25 Nisan 2014 Cuma

Herkes Toplanıyor

Ufak tefek yaz sezonuna ait eklemeler yaptığım bavulumu kapattıktan sonra kahvaltıyı uçakta yapmak üzere sabah erkenden evden ayrıldım. İşlemler bittikten sonra uçak saatini beklemeye başladım. Boş durmak yerine biraz tweet okuyayım diye elimi telefona atınca, Belkin takımının çoktan Türkiye'ye geldiğini ve hatta oteline giriş yaptığını öğrendim. Böylece, bendeki heyecan biraz daha artmış oldu.

Organizasyondaki görevi benden başka ama kaldığı otel benimkine çok yakın olan bir arkadaşımla aynı uçağa bindik ve Antalya'ya doğru havalandık. Otelimize nasıl gideceğiz bizi kim transfer edecek ne olacak ne bitecek derken yolculuk hemen bitti ve kendimizi Akdeniz ikliminde buluverdik. Çok geçmeden bizi organizasyonun transfer görevlileri karşıladı. Omega takımına ait takım aracıyla otellerimize transferimiz sağlandı. Belli ki organizasyonun kusursuz işlemesine özen gösteriliyor. Takım araçları yarış başlayıncaya kadar bu tip transfer işlerinde kullanılacak sanırım. Ah tanrım! Belki de Cavendish benim oturduğum koltukta oturacaktır! Biraz fotoğraf çekip etrafı inceledikten sonra odama yerleştim. Akabinde Buyruk'u aradım ve geldiğimi haber verdim. Bu arada güneş iyiden iyiye etkisini göstermeye başlamıştı. Sonuna yetiştigim öğle yemeği servisinden faydalandım. Buyruk geldikten sonra birlikte havuza indik. Çok çalışıp yorulmuştuk ve bu tip bir şımarıklığı hak etmiştik(!) Biraz güneşlendikten sonra Belkin ve diğer bir iki takımın sporcularının antremandan geldiklerini gördük. Emin olun, televizyonda gözüktüklerinden çok daha ince bacaklara sahipler. En azından ince fizikli olanlar için durum bu. Greipel'i de gördükten sonra bu konuya tekrar geleceğim. Bisikletçiler, havuz başındaki atıştırmalık alanda bir şeyler yediler. Bizim de canımız çekince, kaptık biralarımızı oturduk arkalarına. Biraz sohbet biraz gözlem derken biralar bitti. Belkin takımının sporcularıyla tanışma işini aceleye getirmek istemedim. Zira az sonra havuzda yüzecektim ve üstsüz bir biçimde şort ve parmak arası terlikle onlarda bırakacağım ilk intibah pek hoş olmazdı. Zaten onlar da çok geçmeden gittiler. Yalnız aralarından bazıları salataya yüklenirken bazıları ise patates kızartması, hamburger ve kolayı önlerinden eksik etmiyordu. İyi valla!

Akşam yemeğinden hemen sonra benim gibi takım ekibinde yer alanlar için bir toplantı yapıldı. Hemen hemen herkes birbirini tanıyordu. Yapmamız gerekenler anlatıldı, tur boyunca giyeceğimiz tişörtler verildi ve takımlarımızın yarış esnasında kullanacağı araçların anahtarları teslim edildi. Çok fazla farklı konuda birbirinden bağımsız pek çok bilgilendirme yapıldı. Kafam biraz karışmadı değil. Diğer arkadaşlar hem birbirini hem de yapılacak işi tanıdığından oldukça rahatlar. Sanırım çok da abartılacak bir durum yok. Sorulara cevap bulmak için günlerin geçmesi gerek. Düşünceleri bir kenara bırakıp, otelin lobisinde Belkin ekibinin takım menejerini buldum ve kendimi tanıttım. Numaramı da verdim. Keyifleri yerinde gözüküyordu diye fazla da meşgul etmedim. Sanırım bana kendi takımlarına ait tişörtlerden vereceker yarın. Onların adamı gibi gözükmem hoşlarına gidecekmiş.

