29 Mayıs 2014 Perşembe

Bisikletin Ömrü Nasıl Uzar?

Uzun süredir bisiklet piyasasından uzak kalmış kişilerin, bisiklet fiyatlarını duyunca şaşırmasına ve tutarları pahalı bulmasına oldukça alışığım. Ancak, akıllı telefonlara verilen paranın aynısıyla bir bisiklet de alınabildiğini idrak edebilseler, işleri daha da kolaylaşacak. Geçmiş bisiklet tecrübeleri çok parlak olmadığından, günümüzde belirli bir standardın üzerinde olan ve pahalı buldukları bisikletlerin aslında ne kadar güzel şeyler olduklarının farkında değiller. Bisikleti aldıktan sonra ona yine bakım ve teknik servis için çok para ödeyeceklerini sanıyorlar. Karne hediyesi veya market bisikleti olarak tanımladığımız; bilgisayarların yanında hediye verilen veya marketlerde bangır bangır reklamı yapılan o ucuz bisikletlerden almadıkları müddetçe, müşteriler günümüzde üretilen bisikletlerin çoğundan memnun kalmaktadır. Bunu farklı markalarda çalışmış biri olarak ve tavsiyem üzerine bisiklet alan bir sürü insanın geri dönüşlerine güvenerek rahatlıkla söyleyebilirim.

Sürekli zinciri atan, vites ayarı bozulan, selesi kayan, fren telleri kopan veya gevşeyen ve jant ayarı kayan o bisikletleri hafızanızdan silerek ve ciddi bir bütçe ayırarak yeni bir bisiklet almayı kafanıza koyduysanız, o bisiklete nasıl bakacağınızı da bilmeniz gerek. Pahalı bir akıllı telefon aldığınızda yaptığınız ilk iş ne oluyor? Hemen bir ekran koruyucu kaplatıyor ve etrafını koruması için kılıf temin ediyorsunuz. Aynı mantıktan yola çıkarak, bisikletinize de o itinayı göstermelisiniz.

Bisikleti satın aldığınız an, hangi bisikletçide olursanız olun onun sizin boyunuza uygun ayarlandığından emin olun. Sele borusu ve selenin hizasını kendinize göre yaptırın. Ardından bisikletin vites geçişlerini kontrol ettirin. Onlar ayarlı merak etmeyin cevabına itimat etmeyin. Vites geçişlerine siz yine de bakın. Öncelikle sorunsuz bir bisiklet aldığınızdan emin olmalısınız. İlk bakım hizmetleri var mı yok mu sorun. Bir ay sonra ücretsiz olarak ilk bakım hizmeti veren firmalar var. O süreyi geçirmeden tam bir ay sonra gidip bisikletinizin bakımını yaptırın. Aradaki o bir aylık süreçte jantlarınız sizin ağırlığınıza göre son şeklini alacaktır. Ufak bir akort gerekebilir. Vites tellerinizde bir gevşeme olabilir; ayarı kaçabilir. Onu da ayarlatmış olursunuz. Frenlerinizle veya herhangi bir başka şey ile ilgili sorunlarınız varsa onları da anlatın ve o bakımda her şeye çözüm bulmaya çalışın. Ardından bisikletiniz tamamen size kalmış oluyor. Sonraki süreçte ömrünün ne kadar olacağı direkt olarak size bağlı.

Bisikletin kadrosu ile ilgili çok fazla bakım talimatım yok ama küçük hatırlatmalar yapabilirim. Bisikletle düşeceksiniz, yaslarken kadronun bir yerini sürteceksiniz, rüzgardan düşecek veya geç fren yapıp bir yere çarpacaksınız. Bunlar olabilir. Kadrodaki çiziklere üzülmeyin. Her sürüşten sonra silin. Taş sekmelerinin kadronun alt borusunu çizmesini istemiyorsanız, bisikletçilerde veya yapı marketlerde satılan şeffaf çıkartmalardan alıp alt boruya yapıştırabilirsiniz. Aynı çıkartma, zinciriniz kadroya çarptığında kadroyu çizmesin diye fabrika çıkışında bisikletle beraber gelir. Ondan alabilirsiniz. Bisikletin fren ve vites kabloları, alın borusunun etrafından arkaya giderken kadronuza sürter. Sürttüğü yerleri leke yapar. Onu engellemek için ya kadronun kablo ile temas kurduğu bölgeye yine o çıkartmalardan yapıştırın ya da kabloya takılan yumuşak materyallerden alın. Bisikletinizi temizlerken ıslak olmasına dikkat edin. Kuruyken direkt bezle girişirseniz, kurumuş toz veya çamurları sökmeye çalışırken kadronuzda lüzumsuz ufak çiziklere sebep olursunuz. Bisiklet temizliğine dair yazdığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bisikletinizin vites grubunun ömrünün uzunluğu veya kısalığı, doğrudan sizin kullanımınızla ilgilidir. Aynı vites grubu 3000 kilometre sonra tertemiz de görünebilir, rublesinin dişlileri aşınmış bir hale de gelebilir. Doğru vites kullanımı sayesinde zincir ve rublenizin ömrünü uzun tutabilirsiniz. Zincir yağınızı sık sık kontrol edin. Yağsız zincir, ön ve arkadaki dişlilerinizin aşınmasına yol açar. Sürtünme artacağı için ses de artacaktır. Bir şeylerin ters gittiğini, vites parçalarınızdan gelen seslerden anlayabilirsiniz. Vitesinizin ayarı kaçtıysa, uzun süre o şekilde kullanmamaya çalışın. Zincir rubledeki bir dişlide dönerken, diğer dişlilerden birine de sürttüğünde ses yapar. İki dişliye birden sürtünme demek, hem zincirin hem de ruble dişlilerinin aşınması demektir. O çarkların ömrünü kısaltmak istemiyorsanız, vitesinizi uzun süre ayarsız kullanmayın. Diğer yandan, vites geçişlerinin şekli de vites mekanizmanız için önemlidir. Sert ve ani vites geçişleri yapmanız gerektiğinde, önce biraz hızlanın ve ardından pedala uyguladığınız kuvvetin şiddetini biraz azaltarak vites değiştirin. Kuvvetli biçimde pedala basarak vites değiştirdiğinizde, arka aktarıcınıza zarar verebilirsiniz. Özellikle tırmanırken buna dikkat edin. Tırmanacağınız vitese tırmanmadan önce geçmenizde fayda var. Bir de düzenli bir şekilde zincirinizi ve rublenizi temizleyin. Birikmiş toz ve çamur parçaları hem ses yapar hem de mekanik arızalara neden olabilir.

