenli boşluklarım olmadı. Yarım yamalak yazılar yerine, daha derli toplu yazılar olsun istedim. Twitter hesabımdan beni takip edenler, tur süresince paylaştıklarımı görmüşlerdir. Yine de, hepsini derlemek gerek elbette. İçinizde tweetleri görmeyenler varsa, turun başlangıç tarihinden itibaren olan tweetlerimi okuyarak o günleri ve o anları yeniden yaşayabilirler.

Bisikletçiler ne yapar? Sportif direktör ne işe yarar? Takımların teknisyenlerinin bir günü nasıl geçer? Masörün görevleri nelerdir? Ben orada nelerden sorumluydum?

Tüm bu soruların cevabını gözlemleyebildiğim kadarıyla ve mümkün olduğunca detaylı biçimde vereceğim. Önceliği kendime veriyorum, çünkü görevimi ve neler yaptığımı aktarırken aynı zamanda organizasyonun nasıl işlediği ve bisiklet takımlarının gün içinde neler yaptığına dair de bilgiler edinmiş olacaksınız.

Tur organizasyonunda bisiklet takımlarına en yakın olunabilecek görevlerden biri takım rehberliğidir. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sabahın ilk saatlerinden, akşam yemeği sonrasına kadar devam eden bir mesai söz konusu. Elbette arada boşluklarınız olabiliyor ama neticede aklınız hep takımınızda oluyor. Ne zaman neye ihtiyaç duyacakları belli olmuyor. Herhangi bir konuda sorun yaşarlarsa da hemen sizinle iletişime geçiyorlar. Dolayısıyla, takımınızın organizasyona sizin aracılığınızla bağlı olması gibi bir durum söz konusu.

Yarış sabahı ilk iş olarak takım araçlarının doğru yerlerde olup olmadığını kontrol etmek gerekiyor. Yarışta yer alan ve yarış esnasında üzerinde bisiklet taşınan o araçların anahtarları takım teknisyenlerinde oluyor. İki adet büyük vanın ise, sizin söylediğiniz saatte söylediğiniz yerde bulunması gerekiyor. Böylece takım personeli hazırlıklarını vakit kaybetmeden tamamlamış oluyor. Vanlardan biri tamamen koltuksuz. Küçük çaplı bir depo ve atölye gibi kullanılıyor. Onun da anahtarı çoğunlukla takımdan birinde bulunuyor. Yarış bitiminden sonra kalınan otelde bisiklet için park yeri yok ise, bisikletler o vanın içine istifleniyor. Diğer van ise koltuklu. Start alanına takım araçlarıyla gidiyor. Personeli taşıyor. Otel, yarışın başlangıç alanına yakınsa, bisikletçiler bisikletle otelden çıkıp oraya kadar sürüyor. Yakın değil ise, bu van ile başlangıç noktasına taşınıyorlar. Araçlarla ilgili kontrollerden sonra, sıra içeceklerin hazırlanmasına geliyor. Yarış esnasında gerekli olacak mataralar hazırlanıyor. İçlerine enerji verici, protein veya mineral destekli tozlardan ilave edilen mataralar, geniş ve uzun süre soğuğu muhafaza edebilen soğutucuların içine konuyor. Her bir soğutucu için yaklaşık on kilo civarında buz küpleri gerekiyor. Bunu çoğunlukla otelden temin ediyoruz ve soğutucuya dizilen mataraların üzerine boca ediyoruz. Böylece, yarış boyunca saatlerce istenen soğuklukta kalmış oluyorlar. Bu işler esnasında, teknisyenler de vanın içinden aldıkları bisikletleri yarışa uygun hale getiriyorlar. Ruble tercihlerini bir gün öncesinden öğrendikleri bisikletçilerin bisikletlerini yarışa hazırlıyorlar. Otele ilk vardıklarında bu işlemler çok daha uzun sürmüştü zira bisikletlerin hepsi taşıma çantalarından çıkarılıp sıfırdan kurulmuştu. Teknisyenlerin elinde bütün bisikletçilerin ölçüleri vardı ve bisikletleri o notlara baka baka itinalı biçimde kurmuşlardı. Bu tip süreçleri en yakından izlemeye bayıldığım için hep onların yanındaydım. Ufak tefek isteklerini hemen yerine getiriyor, başka şeylere de yardım etmeye çalışıyordum. Belkin takımı, bisikletle yakından ilgili bir takım rehberine sahip olduğunu daha ilk günden anlamıştı diyebilirim.

Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra yarış için yola çıkılıyor. Bütün takımlar hemen hemen aynı saatlerde yola çıkıyor. Bisikletle sohbet ede ede başlangıç alanına ilerleyen bisikletçileri takım arabaları takip ediyor. Personeli taşıyan van, takım araçları ve bisikletçiler, başlangıç noktasında bir araya geliyor. Start alanında her takım için hazırlanmış olan kumanyalar var. Bunları belirlenen yerlerden teslim alıp takım araçlarına getiriyordum. Yarış esnasında personel bu kumanyalardan çıkanlarla besleniyor. Bisikletçilerin son hazırlıkları tamamlanınca, koltuklu van yarış başlangıcından önce ayrılıp, yarış güzergahını takip ederek bitiş noktasına gidiyor ve orada bu araçlar için ayrılmış noktada bisikletçileri beklemeye koyuluyor. Koltuksuz olan ve içinde bisikletçilerin valizlerinin de bulunduğu van, yarış için otelden ayrılan diğer üç aracın aksine, yarışın biteceği noktadaki otele gidiyor. Giriş işlemleri, odaların ayarlanması, masaj için gerekli olan havlu, buz, çarşaf vb. şeylerin temin edilmesi sağlandıktan sonra, bisikletçilerin otele gelmesi bekleniyor. Vakit size kalırsa, otelin havuzunda veya deniz kenarında keyif yapabilir ya da barda takılabilirsiniz. Oteller, her şey dahil olacak şekilde ayarlandığı için epey özgürsünüz.