Yarından itibaren yapılacak işler artacak gibi gözüküyor. Takımlar halen otele girişlerini tamamlamış değiller. Geç saatlere kadar sürecek sanırım tüm takımların toparlanması.

24 Nisan 2014 Perşembe

TUR Kapıda!

Bu yıl ellincisi düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 27 Nisan itibariyle Alanya'da başlayacak. Tura katılacağı geçtiğimiz hafta belli olan bisikletin Cristiano Ronaldo'su Mark Cavendish ve beraberinde getirdiği treni sayesinde, bu yılki organizasyona olan ilgi biraz daha artacaktır sanırım. Alanya'dan başlayıp, İstanbul'da bitecek olan bir dizi yarıştan oluşan bu turda görev alacak olmak, şu aralar benim için eşsiz bir heyecan kaynağı olmuş durumda.

Geçen sene İstanbul etabındaki boğaz geçişinin ardından amatör bisikletçilerin de boğazdan geçmesine izin verilen organizasyonda pedal çevirmiş, akabinde Caddebostan'a gitmiş ve yarışın finalini seyretmiştim. O güne ait anılarımı, kişisel blogumda yazdığım bir yazıda anlatmıştım. Şimdi ise, işin başka bir boyutundayım. Organizasyonun bizzat içinde yer alacağım. Görev yerim takım ekibi, görevim ise takım rehberliği olarak geçiyor. Her takım rehberi, bir takıma atanıyor ve o takımla tur boyunca aynı otelde konaklıyor. Benimki, Hollandalı Belkin Pro Cycling takımı olarak belirlenmiş. Profesyonel İtalyan Bianchi yol bisikletlerine oldukça yakın olacağım bir tur beni bekliyor. Takımın sporcuları ve menajerleriyle Twitter üzerinden az biraz tanışmaya ve iletişim kurmaya çalıştım. Umarım tüm organizasyon boyunca hiçbir aksaklık yaşamadan görevlerimi yerine getirebilirim. Organizasyon komitesi tarafından takım rehberlerine atılan toplu e-mailde, hemen hemen herkesin birbirini zaten tanıdığından ve yapılacak işlere aşina olunduğundan söz edilmiş. Bense, minik insanlar ülkesine düşmüş Gulliver misali merak içindeyim. 

Takım rehberi ne iş yapar? Sen orada ne yapacaksın? gibi sorular aklınıza geliyorsa, 12 adet detaylı madde halinde sıralanmış görevlerimden bazılarını sizinle paylaşayım :

* Takım Rehberi, ortalama 8 sporcu ve 8 kişilik teknik ekipten oluşan bir bisiklet takımının sorumlusudur.

* Rehberliğini yaptığı takımın, tur organizatörleri, şoförler, oteller ve halk ile olan iletişimini sağlamakla yükümlüdür.

* Tur organizatörlerinin takımlara yönelik talimatlarını, kendi takımlarının menajerine zamanında, tam ve doğru olarak iletmekle yükümlüdür.

* Tur esnasında rehberlik ettiği takımın karşılaşabileceği sorunları ve malzeme ihtiyaçlarının imkanlar dahilinde karşılanmasına yardımcı olmalıdır.

Bir anlamda, organizasyon ile takım arasındaki köprülerden biri olarak görev yapacağım. Gün be gün yaşadıklarımı bir yazı dizisi şeklinde bu blogda paylaşacağım. Yarın sabah saat 09:30 uçağı ile Antalya'ya uçuyorum. Gerekli hazırlıkların yapılması, bilgilendirme ve kaynaşma toplantılarından sonra herkes görevlerine dağılacaktır sanırım. Bisikletler ve takım formaları haricinde hemen hemen her şeye ve herkese yabancı olduğum bir yere gidiyorum. Heyecan, merak, endişe ve sevinç bir arada...

Giderken yanıma Mark Cavendish ile bizzat tanışabilme ihtimalimi de hesaba katarak, onun yazdığı kitapları da alacağım. Belki imzalatmayı beceririm. Hatta, aynısını Twitter hesap ismi Bisiklet Sporu olan, bisiklet dünyasına ait bilgisi dipsiz kuyudan hallice durumdaki Buyruk da yapacak. Kendisi ile turun basına tanıtımının yapıldığı gün Çırağan Sarayı'nda bizzat tanışmıştım. Oldukça keyifli ve hoşsohbet biri. Basın ekibinde yer alacakmış. Onunla da bir araya gelmek oldukça eğlenceli olacağa benziyor.

Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'na ait oldukça detaylı bilgilerin yer aldığı PDF formatındaki yarış kitabını buradan edinebilirsiniz.

Turun forma, tayt ve tişörtlerini internet üzerinden satın almak isterseniz, bu adrese gitmeniz yeterli.

Yarışların yayın saatlerini aşağıda bulabilirsiniz. Aranızda ilk defa yarış izleyecek birileri varsa, izlemeden önce şunu okuyabilirler. Faydası olacaktır.

Bavulumu hazırlamak için huzurunuzdan ayrılıyorum. Tur esnasında mümkün olduğunca fotoğraf paylaşmaya çalışacağım. Yazı dizisinin diğer cümlelerinde görüşmek üzere...

TRT Yayın Saatleri

















Eurosport Yayın Saatleri






















Pardus




20 Nisan 2014 Pazar

Specialized Comp Dağ Bisikleti Ayakkabısı

İlk defa kilitli pedal kullanmaya başladığımda edindiğim ilk ayakkabı olan Specialized Comp MTB modeli, hemen hemen tüm MTB ayakkabıları gibi bisikletten indiğinizde yürürken size minimum sorun çıkartacak cinsten bir ayakkabı. Yol bisikleti ayakkabılarının aksine, oldukça güven veren bir taban yapısı var. Özellikle şehir içinde, trafiğin arasında ve yayaların bol olduğu yerlerde bisiklete binen kişiler için, MTB pedalı ve MTB ayakkabısı oldukça mantıklı bir seçimdir.

Beyaz ve siyah renkte satılan ayakkabının tabanı karbon olmamasına rağmen esnemezliği iyi düzeyde. Bu da onu performans için de tercih edilebilir bir hale getiriyor. Velcro ve tokalı sistemi sayesinde ayağınızda iyice sıkı şekilde oturuyor. Specialized'ın eski ayakkabılarının aksine, tokası öyle çabuk bozulan cinsten değil. Ayakkabı kendiliğinden mevcut olan taban destekli tabanlığı ile geliyor. Bu durum, hem diz hem de ayak sağlığınız için önemli bir detay. Comp modelinin üst dış yüzeyi de kaliteli malzemeden yapılmış. Kendinizi zorladığınız yokuşlarda veya hızlanmaya kalktığınızda öyle çok fazla esneyen bir dış yüzeye sahip değil. Eğer kendinize uygun numarayı aldıysanız ve tokasını doğru ayarladıysanız, ayakkabı ayağınızla uyumlu bir şekilde enerjiyi pedala aktarıyor. Topuk kısmı da oldukça sert ve sağlam. Dolayısıyla, ayakkabıların en kolay esnediği topuk kısmından da çok fazla enerji  kaybınız olmuyor. Yalnız ayakkabıyı soğuk havalarda kullanacaksanız, iyisinden bir ayakkabı kılıfı almanız şart. Soğuğu anında geçirdiği için ayaklarınız çok çabuk üşüyor ve parmak uçlarınız uyuşuyor. Benim tavsiyem, sadece  rüzgarı geçirmeyen bir kılıf değil, hem rüzgar hem de yağmur geçirmeyen daha kaliteli malzemeden üretilmiş bir kılıf almanız yönünde olur.

Hem şehir bisikletinde, hem de bir süre MTB pedalı ile kullandığım yol bisikletinde kullandığım bu ayakkabılardan çok memnun kalmıştım. Biraz para harcayıp uzun süre kullanılacak bir ayakkabı almak istiyorsanız, bu modeli tercih edebilirsiniz. Bir ara çamaşır makinesine atmıştım. Herhangi bir yeri açılmadı. Ancak, sadece bir defa attığım için çamaşır makinesinde defalarca yıkamaya uygun olup olmadığına dair net bir görüş bildiremem. Çok pislenir ve canınıza tak ederse, bir kere atıverirsiniz. Ya da kirlenmesin diyorsanız, yaz aylarında ince, kış aylarında kalın bir ayakkabı kılıfıyla kullanırsınız. Beyaz ayakkabıya sahip olmak kolay ama onu beyaz tutmak zor. Bu ayakkabıyı ve 2014 modelini, Türkiye'de Aktif Pedal mağazalarında bulabilirsiniz.