Son olarak, bisikletinizin teker setini özenli kullanmaya gayret edin. Çukurlardan, engellerden vb. yerlerden geçerken hızınızı azaltın. Hızınızı azaltamıyorsanız, seleden kalkarak geçin öyle yerlerden. Ben mümkün oldukça hızımı azaltır ve ayağa kalkarım. Hızımı azaltamayacaksam, sadece ayağa kalkarım. Bunun nedeni, jant göbeklerinizin ve tellerinizin ömrüyle alakalıdır. Bisiklet mağazaları bisikleti size satarken söylemese de, o jantlarınızın göbeklerinin belirli bir ağırlık taşıma potansiyeli vardır. Onun üzerine çıktığınızda, göbekler yıpranır. Bu yıpranmayı en aza indirmek için, janta yerden darbe gelecek bölgelerde onun üzerine binecek yükü azaltmanız iyi olur. Bunu seleden kalkarak yapabilirsiniz. Böylece jantınız hem alttan hem üstten değil, sadece alttan gelen güçle karşı karşıya kalmış olur. Bunu yaparak aynı zamanda jant tellerinize yüklenen stresi de azaltmış olursunuz. Tel kırılması veya kopması gibi ihtimallerin önüne geçersiniz. Jant çemberiniz ve jant telleriniz ne kadar az darbeyle karşılaşırsa, akortu da o kadar az bozulur. Bir de jant çemberinizi periyodik aralıklarla temizlemeye özen gösterin. Fren yaptığınız için jant çemberinde o fren pabucunun kalıntıları olacaktır. Onlardan çemberi arındırırsanız, fren performansınız için iyi olur. Bu tip bir işlem için jant silgisi kullanabilir veya alkol vb. şeylerle silebilirsiniz.

Bu anlattıklarımı sıkı bir şekilde uygulamasanız, ara sıra yapsanız dahi bisikletinizin ömrünü uzatmış olursunuz. Bundan emin olabilirsiniz.

11 Mayıs 2014 Pazar

Teknisyenlerin 24 Saati

50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu boyunca en çok münasebet kurduğum kişilerin başında, takımların teknisyenleri geliyordu. Bisikletleri bir arada görmeyi çok sevdiğimden, o bisikletlerin temizlik ve bakımları esnasında da mümkün olduğunca yakınlarında olmayı tercih ediyordum. Bilmediğim bir şeyi öğrenmek, bildiklerimi doğrulatmak ve hatta bazen sırf keyif için bile onların yanında olmayı seçtim. Bu yazıda, gözlemleyebildiğim kadarıyla bisiklet takımlarının teknisyenlerinin bir gününün nasıl geçtiğini anlatacağım.

Her takım, beraberinde iki teknisyenini getirmişti. Takımlar, Alanya'daki otellerine yerleştikten sonra ilk iş olarak bisikletler kullanıma hazır hale getirildi. İki teknisyen, bisikletleri kutu ve çantalarından boşalttıktan sonra birer birer kurdular. Takımdaki bisikletçilerin sayısının iki katı kadar bisiklet kadrosu mevcuttu. Yani, Belkin takımının toplam 16 adet bisiklet kadrosu mevcuttu. Bunlardan 8 tanesi yarışıyor, 6 tanesi birinci, 2 tanesi ise ikinci takım aracında taşınıyordu. Teker setlerinin sayısını tam olarak bilmiyorum, ancak en az 20 çift olduklarından eminim. Jant setleri tubular özellikliydi. Dolayısıyla yanlarında çok fazla sayıda tubular lastik yedekleri de vardı. Öyle ki, bizimkilerin hiç yama veya tamirat yaptıklarını görmedim. Alanya'daki otelin otopark kısmı, organizasyon gereğince dev bir bisiklet park ve atölye alanına çevrilmişti. Teknisyenler, takımlarındaki her bir sporcunun ölçülerine uygun olarak onlara ait kadroları kullanılmaya hazır hale getiriyorlardı. Ellerindeki notlara tek tek bakarak, oldukça dikkatli biçimde tüm kadroları kurdular. Yarışın ilk gününe dek sadece antrenman maksatlı kullanılan bisikletler, antrenmandan hemen sonra temizleniyor ve ardından ertesi günü beklemeye koyuluyorlardı.