Ben bu anlattığım görev dilimlerinin iki tarafında da bulundum. Bazı etaplarda takımlaydım, bazı etaplarda ise otele giden personelleydim. Otele giden personelle olduğumda, önceden sporcuların pasaportlarını edinip çektirdiğim fotokopilerle beraber giriş işlemlerinin yapılması, bavullarının taşınması, teknisyenin bisikletler gelince onları yıkayıp temizleyeceği alanda gerekli olacak malzemelerini oraya taşımasına yardımcı olmak gibi görevlerim oluyordu. Vakit artarsa ve gerek olursa, bir takım eksikleri tamamlamak için masör ve teknisyen ile markete de gidiyorduk. Benim aracın sürücüsü sürekli arazi olma eğiliminde olduğundan ve benim insanlara bağırıp çağırarak iş yaptırabilmek gibi kabiliyetlerim olmadığından, vanı bizden biri kullanıyordu. Otele gitmeyip takımla olduğunuzda ise üç seçeneğiniz var: O yarışta takım doktoruna ihtiyaç olmaz ise, pelotona en yakın olan araçta yarışı takip edebilirsiniz. İlk ve son etapta böyle yaptım. O takım aracını sportif direktör kullanıyor ve araçta bir de teknisyen oluyor. Arabada olan biten her şeyi bir başka yazıda etraflıca anlatacağım. Hiçbir şey gözüktüğü gibi değil diyebilirim. Oldukça eğleneceksiniz o yazıyı okurken. İkinci seçenek, ikinci takım aracında olmak. Bu takım aracı, koltuklu van gibi başlangıç saatinden önce yola çıkıp yarış güzergahını takip ederek beslenme bölgesine ilerliyor. Bisikletçilerin beslenme çantalarını alacakları noktaya gidip, çantaların içine enerji jeli, matara, kola, enerji barı gibi şeyleri koyuyor ve bisikletçileri beklemeye başlıyorsunuz. Takımın masörlerinden biri ile bu işi beraber yapıyorduk. Bisikletçiler geliyor, beslenme çantalarını alıyor ve sizin işiniz bitiyor. İlk yaptığımda müthiş stresli gelmişti. Üzerinize onlarca bisikletli bisiklet sürüyor ve siz aralarından sizin takımınıza ait forması olanı seçip yaklaşmaya çalışıyorsunuz. Üç kere bu görevde bulundum. Üçünde de kimlere verdiğimi hatırlamıyorum. Tek baktığım formalardı. Belkin formalı bisikletçilere çantayı ver! komutunu beynime yolladıktan sonra yaklaşık bir dakika boyunca hayat duruyordu benim için. Önce uzaktan jant sesleri geliyor, sonra hemen bisikletçiler beliriyor. Hem stresli, hem de çok keyifli bir iş ve biraz da oyun gibi aslında. Bisikletçiler beslenme çantalarını aldıktan ve ben diğerleri tarafından atılan sulukları topladıktan sonra tekrar arabaya dönüp yola koyuluyorduk. Pelotonun arkasına geçip, yarış sonuna dek ilerliyorduk. Yani, o andan itibaren yarışın içinde her takımın iki aracı oluyordu. Üçüncü ve son yapabileceğiniz şey ise, bitiş alanına giden koltuklu vanda yer alıp, bisikletçilerin gelmesini beklemek. Seyircilerin arasına dalıp yarış bitişini izleyebilirsiniz. Otele gittiğim günlerden birinde otelde işim erken bitmişti ve otelle yarış bitiş yeri arası çok kısaydı. Otelden ayrılan araçlardan birine atlayıp bitiş noktasına gitmiştim. Güzel bir yerden, Cavendish'in aldığı etaplardan birinin sonuna izleme fırsatı bulmuştum. Başlangıç ve bitiş alanlarında boş vaktim olduğuna genelde Buyruk ile buluşup laflıyordum. Bir yandan fotoğraf çekiyor, bir yandan da bisiklet konuşuyorduk. Basın ekibinden kişilerle bu gibi fırsatlar haricinde çok da bir araya gelmem mümkün olmuyordu. Genelde tüm vaktimi takımın aktivitelerine göre ayarlamam gerektiğinden, o planlar dahilinde hareket edebiliyordum. Takımla çok ilgilenmek veya ilgilenmemek, biraz da size kalmış bir şey gibi aslında. Ancak, olmadık bir problem çıktığında müdahale edebilecek yakınlıkta olmak her zaman daha iyi.

Yarış sona erdikten sonra, bitiş alanında çok vakit kaybetmeden otele dönülüyor. Sporcular, bitiş otele yakın ise yine bisikletlerle, değilse takım vanıyle otele dönüyorlar. Akşam yemeğinden önce masajları yapılıyor. Bende o esnada kıyafetlerini topluyor ve temizlemeye veriyordum. Bazı takımlar otelde yapılmasına onay veriyor. Bazıları ise şehirde bir yerlerde daha ucuza yapılsın istiyor. Sporcular masaj yaptırırken, bisikletler ilk iş olarak yıkanıyor. Sonra da bakımları yapılıyordu. Her takımın iki teknisyeni vardı ve ikisi de hızlı bir şekilde bu işleri yapıyorlardı. Bazen onların başına gidip yaptıkları işi inceliyordum. Neyi doğru veya neyi yanlış yaptığımı öğrenmeye çalışıyordum. Bu tip işleri izleyerek öğrenmekten keyiflisi yok. Herkesin işi bittiğinde, saati bir gün öncesinden sportif direktör tarafından belirlenen akşam yemeğine geçiliyordu. Beni de oldukça samimi bir şekilde davet ettikleri akşam yemeklerindeki sohbetler çok keyifli oluyor. Yemekten sonra sporcular odalarına çekilirken, personel genelde alkol faslına geçiyordu. Takımın sportif direktörü yemekten sonra takımla bir toplantı yapıyor ve ertesi günün programını iletiyor. Taktik ve strateji konuşulan bu toplantıdan sonra yanımıza gelen sportif direktör Michiel Elijzen ile oldukça iyi bir arkadaşlık kurdum. Bisikletin aktif olarak hayatımda yer tutması onun bana bakış açısını değiştirdi. Zaten böyle olmasa daha ilk etaptan takım arabasında olmama onay vermezdi sanırım.