18 Nisan 2014 Cuma

Shimano Tiagra Vites Grubu

Shimano'nun Tiagra grubu, Claris ve Sora'dan sonra, 105 serisinden önce gelmektedir. Mağazalarda Tiagra set ile satılan bisikletlerin ortak özelliği, kaliteli alüminyum kadrolu bisikletler olmalarıdır. Yol bisikletlerinin giriş ve ortanın bir tık altı diye adlandırabileceğimiz seviyelerinde sıkça tercih edilen bir grup settir. Ben bu seti kullanmaya, 9'lu Sora'yı satıp 10'lu bir sisteme geçmeye karar verdiğimde başladım.

Şahsi fikrimi soracak olursanız, Tiagra da tıpkı Sora ve 2300 veya artık Claris gibi safkan bir yol grup seti değildir. Yol bisikletleri için satılan grup setleri arasında yer alırlar ama biraz ağırdırlar. Tiagra setler, tek renk olarak satılmaktadır. Sadece gümüş renk seçeneği ile satılan Tiagra, vites fren kollarında esneklik sağlamış ve sadece yol bisikleti için değil, şehir bisikleti için de vites değiştiricilere sahip şekilde piyasaya sunulmuş. Yani, fitness amaçlı kullandığınız ve vites grubunu 10'lu yapmak istediğiniz bir şehir bisikletiniz varsa, vites grubunu Tiagra yapabilirsiniz. Sağlam ve dayanıklı bir settir. Dilerseniz üçlü aynakol takıp tur bisikletinizde de kullanabilirsiniz. Sizi yarı yolda bırakmaz. Hem yol gidonu hem de düz gidon tercihlerine uyum sağlayabilen yapısı sayesinde, size çok amaçlı bisiklet kullanımı için olanak tanır. Eğer profesyonel olarak yarışmıyor ya da kendinizi performans anlamında çok zorlamıyorsanız, Tiagra set oldukça idealdir. Çok yönlü olması onu kullanışlı yapıyor. Dayanıklı olması ise güven veriyor.

Örneğin; karbon maşalı ancak alüminyum kadrolu olan Specialized Allez Elite modeli, yol bisikletinde ortanın altı seviye olarak geçer diyebilirim. Bu bisiklet, Tiagra set ile satışa sunulmuş. Ancak, eğer yol bisikletine yeni başlayacaksanız ve sonradan daha iyi bir bisiklete geçmeyi planlıyorsanız, aynı kadro geometrisine sahip olan veya farklı markanın muadili model olan ama Sora setli bir bisiklet almanız daha mantıklı. Henüz vites grupları arasındaki farklı hissedemeyecek düzeyde olduğunuzdan, gereksiz bir harcama yapmayın. Sora setli daha ucuz bisikleti alın derim ben. Sürüş kalitesini etkileyen başlıca faktörler, kadronun yapısı ve jant setleridir. Vites grupları sonra gelir.

Tiagra'nın vites geçişleri seridir. Bakımını düzenli yapar ve kaliteli yağ kullanırsanız, rubleden gelen sesi de çok duymazsınız ve vites değişimleri sorunsuz olur. Öyle sizi rahatsız edecek seviyede bir gürültüsü olmaz. Fren performansı da fena değildir ancak pabuçlarının biraz erken eridiğini söylememde fayda var. Ben, bu seti Erdoğanlar Bisiklet'ten 2 x 10 şeklinde yol bisikletim için almıştım. Nakit ödemede güzel bir indirim de yapmışlardı. Piyasadaki hemen hemen her bisikletçide bu setin parçalarını bulabilirsiniz. Shimano olduğu için yedek parça bulma sıkıntısı hiç yok. Seti satın alırken, kullanacağınız aynakol ve ruble ölçüsüne göre değişen arka aktarıcı bacak uzunluğu olduğunu unutmayın. Siparişi verirken bu konuya dikkat edin. Onlar zaten biliyorlardır. Siz sadece hatırlatın. Onlar verdiğiniz ölçülere göre kısa bacak veya uzun bacak arka aktarıcı verirler. 1000 lira sınırının altında ve kaliteli bir grup set arıyorsanız, hem şehir hem de yol bisikletinde kullanıma uygun olan Tiagra, iyi bir tercih olacaktır.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Specialized Racing Askısız Kısa Tayt