Yarış günü geldiğinde, eğer başlangıç alanı otele yakınsa bisikletçiler başlangıç alanına otelden bisikletleri ile gidiyordu. Bu durumda, bütün bisikletler bisikletçilerin onları alacakları yere muntazam biçimde diziliyordu. Onca bisikleti bir arada görmek ve onca güzel renge böylesine yakın olmak benim için eşsiz bir deneyimdi. Bisikletlerin bir şekilde etrafımda olması, sabah uyanınca onları görmek ve istediğim zaman istediğim kadar dokunabilmek tur süresince benim mutluluk kaynağımdı. Yarış sabahları, teknisyenlerin ikisi de bisikletlerin son kontrollerini yapmakla görevliydi. İstenilen ruble oranına göre rublesi ayarlanmış arka jantı bisiklete takan, vites ve fren kontrollerini yapan teknisyenler, yarışacak bisikletleri tamamladıktan sonra takım aracında taşınacak olan bisikletlere geçiyorlardı. Onların ayarlarının ardından, takım aracına sabitlenmesi ile meşgul oluyorlardı. Jantlar, ön jantı olmayan kadrolar ve tamamen hazır bisikletler olmak üzere üç farklı şekilde takım araçlarının tepesine sabitlenen bisikletlerle işleri bittikten sonra, teknisyenlerden biri yarıştaki görevi için takım aracına geçiyor, diğeri ise bir sonraki etap için gerekli tüm operasyonel işler için takım masörlerinden birine yardıma gidiyordu. Yani, teknisyenlerden biri yarışın içinde, diğeri ise bir sonraki yarışın olduğu etaba transfer işlemleri için takım personeli ile oluyordu. Bavulların taşınması ve atölye malzemelerinin tekrar taşınabilir hale sokulması gibi işlerle uğraşan teknisyen, takımın yarıştan sonra varış yapacağı otelde yeniden o malzemeleri kurduktan sonra takımı beklemeye koyuluyordu. Hem tamir hem de temizleme üniteleri kuruluyordu. Yarıştaki teknisyen, hepinizin yarış izlerken gördüğü üzere bazı durumlarda bisiklete arabadan sarkarak müdahale etmek, jant değiştirmek ve bisiklet değiştirmek gibi görevlere sahip. Bunun haricinden çok canı sıkılırsa, bir önceki yazımda anlattığım gibi şeyler de yapabiliyorlar. Yarışın ardından takımla beraber gelen teknisyen ve otelde her şeyi önceden hazırlayan teknisyen bir araya gelip, bir an önce işlerine başlıyorlardı. Otelin tahsis ettiği alan dahilinde, bir araya toplanmış bir sürü bisiklet temizlik ve bakım ünitesi oluyordu. Bisikletlerin hepsini bir arada temizlenirken görmek oldukça keyif vericiydi. Herkesin kendine özgü bir temizleme stili olsa da, yapılan iş ve kullanılan malzemeler hemen hemen aynıydı. Dev kurulama bezleri, farklı ebatlarda iki veya üç adet sünger, yağ sökücüler, fırçalar, kovalar ve diğerleri ile birlikte temizlik seansı başlıyordu. Sanki hiç yarış koşmamış gibi pırıl pırıl edilen bisikletler, ufak tefek kontrollerin ardından yeniden yağlanan zincirleri ile beraber bir sonraki yarışı beklemeye başlıyorlardı.

Kendi takımımdaki teknisyenlerle bisikletlerin başında veya akşam sporcuların uyuduğu saatte birlikte içilen biralar haricinde, farklı takım teknisyenleriyle de pek çok münasebetim oldu. Vites grupları hakkında, jantlar hakkında, bisikletlerin bakımları ve ağırlıkları hakkında sık sık sohbet ettim. Sadece Belkin takımının değil, tüm teknisyenlerin ortak görüşü, bisiklet ağırlığının çok da mühim olmadığı yönündeydi. Hemen bütün bisikletler, 7 ile 7,5 kilo arasında ağırlığa sahipti. Öyle sanıldığı gibi bütün bisikletler UCI standardı olan 6,8 kilo sınırında değil. Bundan emin olabilirsiniz. Hem kendim bütün takımların bisikletlerini şöyle bir kaldırdım, hem de teknisyenlerine sordum. Çok az sayıda olan 7 kilo sınırının altındaki bisikletlerin öyle olmalarının sebebi, kadro boylarının küçük olmasıydı. Yani, kısa boylu bisikletçilerin bisikletleri haliyle diğerlerinden biraz daha hafifti. Bu arada, Belkin ve birkaç takım daha, hem temizlik hem de bakım için Morgan Blue firmasına ait ürünleri tercih ediyorlardı. Bu soru Twitter üzerinden bana çok fazla sorulduğu için cevabını burada bir kez daha belirtmek istedim.