Genel itibariyle sorumluluklarım bu şekildeydi. Akşamları yemekten sonra temizlenmiş halde gelen yarış kıyafetlerinin tesliminden sonra başka bir iş olmuyordu ve zaman bana kalıyordu. Ertesi gün için herhangi bir not olursa, takımın Whatsapp dahilinde kurulan grubu sayesinde benim de haberim oluyordu. Hem personel, hem de sporcular için oluşturulmuş olan iki Whatsapp grubu sayesinde, işler kimi zaman olabileceğinden çok daha hızlı biçimde yürüyordu. Böyle interaktif bir takımla çalıştığım için şanslı sayılırım. Kurulan o grup sayesinde, sporcuların kendi aralarındaki şakalaşmalarından, personelin benle yaptığı geyik muhabbetine kadar her şeye dahil oluyordum. Bu sayede samimiyetimiz daha da arttı. Zaten, takım rehberleri, basın ve diğer görevlerdekilerin aksine takımlarla aynı otelde konakladığından, sürekli iç içe olmamak için ekstra çaba harcamak gerekir. Örneğin; kitaplarını imzalatmayı başardığım Mark Cavendish'i gün içinde elli defa otelin farklı yerlerinde görebiliyordum. Bu yüzden, bağlı bulunduğunuz takımla ister istemez bir samimiyet kuruyorsunuz diyebilirim. Bunu ilerletip ilerletmemek, hal ve hareketlerinize bağlı biçimde tamamen size kalmış bir iş.

TUR'da çekilen fotoğrafların olduğu albüm için buraya tıklayın

Teknisyenlerin yarış sonrası bisiklet temizliğini buradan izleyebilirsiniz

8 yorum:

  1. Tur hiçbir zaman böylesine içten ve içerden olmamıştı, bize farklı bir anlatımı sunduğun için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Tur boyunca herseyi degil gunluk, sayende Twitter'dan anlik ogrendik nerdeyse. Tekrar tesekkurler..

    YanıtlaSil
  3. Gökhan bey mükemmel bir yazı sizi kutluyorum

    YanıtlaSil
  4. tur hakkında sade ve dışarıdan bir vatandaş olarak herşeyi merak ediyordum, perde arkasında neler oluyordu bilmek istiyordum, tweet ve face çok hızlı uçup gidiyor, blog çok iyi oldu, kalıcı oldu, kalemine sağlık, teşekürler ... not : daha önceki turlarda yine birçok görevli vardı, herkes belki çok iyi görevlerini yerine getirdi fakat siz faklı bir boyut kazandırdınız, hem işinizi yaptınız hemde bizleri unutmadınız...

    YanıtlaSil
  5. hem benim, hem de son 8-9 yılda bisikleti (tam 40 yıl sonra) tekrar yaşantıma sokan 13 yaşındaki sporsever oğlumun (bu yüzden ona minnettarım) çok büyük keyifle okuduğumuz bir makale....teşekkürler sevgili Gökhan

    YanıtlaSil
  6. Fotoğraflardan gördüğüm kadarı ile, sporcular gayet mütevazi hayat sürüyor. Bir futbolcu ya da F1 pilotu gibi değiller.
    İnşaatta da hazırlanıyor, minibüs kenarında da giyiniyor. Bizden tek farkı bisikletler pahalı.

    YanıtlaSil
  7. Harikasınız Gökhan Bey!

    YanıtlaSil