Havalar ısınmaya başladı. Artık kısa taytları dolap diplerinde değil, en önlerde tutmalı. Hem askılı, hem de askısız olmak üzere tüm kısa taytlarımı yeniden formalarımın yakınına koydum. Kullandığım bu taytlara ait ürün incelemelerini de fırsat buldukça tek tek paylaşacağım. Askısız olan bir tanesinden; Specialized Racing modelinden başlayalım.

Specialized markasına ait altı farklı tayt modeli kullandım. Modellerden biri giriş seviyesi, diğerleri ise orta ve üst seviye kalitedeydi. Genel itibariyle bu markaya ait taytlardan memnun kaldığımı söyleyebilirim. Yanılmıyorsam üç farklı renk seçeneği ile sunulan Racing modelinin ped kalitesi gayet iyi bir seviyede. Eğer kendi ölçünüze uygun bir sele de kullanıyorsanız, damarlara baskı yapmaması için tasarlanan kanalları sayesinde kan dolaşımına olumsuz etki edebilecek bir durum oluşturmuyor ve uzun sürüşlerde de iyi performans alabiliyorsunuz. Antibakteriyel olarak tasarlanan pedin havalandırma desteği iyi durumda. Elbette öyle muazzam bir nemi dışarıya atma söz konusu değil ama muadillerine kıyasla gayet başarılı. Ayrıca taytın ped kalınlığı makul seviyede olduğundan, konforunuzdan ödün vermemiş oluyorsunuz. Racing modelinde hoşuma gitmeyen tek şey, taytın iç kısmında bulunan ve bacaklarınızı sıkıca sarması gereken noktada yekpare bir silikon hat kullanılmamış olması. İşin biraz da estetik yönü düşünülerek, firmanın logosunun şeklinde silikon destekler tasarlanmış, ancak bu destekler bacağınızı yeteri kadar sıkıca tutmuyor. Bunu çok net söyleyebilirim. Bunun haricinde eleştirebileceğim bir yön yok. Kumaş kalitesi iyi düzeyde ve hava alıyor. Bacaklarınızda öyle aşırı terlemeler olmuyor. Seleye temas eden kısımda erken deformasyonlar söz konusu değil.

Fiyat performans olarak fena seviyede olmayan Specialized Racing askısız kısa tayt modelini, Aktif Pedal mağazalarında bulabilir, internetten siparişini verebilirsiniz.

11 Nisan 2014 Cuma

Akbank Reklam Çekimi Günü

Hareketi bol bir Nisan ve Mayıs geçireceğim iyiden iyiye belli olmuştu artık. Geçen ayın sonundan beri bir hareketlilik söz konusuydu. Önce 50. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nun basın toplantısı, ardından organizasyondaki görevimin belli olması, akabinde kalacağım otellerin açıklanması  ve buna istinaden derhal aldığım uçak bileti derken heyecan giderek artıyordu. Şimdilerde beklemeye koyulmuş vaziyetteyim. En büyük derdim, valizime hangi kıyafetleri koyacağıma karar verememiş olmak. Nisan sonu ve Mayıs başı, bisiklet turu ile meşgul olacağım. Mayıs ortasında ise hayatımda bir türlü gitmeye fırsat bulamadığım İzmir'e, yol bisikletleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirmek için yol alıyor olacağım. Denge Tekeri İzmir'de! Bisikletle gitmeyi düşünüyorum, ancak henüz planlamasını gerçekleştirmedim. Bu konuyu farklı bir yazıda anlatacağım.