Otelin bisikletlere tahsis ettiği alanı görmek için buraya tıklayın


Teknisyenlerin bisiklet temizliğinin videosu için buraya tıklayın


TUR'da çekilen fotoğrafların olduğu albüm için buraya tıklayın


TUR'da çekilen videoların olduğu albüm için buraya tıklayın

6 Mayıs 2014 Salı

Takım Arabasında Neler Oluyor?

Bisiklet yarışlarının gizemli öğelerinden biri, hiç şüphesiz takım arabalarıdır. Yarış boyunca pelotonun arkasında düşük hızlarda seyreden ve bir aksiyon olsa da ortasına girseler diye beklenen bu arabaların içinde neler olup bittiğini hep merak etmişimdir. Eğer siz de merak ediyorsanız, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nda görev aldığım Belkin takımının araçlarıyla ilgili aktaracaklarımı dikkatli okuyun.

Bu adamların bu kadar saat yolda canı sıkılmıyor mu? Bisikletçiler yanlarına yanaştıklarında ne konuşuyorlar? Matara verirken olay arabanın içinden nasıl görünüyor? Acıkınca ne yapıyorlar? Peki ya bir ihtiyaçları olduğunda ne oluyor? Yarışı takip ederken heyecanlanıyorlar mı?

Yarış esnasında neler olduğunu anlatmadan önce, takım araçları hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Her takımın iki takım aracı vardı. Biri pelotona yakın, diğeri uzakta seyreden bu araçların bagajlarında, içinde mataraların ve başka içeceklerin olduğu iki adet büyük soğutucu bulunuyor. Yedek kask, ayakkabı, forma, çanta ve beslenme için gerekli jel ve barların taşındığı arabaların ikisinde de telsiz sistemi var ve direkt olarak yarış radyosundan yayın alıyorlar. Pelotona yakın seyreden araçta bisiklet ve jant seti sayısı daha fazla. Bu araç, bisikletçilerle beraber yarışa başlıyor ve sürekli olarak pelotonla hareket ediyor. Diğer araç ise, başlangıçtan biraz önce yola çıkıyor ve feed zone olarak geçen beslenme bölgesine varıyor. Bisikletçiler gelip beslenme bölgesinden çantalarını aldıktan sonra, bu araç da pelotona dahil oluyor ve her takımın o andan itibaren pelotonla beraber ilerleyen iki aracı olmuş oluyor. Türkiye'deki bu bisiklet turu, UCI World Tour kapsamında olmadığından, araçlardaki telsiz sistemi sporcularla iletişim kurulmasına izin verilen sistemlerden değil. O zaman nasıl sporcularla iletişim kuruyorlar? diye soracak olursanız, bunun cevabı yarış öncesinde saklı. Yarıştan önce belirlenen tahmini mesafelerde, yine önceden belirlenmiş olan bisikletçi elini kaldırıyor. Bunu gören sorumlular yarış radyosuna durumu bildiriyorlar ve yarış radyosundan derhal anons geliyor: Belkin to the peloton! Belkin to the peloton! Ardından birinci araç hızlanıyor. Diğer araçlar da bu anonsu duyduğundan, sağa doğru çekilip yol açıyorlar. Yanaşan sporcuya verilen taktikleri, sporcu tekrar pelotona dahil olduğuna takım arkadaşlarıyla paylaşıyor. Hem takımın sözcülüğünü yapıyor hem de köprü kurmuş oluyor. Yarış içi iletişim böyle sağlanmış oluyor. Bu sistem, bir ihtiyaç olduğunda da bu şekilde işliyor. Teknik arıza, domestiğe jel ve matara verilmesi veya herhangi bir acil durumda yine bu tip anonslarla takım aracı haberdar ediliyor. Bir kaza anında ise, o kazaya karışmış takımların isimleri okunuyor ve o araçların öncelikli olarak pelotona yaklaşmaları sağlanıyor. Bizim takımda birinci aracı sportif direktör kullanıyordu. Diğer iki kişi ise teknisyen ve takım doktoruydu. İkinci araç ise masör tarafından kullanılıyordu. Yanında o günün görev dağılımına göre ya diğer teknisyen oluyor ya da kimse olmuyordu.

Yarış başlamadan önce çıkan ve beslenme çantalarını verdikten sonra yarışa dahil olan ikinci araç için yol hikayesi ikiye bölünmüş durumda diyebilirim. İlk yarısında saatte ortalama 80-100 kilometre hızla ilerleyen bu araç, ikinci yarısında pelotonun hızına ayak uydurmak durumunda kalıyor. Bizim masör bundan oldukça sıkılmış olacak ki, pelotonun daha hızlı olmasını isteyip duruyordu. Tırmanışlara gelince oluşan yavaşlıktan nefret ediyordu. Kaçış grubunun derhal yakalanması gerektiğini savunan ve tempoyu yükseltmekte geç kalan pelotona ağzına geleni saymaktan çekinmeyen masörümüz, yarış sonunda zevkten dört köşe oluyordu. Yüzündeki oh! bu da bitti! ifadesini hiç unutmuyorum. Tırmanışlarda o kadar yavaşlıyoruz ki, araba rölantide gitmekten titremeye başlıyordu. Bu da bende beşik etkisi yaratıyordu. Tırmanışı bol etaplardan birinde yirmi dakika kadar kestirmişim. Beslenme bölgesine araç götürmek, her takımın yaptığı bir şey değil. Yani her takım oraya bir araç bırakmıyor. Bazıları en başından itibaren peloton ile olabiliyor. Araç beslenme bölgesine vardıktan sonra, bekleyiş başlıyor. Bisikletçilere gelene kadar, yarış radyosu eşliğinde verilen kumanyaya gömülme haricinde başka bir şey yapmıyorduk. Kabul ediyorum; bu araç biraz sıkıcı. Hem yarışın yarısında ortalıkta olmuyor, hem de takip ettiği esnada pelotona en uzak mesafede duruyor. Çok gerilere düşmemiş bisikletçiler yoksa, bisikletçi görme şansınız hemen hemen yok gibi oluyor bu araç içindeyken. Sadece ilk araç ihtiyaç molasından ötürü pelotonu takip etmediği esnada öne gidebiliyorduk onun yerini almak için. Öyle anlarda gazı köklemeye bayılıyordu bizim masör. O, hep aynı işi yaptığı için çok sıkılmıştı elbette ama benim için bisikletçilere beslenme çantalarının verildiği o bir dakikalık süreç bile bu sıkıcılığı çekmeye değer. Çantaları teslim edince kendinizi bir halt hissetmenize yol açan o bir şeyi başarmış olma durumu gururunuzu okşayıveriyor.

Yarışın en başından itibaren pelotonun arkasında ilerleyen birinci araç ise, beraber yolculuk ettiğim kişiler sayesinde iki etapta da oldukça zevkli bir hal almıştı. İlk ve son etapta içinde yer aldığım bu aracın eğlencesi oldukça boldu. Bir kere sürekli diğer araçların sürücüleriyle şakalaşma halindelerdi. Korna çalmalar, birbirlerine camdan matarayla su sıkmalar, aniden önüne kırmalar falan derken yolculuğu eğlenceli hale getirmeye çalışıyorlardı. Mataraların içinde sadece su yok elbette. Enerji takviyesi için karışımlar var. Üzerime gelip pantolonumu yapış yapış yapmışlardı. Bunları herkes yapmıyor elbette. Bizim çatlak Hollandalılar ve genelde İtalyanlar arasında geçiyordu bu tip şeyler. Bir de İngilizcesi bok gibi olan sarhoş Polonyalılar! Halkın yoğun ilgi gösterdiği bölgelerden geçerken bizim araç biraz daha yavaşlıyordu, zira ikisi de etrafta güzel kız olup olmadığına bakıyordu. Laf atmalar, güzel mi değil mi diye tartışmalar ve belden aşağı muhabbetin dibine vurmalar eşliğinde yolda ilerliyorduk. Bana sürekli Türk kızlarını sorup durdular. Tam da adamına! Bir ara masörlerden birinin karısının göğüslerinin küçük olduğundan bahsediyorlardı. Evlenip çocuk yaptıktan sonra nasıl da büyüdüğüne oldukça şaşırmışlardı anlaşılan. Yolda canları sıkılınca soğutucudan birer kola alıp içiyor, sonra geğirme yarışması yapıyorlardı. Ben de katıldım aralarına elbette. Çıkıntılık yapmayı hiç sevmem(!) Yemek vakti geldiğinde kumanyaları açıp hep beraber yemek yiyorduk. Bir keresinde bizim direktörün daha yemeği bitmeden yarış radyosundan pelotona gitmemiz istenmişti. Ciddi bir şey olmadığı, matara ve besin dağıtımı olduğunu biliyorlardı. Şu yemeğim bitsin öyle gideriz diyen direktör beni dumurlardan dumurlara sürüklemişti. Adamlar bisiklet tepesinde acıkıyor, bizimki araba altında yemeğim bitsin diyor. Güler misin ağlar mısın bilemedim. İhtiyaç molası verdiklerinde yolun kenarına işerken birbirleriyle konuşmaya devam ediyorlardı. Öyle belirlenmiş özel bir yerleri yok. Kafalarına göre bir yer seçip işiyorlar. İlk etapta deniz manzarası çok güzeldi diye denize karşı işemek istemişlerdi. Son etapta da köprüye çıkarken köprünün ilk göründüğü virajdan hemen sonra işediler. Tam o esnada da yine peloton anonsu geldi. Bir bisikletçimiz, tam da köprünün üzerinde lastik patlatmıştı. Onun yardımına geç kalmamızın sebebi, bizim paşaların işemeyi bile bir keyif unsuru haline getirmiş olmalarıydı. Öyle ya; boğaza karşı işemek harika bir fırsattı. Yedek tekerleği taktıktan sonra yerine dönen teknisyen, kumanyanın üzerine oturunca, kumanyanın içindeki ayranı patlattı ve her yeri ayran oldu. Bütün İstanbul etabını iki büklüm şekilde geçirmek zorunda kaldığı için, etap sonunun gelmesini sabırsızlıkla beklemişti. Zaman zaman yarış radyosundaki adamın aksanıyla dalga geçtikleri de oluyordu. Özellikle Fransızca konuşan adamın taklidini yaparken çok eğleniyorlardı. Telefondan sevdikleri bir şarkıyı açıp dinlerken, yarış radyosunun sesini kısıyorlardı. Yapacak hiçbir şey bulamasalar, Whatsapp grubundan o esnada otelde veya diğer araçta olan personele mesaj atıp geyik muhabbeti çeviren bu adamlarla yolculuk etmek oldukça keyifliydi ve ikisinde de yarışın nasıl sona erdiğini anlamamıştım bile.