Mart ayının sonunu getirdik, Nisan'da neler olacak bakalım diyordum ki, Akbank'ın bir oluşumu için sağlıklı yaşam teması etrafında dönen bir dizi reklam filmleri çekileceğini öğrendim. Kürek ve koşu kısmını tamamlamışlardı. Bisiklet ile ilgili filmde de ben görev alacaktım. Birlikte tur yaptığım ve beni önce yol bisikleti, sonra da Pinarello markası ile ilk tanıştıran kişi olan sevgili dostum Burak'ı aradım derhal. Hem bisiklete bineceğiz hem de reklam filminde oynayacağız dedim. Kabul etti. Çekim günü geldi çattı ve geçtiğimiz Çarşamba çekim için buluştuk. Çekim öncesi rutin konuşmalarda, çekim için ne gibi şeyler yapmamız gerektiğine dair kısa tavsiyeler aldık. Ardından güzel bir sohbet ortamı oluştu. Çekimi yapacak arkadaşlardan birinin sayesinde, bir Vespa edinmeye karar verdim. Onunkinin güzelliğinin yanı sıra, cesaretlendirici ve kullanım kolaylığına yönelik söylemleri de bunda etkili oldu elbette. Zaten aklımda olan bu fikir, yeteri kadar olgunlaşmış durumda artık. Neticede bir İtalyan'dan söz ediyorum. Almamak için ne kadar direnebilirim ki?

Caddebostan'dan Bostancı'ya kadar olan hatta, hem bisiklet yolundan hem de sahil yolundan faydalanarak bir dizi çekim gerçekleştirdik. Bisiklet yolunda kumaş pantolon ve gömlekle bisiklet binen güvenlik görevlileri, oldukça katı bir tutum sergilediler nedense. Çekim yaptığımızı ve yüksek hızda olmayacağımızı söylememize rağmen, Vespa'yı yoldan çekmemizi istediler. Bu bize mani olmadı elbette. İnsan trafiğinin az olduğu yerlerde, bisiklet yolundaki çekimleri gerçekleştirdik. Toplamda 19 kilometre süren çekim sürüşlerini Strava'ya kaydettim. O gün hava oldukça güzeldi. Öyle ki, özellikle bacaklarımda, sezonun ilk bisikletçi yanıkları oluştu bile! Bu sezon, kısa taytı ilk defa giydim. Bacaklarım çok üşümese de, kısa kollu forma yüzünden sürüş esnasında kollarım üşüyünce, kol ısıtıcıları hemen giydim. Hem GoPro hem de profesyonel kamerayla çekimler yapıldı. Vespa'dan çekimler, takip sahneleri, sabit kadrajlı çekimler, bisikletlerin çeşitli yerlerinde takılan GoPro kameralar ile yakın detay çekimleri ve sürüş çekimleri derken yaklaşık üç saat sonunda çekimler sonlandı. Tekrar tekrar alınan bazı sahneler oldu. Aynı sahnenin farklı planlardan da alınması gerekti kimi zaman.

Çekim ekibi oldukça esprili, kibar ve anlayışlı iki kişiden oluşuyordu. Kişilerle aynı frekansta olunca, zamanın nasıl geçtiğini veya yapılan işin zor mu kolay mı olduğunu anlamıyorsunuz bile. Eğlenerek, gülerek bir şekilde zaman geçirmiş oluyorsunuz. Çekilen görüntülerin ham hallerini de benimle paylaşacaklarını söyledikleri için, taşınabilir bellek getirmiştim yanımda. Onu verdim ve şu an heyecanla geri gelmesini bekliyorum. Onca çekimin sonuçları nasıl oldu acaba diye meraktan ölüyorum desem yeridir. Çok fazla olmasa da, o güne ait fotoğrafları albümde görebilirsiniz. Reklam filminin yayınlanacağı tarih belli olduğunda veya yayınlandığı link aktif olduğunda buradan paylaşacağım.

Reklamın Görüntüleri


7 Nisan 2014 Pazartesi

Cyclo-Cross Bisikleti Nedir?