Son etabın sonunda bizim takım arabasını gören herkes onun fotoğrafını çekiyordu. Sebebi mi? Bizimkiler arabanın ismini değiştirmişlerdi.

Domestiklere matara teslimatının görüntüleri için buraya tıklayın

Son etaptaki sprint taktiği konuşmasının görüntüleri için buraya tıklayın

TUR'da çekilen fotoğrafların olduğu albüm için buraya tıklayın

TUR'da çekilen videoların olduğu albüm için buraya tıklayın

5 Mayıs 2014 Pazartesi

TUR'da Günler Nasıl Geçiyor?

Heveslendiğim şekilde, günlük tutar gibi her gününü bir bir yazamamış olduğum 50. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'na ait tecrübelerimi, farklı başlıklar altında toparlanmış yazılarla aktarmanın daha sağlıklı olacağına kanaat getirdim. Zira, öyle her akşam oturup yazı yazabilecek düzenli boşluklarım olmadı. Yarım yamalak yazılar yerine, daha derli toplu yazılar olsun istedim. Twitter hesabımdan beni takip edenler, tur süresince paylaştıklarımı görmüşlerdir. Yine de, hepsini derlemek gerek elbette. İçinizde tweetleri görmeyenler varsa, turun başlangıç tarihinden itibaren olan tweetlerimi okuyarak o günleri ve o anları yeniden yaşayabilirler.

Bisikletçiler ne yapar? Sportif direktör ne işe yarar? Takımların teknisyenlerinin bir günü nasıl geçer? Masörün görevleri nelerdir? Ben orada nelerden sorumluydum?

Tüm bu soruların cevabını gözlemleyebildiğim kadarıyla ve mümkün olduğunca detaylı biçimde vereceğim. Önceliği kendime veriyorum, çünkü görevimi ve neler yaptığımı aktarırken aynı zamanda organizasyonun nasıl işlediği ve bisiklet takımlarının gün içinde neler yaptığına dair de bilgiler edinmiş olacaksınız.

Tur organizasyonunda bisiklet takımlarına en yakın olunabilecek görevlerden biri takım rehberliğidir. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sabahın ilk saatlerinden, akşam yemeği sonrasına kadar devam eden bir mesai söz konusu. Elbette arada boşluklarınız olabiliyor ama neticede aklınız hep takımınızda oluyor. Ne zaman neye ihtiyaç duyacakları belli olmuyor. Herhangi bir konuda sorun yaşarlarsa da hemen sizinle iletişime geçiyorlar. Dolayısıyla, takımınızın organizasyona sizin aracılığınızla bağlı olması gibi bir durum söz konusu.

Yarış sabahı ilk iş olarak takım araçlarının doğru yerlerde olup olmadığını kontrol etmek gerekiyor. Yarışta yer alan ve yarış esnasında üzerinde bisiklet taşınan o araçların anahtarları takım teknisyenlerinde oluyor. İki adet büyük vanın ise, sizin söylediğiniz saatte söylediğiniz yerde bulunması gerekiyor. Böylece takım personeli hazırlıklarını vakit kaybetmeden tamamlamış oluyor. Vanlardan biri tamamen koltuksuz. Küçük çaplı bir depo ve atölye gibi kullanılıyor. Onun da anahtarı çoğunlukla takımdan birinde bulunuyor. Yarış bitiminden sonra kalınan otelde bisiklet için park yeri yok ise, bisikletler o vanın içine istifleniyor. Diğer van ise koltuklu. Start alanına takım araçlarıyla gidiyor. Personeli taşıyor. Otel, yarışın başlangıç alanına yakınsa, bisikletçiler bisikletle otelden çıkıp oraya kadar sürüyor. Yakın değil ise, bu van ile başlangıç noktasına taşınıyorlar. Araçlarla ilgili kontrollerden sonra, sıra içeceklerin hazırlanmasına geliyor. Yarış esnasında gerekli olacak mataralar hazırlanıyor. İçlerine enerji verici, protein veya mineral destekli tozlardan ilave edilen mataralar, geniş ve uzun süre soğuğu muhafaza edebilen soğutucuların içine konuyor. Her bir soğutucu için yaklaşık on kilo civarında buz küpleri gerekiyor. Bunu çoğunlukla otelden temin ediyoruz ve soğutucuya dizilen mataraların üzerine boca ediyoruz. Böylece, yarış boyunca saatlerce istenen soğuklukta kalmış oluyorlar. Bu işler esnasında, teknisyenler de vanın içinden aldıkları bisikletleri yarışa uygun hale getiriyorlar. Ruble tercihlerini bir gün öncesinden öğrendikleri bisikletçilerin bisikletlerini yarışa hazırlıyorlar. Otele ilk vardıklarında bu işlemler çok daha uzun sürmüştü zira bisikletlerin hepsi taşıma çantalarından çıkarılıp sıfırdan kurulmuştu. Teknisyenlerin elinde bütün bisikletçilerin ölçüleri vardı ve bisikletleri o notlara baka baka itinalı biçimde kurmuşlardı. Bu tip süreçleri en yakından izlemeye bayıldığım için hep onların yanındaydım. Ufak tefek isteklerini hemen yerine getiriyor, başka şeylere de yardım etmeye çalışıyordum. Belkin takımı, bisikletle yakından ilgili bir takım rehberine sahip olduğunu daha ilk günden anlamıştı diyebilirim.

Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra yarış için yola çıkılıyor. Bütün takımlar hemen hemen aynı saatlerde yola çıkıyor. Bisikletle sohbet ede ede başlangıç alanına ilerleyen bisikletçileri takım arabaları takip ediyor. Personeli taşıyan van, takım araçları ve bisikletçiler, başlangıç noktasında bir araya geliyor. Start alanında her takım için hazırlanmış olan kumanyalar var. Bunları belirlenen yerlerden teslim alıp takım araçlarına getiriyordum. Yarış esnasında personel bu kumanyalardan çıkanlarla besleniyor. Bisikletçilerin son hazırlıkları tamamlanınca, koltuklu van yarış başlangıcından önce ayrılıp, yarış güzergahını takip ederek bitiş noktasına gidiyor ve orada bu araçlar için ayrılmış noktada bisikletçileri beklemeye koyuluyor. Koltuksuz olan ve içinde bisikletçilerin valizlerinin de bulunduğu van, yarış için otelden ayrılan diğer üç aracın aksine, yarışın biteceği noktadaki otele gidiyor. Giriş işlemleri, odaların ayarlanması, masaj için gerekli olan havlu, buz, çarşaf vb. şeylerin temin edilmesi sağlandıktan sonra, bisikletçilerin otele gelmesi bekleniyor. Vakit size kalırsa, otelin havuzunda veya deniz kenarında keyif yapabilir ya da barda takılabilirsiniz. Oteller, her şey dahil olacak şekilde ayarlandığı için epey özgürsünüz.

Ben bu anlattığım görev dilimlerinin iki tarafında da bulundum. Bazı etaplarda takımlaydım, bazı etaplarda ise otele giden personelleydim. Otele giden personelle olduğumda, önceden sporcuların pasaportlarını edinip çektirdiğim fotokopilerle beraber giriş işlemlerinin yapılması, bavullarının taşınması, teknisyenin bisikletler gelince onları yıkayıp temizleyeceği alanda gerekli olacak malzemelerini oraya taşımasına yardımcı olmak gibi görevlerim oluyordu. Vakit artarsa ve gerek olursa, bir takım eksikleri tamamlamak için masör ve teknisyen ile markete de gidiyorduk. Benim aracın sürücüsü sürekli arazi olma eğiliminde olduğundan ve benim insanlara bağırıp çağırarak iş yaptırabilmek gibi kabiliyetlerim olmadığından, vanı bizden biri kullanıyordu. Otele gitmeyip takımla olduğunuzda ise üç seçeneğiniz var: O yarışta takım doktoruna ihtiyaç olmaz ise, pelotona en yakın olan araçta yarışı takip edebilirsiniz. İlk ve son etapta böyle yaptım. O takım aracını sportif direktör kullanıyor ve araçta bir de teknisyen oluyor. Arabada olan biten her şeyi bir başka yazıda etraflıca anlatacağım. Hiçbir şey gözüktüğü gibi değil diyebilirim. Oldukça eğleneceksiniz o yazıyı okurken. İkinci seçenek, ikinci takım aracında olmak. Bu takım aracı, koltuklu van gibi başlangıç saatinden önce yola çıkıp yarış güzergahını takip ederek beslenme bölgesine ilerliyor. Bisikletçilerin beslenme çantalarını alacakları noktaya gidip, çantaların içine enerji jeli, matara, kola, enerji barı gibi şeyleri koyuyor ve bisikletçileri beklemeye başlıyorsunuz. Takımın masörlerinden biri ile bu işi beraber yapıyorduk. Bisikletçiler geliyor, beslenme çantalarını alıyor ve sizin işiniz bitiyor. İlk yaptığımda müthiş stresli gelmişti. Üzerinize onlarca bisikletli bisiklet sürüyor ve siz aralarından sizin takımınıza ait forması olanı seçip yaklaşmaya çalışıyorsunuz. Üç kere bu görevde bulundum. Üçünde de kimlere verdiğimi hatırlamıyorum. Tek baktığım formalardı. Belkin formalı bisikletçilere çantayı ver! komutunu beynime yolladıktan sonra yaklaşık bir dakika boyunca hayat duruyordu benim için. Önce uzaktan jant sesleri geliyor, sonra hemen bisikletçiler beliriyor. Hem stresli, hem de çok keyifli bir iş ve biraz da oyun gibi aslında. Bisikletçiler beslenme çantalarını aldıktan ve ben diğerleri tarafından atılan sulukları topladıktan sonra tekrar arabaya dönüp yola koyuluyorduk. Pelotonun arkasına geçip, yarış sonuna dek ilerliyorduk. Yani, o andan itibaren yarışın içinde her takımın iki aracı oluyordu. Üçüncü ve son yapabileceğiniz şey ise, bitiş alanına giden koltuklu vanda yer alıp, bisikletçilerin gelmesini beklemek. Seyircilerin arasına dalıp yarış bitişini izleyebilirsiniz. Otele gittiğim günlerden birinde otelde işim erken bitmişti ve otelle yarış bitiş yeri arası çok kısaydı. Otelden ayrılan araçlardan birine atlayıp bitiş noktasına gitmiştim. Güzel bir yerden, Cavendish'in aldığı etaplardan birinin sonuna izleme fırsatı bulmuştum. Başlangıç ve bitiş alanlarında boş vaktim olduğuna genelde Buyruk ile buluşup laflıyordum. Bir yandan fotoğraf çekiyor, bir yandan da bisiklet konuşuyorduk. Basın ekibinden kişilerle bu gibi fırsatlar haricinde çok da bir araya gelmem mümkün olmuyordu. Genelde tüm vaktimi takımın aktivitelerine göre ayarlamam gerektiğinden, o planlar dahilinde hareket edebiliyordum. Takımla çok ilgilenmek veya ilgilenmemek, biraz da size kalmış bir şey gibi aslında. Ancak, olmadık bir problem çıktığında müdahale edebilecek yakınlıkta olmak her zaman daha iyi.