Türkiye'de yaygın hale gelmesi biraz zaman alacak olan, ancak bisiklet kültürünün yerleşik olduğu ve düzenli yarışların yapıldığı ülkelerin hemen hemen hepsinde sıklıkla tercih edilen bisiklet türlerinden biri de Cyclo-Cross türü bisikletlerdir. İlk bakışta, bildiğimiz yol/yarış bisikleti gibi gözükür ancak bir takım farklılıkları vardır.

Bu bisikletler tasarlanırken hem asfaltta hem de çok ağır olmamak kaydıyla arazide kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Arazinin ağırlaştığı bölgelerde ise bisikletçi bisikletini omzuna alıp söz konusu bölgeyi geçebilmektedir. Son yıllarda daha geniş bir takvime yayılmış olsa da, Cyclo-Cross bisikletinin yarıştığı mevsimler, yol bisikletinin aksine havanın kapalı olduğu mevsimlerdir. Çamur büyük problem yarattığı için, geleneksel yol bisikletinden onu ilk ayıran parçası frenleridir. Çamurun etkilerine karşı koymak amacıyla cantilever fren kullanırlar çünkü yol bisikletlerinde yer alan kaliper fren tekerleklerden çamur toplar ve tıkanır. Cantilever frenler, tekerleklerde toplanan çamurun iki fren kolu arasından geçmesini sağlar, böylelikle frenler tıkanmaz. Son dönemde disk frenli kullanım da yaygınlaşmaya başladı. Bisikletlere ayrıca ekstra yol tutuş sağlaması için geniş, büyük dişli lastikler takılmıştır. Bu sayede parkurdaki yol tutuşu zorlaştıran pek çok engelle başa çıkabilir. Aynakolları zaman zaman üçlü de olabiliyor. Çok sayıda vites, bu tip bir yarıştaki zorlukların derecesini azaltmış oluyor. 

Bu bisikletlerin hafif olmaları önemli bir detaydır çünkü nispeten kısa yarışlar sırasında dik yokuşları bisikletle tırmanmaktansa bisikleti omuzda taşıyarak koşmak genellikle daha kısa zaman alır. Bu nedenle bisikletlerin üst borusu çok ender olarak bazı dağ ve yol bisikletlerindeki gibi eğimli olur. Zira eğimli bir borusu olan bisikleti taşımak, omuzda kaymaya sebep olacağından daha zor olacaktır. Cyclo-Cross bisikletinin yarışlarında, mekanik desteğin yanı sıra temizlik desteği de sağlanır. Gerektiğinde, kirden neredeyse kullanılamaz hale gelmiş bisiklet, mekanik bir problemi olmasa da yenisi ile değiştirilir. Cyclo-Cross bisikletlerinin teker setleri çok ağır ve öyle aşırı sık telli olmaz. Ne kadar az tel, o kadar az çamur toplanması demektir. Sele de aynı şekilde hafif olur çünkü bu yarışlarda çok uzun soluklu yarışlar olmaz ve rahat oturuş sağlamaları öyle çok önem verilen bir detay değildir. Daha fazla kontrol için, bisikletçiler daha dik bir oturuş tercih ederler. Bu da; açısı yukarıya doğru olan bir gidon boğazı ve daha yüksekte duran bir gidon anlamına gelir. 

Yavaş yavaş bütün bisiklet mağazaları vitrinlerinde Cyclo-Cross bisikletlere yer vermeye başladı. Bu bisikletlerden birini almak için illa yarış koşacak olmanıza gerek yok elbette. Özellikle bizim ülkenin bozuk yolları için ideal bir çözüm sayılabilir bu tip bisikletler. Örneğin; ben sık sık hem asfaltta hem de biraz bozuk arazide (adada, yazlıkta vb.) kullanabileceği bir bisiklete sahip olmak isteyen kişilere denk geliyorum. Bu kişilerden bazılarının yol bisikletinin geometrisine sempatisi olabiliyor. O gidon tarzını sevebiliyorlar. Onlar için çok uygun bir bisiklettir. Kalın lastikler konfor için ideal. Bozuk yolların titreşimini, yol bisikletinde olduğundan daha az bir şekilde hissedeceğiniz kesin.