Yarış sona erdikten sonra, bitiş alanında çok vakit kaybetmeden otele dönülüyor. Sporcular, bitiş otele yakın ise yine bisikletlerle, değilse takım vanıyle otele dönüyorlar. Akşam yemeğinden önce masajları yapılıyor. Bende o esnada kıyafetlerini topluyor ve temizlemeye veriyordum. Bazı takımlar otelde yapılmasına onay veriyor. Bazıları ise şehirde bir yerlerde daha ucuza yapılsın istiyor. Sporcular masaj yaptırırken, bisikletler ilk iş olarak yıkanıyor. Sonra da bakımları yapılıyordu. Her takımın iki teknisyeni vardı ve ikisi de hızlı bir şekilde bu işleri yapıyorlardı. Bazen onların başına gidip yaptıkları işi inceliyordum. Neyi doğru veya neyi yanlış yaptığımı öğrenmeye çalışıyordum. Bu tip işleri izleyerek öğrenmekten keyiflisi yok. Herkesin işi bittiğinde, saati bir gün öncesinden sportif direktör tarafından belirlenen akşam yemeğine geçiliyordu. Beni de oldukça samimi bir şekilde davet ettikleri akşam yemeklerindeki sohbetler çok keyifli oluyor. Yemekten sonra sporcular odalarına çekilirken, personel genelde alkol faslına geçiyordu. Takımın sportif direktörü yemekten sonra takımla bir toplantı yapıyor ve ertesi günün programını iletiyor. Taktik ve strateji konuşulan bu toplantıdan sonra yanımıza gelen sportif direktör Michiel Elijzen ile oldukça iyi bir arkadaşlık kurdum. Bisikletin aktif olarak hayatımda yer tutması onun bana bakış açısını değiştirdi. Zaten böyle olmasa daha ilk etaptan takım arabasında olmama onay vermezdi sanırım.

Genel itibariyle sorumluluklarım bu şekildeydi. Akşamları yemekten sonra temizlenmiş halde gelen yarış kıyafetlerinin tesliminden sonra başka bir iş olmuyordu ve zaman bana kalıyordu. Ertesi gün için herhangi bir not olursa, takımın Whatsapp dahilinde kurulan grubu sayesinde benim de haberim oluyordu. Hem personel, hem de sporcular için oluşturulmuş olan iki Whatsapp grubu sayesinde, işler kimi zaman olabileceğinden çok daha hızlı biçimde yürüyordu. Böyle interaktif bir takımla çalıştığım için şanslı sayılırım. Kurulan o grup sayesinde, sporcuların kendi aralarındaki şakalaşmalarından, personelin benle yaptığı geyik muhabbetine kadar her şeye dahil oluyordum. Bu sayede samimiyetimiz daha da arttı. Zaten, takım rehberleri, basın ve diğer görevlerdekilerin aksine takımlarla aynı otelde konakladığından, sürekli iç içe olmamak için ekstra çaba harcamak gerekir. Örneğin; kitaplarını imzalatmayı başardığım Mark Cavendish'i gün içinde elli defa otelin farklı yerlerinde görebiliyordum. Bu yüzden, bağlı bulunduğunuz takımla ister istemez bir samimiyet kuruyorsunuz diyebilirim. Bunu ilerletip ilerletmemek, hal ve hareketlerinize bağlı biçimde tamamen size kalmış bir iş.

TUR'da çekilen fotoğrafların olduğu albüm için buraya tıklayın

Teknisyenlerin yarış sonrası bisiklet temizliğini buradan izleyebilirsiniz