27 Şubat 2014 Perşembe

Grup Sürüşü Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

Bisiklete yeni başladığım dönemlerde, bisiklet yarışlarını izleyip imrenirdim. Kusursuz biçimde ilerleyen bisikletçileri her gördüğümde, yapacağım ilk grup sürüşü için daha da heyecanlanırdım. Ancak, bunun bir altyapı gerektirdiğini bilmiyordum o zamanlar. Arkadaşımla çıktığım sürüşlerde aniden ve haber vermeden fren yapıyor olmam onun hiç hoşuna gitmezdi. O günlerde tepkisine anlam veremiyordum. Grup sürüşüne hiç katılmamış biriyle sürekli katılan biri arasındaki farkı, en basit haliyle gözler önüne seren bir durumdu bu.

Grup sürüşlerinde, daha az eforla daha hızlı ve daha çok yol gidebiliyor olmak, işin en cazip tarafını oluşturuyor. Rüzgardan daha az etkilendiğiniz ve önünüzdekilerin deryasına girdiğiniz için daha az yoruluyorsunuz. İlk defa grup sürüşüne katılacaksanız, hem bu işin biraz zevkini almak hem de diğerlerinin hareketlerini kontrol edip öğrenebilmek adına, en arkada sürüş yapmanızda fayda var. Önünüzdeki bisikletçilerin nasıl haberleştiğini ve uyarı için hangi hareketleri yaptıklarını gözlemleyebilirsiniz. Grup sürüşünde kullanılan ikaz hareketlerini bir sürüşte hemen öğrenebilirsiniz. Sürüşünüzle ilgili tavsiye veren daha tecrübeli kişilerin söylediklerini dikkate alın. Size bir şeyler söyleyenin kilosuna, yaşına, bisikletinin modeline ve pahasına bakmaksızın, tavsiyeleri can kulağıyla dinleyin. Sürüş esnasında ani hareketlerden kaçının. Yeterli boşluk olsa bile, birden sola veya sağa açılmayın. Bu tip şeyler yapmadan önce hem sesli hem de el hareketleriyle uyarı yapın. Aynı şey fren yapacağınız zaman da geçerli. Durmadan önce mutlaka başkalarını bundan haberdar edin. Aksi takdirde zincirleme kazalara sebebiyet verebilirsiniz. Hem siz hem başkaları yaralanabilir ve bisikletler zarar görebilir. En arkadaysanız bile, duracağınız zaman haber verin. Birden ortalıktan kaybolmuş bir bisikletçi olmayın. Ani hareket ve fren durumu bir başkası tarafından da yapılabilir. Buna da hazırlıklı olun. Dalgınlıkla hareket eden biri, sizi tehlikeye sokabilir.

Sürüş esnasında gözlerinizi dört açın ve her şeye hazırlıklı olun. Tehdit sadece beraber sürdüğünüz kişilerden değil, arabalardan veya yayalardan da gelebilir. Araba yanlarından geçerken yeterli mesafeye açılın. Özellikle duran arabaların birden açılan kapıları çok büyük tehlike yaratıyor. İçinde biri olduğunu gördüğünüz arabanın, sinyal veren arabanın, yavaş ilerleyen ve dönüş gerçekleştirecek arabanın, ışıkta bekleyen arabanın ve duraklardan hareket etmek üzere olan toplu taşıma araçlarının yanlarından geçerken mutlaka onları ikaz edin. Yüksek sesle bağırın yaklaşırken. Önlerdeyseniz, hem bağırın hem de elinizle biraz beklemesi gerektiğini işaret edin. Böylece arkanızdan gelen bisikletçilerin olduğunun farkına varacaktır ve hareketlenmeyecektir. Grup sürüşleri genelde ikili sıra halinde gerçekleşir. Yanınızdaki ile hemen hemen aynı hizada gidersiniz. Ancak, yol daraldığı ve tek sıraya düşmeniz gerektiği anlar da olacaktır. Bu tip durumlarda hemen yanınızdaki ile iletişim kurun. Ya hızlanıp önüne geçin, ya da yavaşlayıp arkasına girin. Kararsız kalırsanız, küçük çaplı bir karambole sebep olabilirsiniz. Sürüş yaparken tekerleğinize, vitesinize ve başkasının bisikletinin aksamlarına öyle çok uzun süreler bakmayın. Dalıp giderseniz, yoldaki bir tümseği görmeyebilir, başınızı belaya sokabilirsiniz. Her zaman uyanık olmakta fayda var. Hep önünüze ve yola bakın. Ayrıca, önünüzdekinin tekerleğinin dibine de girmeyin. Sürüşte en önde değilseniz, görüş açınız daralmış demektir. Dolayısıyla, öndekilerin ikazlarını dikkate almanız ve hemen hamle yapabilmeniz gerekir. Biri sizi bir tehlike için uyardığında siz dalıp gitmişseniz veya tekerleğine çok yakınsanız, bisikleti toparlayabilecek vaktiniz kalmamış demektir. Bisiklet kazalarında her şeyin sadece bir anlık olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Nasıl olduğunu bile anlamadan kendinizi yerde bulursunuz.

Herhangi bir ihtiyaç için yavaşlamanız gerekirse, önce haber verin. Sonra kenara açılın ve diğerlerinin yanınızdan geçip gitmesini bekleyin. Ardından grubun arkasına yerleşip işinizi görün. Formanızın cebinden bir şey alma, telefona bakma, bisikletten ses mi geliyor hayırdır ya ne oldu diye kontrol etme gibi işlemleri, grubun içinde değil arkasında yapın. Bu anlattıklarım, sadece yol bisikletli sürüşleri için geçerli değil. MTB olsun, şehir bisikleti olsun her sürüşte bunlara dikkat etmelisiniz. Bisiklet Yoluna Sahip Çık ekibinin düzenlediği gibi performans gerektirmeyen sürüş etkinliklerinde dahi olsanız, hızınız ne olursa olsun dikkatli sürüş yapmakta fayda var. Amatör tavırlar sergilerseniz, başkalarını da tehlikeye atmış olursunuz. Sakin, dikkatli ve güvenliği gözeterek sürüş yapmaya özen gösterin.

Daha detaylı bilgi için Özgür Nevres'in yazısını okuyabilirsiniz

25 Şubat 2014 Salı

Fren Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

Bisiklet tutkunlarının büyük bir kısmının çok özen göstermediği ve önem vermediği ama aslında en çok hakim olunması gereken konuların başında frenleme geliyor. Frenleme ve fren teknikleri, güvenliğiniz açısından çok önemlidir. Uzun yıllardır bisiklete binen kişilere, hangi zeminde nasıl fren yapılmalı veya fren mesafeleri nasıl ayarlanmalı diye soracak olsak, birbirinden farklı ve tutarsız pek çok cevap duyacağımıza eminim. Birazdan anlatacaklarım, pabuçlu fren sistemlerini kullanan tüm bisikletler için geçerlidir.

İyi bir fren performansı için, iyi ayarlanmış fren setine ihtiyacınız var. İyi ayarlanmış fren seti demek, fren kollarında boşluk olmayan ve tel gerginliği doğru seviyede olan bir set demektir. Ayrıca, fren pabuçlarının da erimiş olmaması, temiz olması ve üzerinde herhangi bir pislik birikmemiş olması gerekir. Eskimiş, delinmiş, eriyip bitmeye yüz tutmuş veya hasar görmüş pabuçları değiştirin. Bisiklet donanımına para harcarken, sadece vites aksamlarına değil, fren setine de özen göstermek gerekiyor. Kaliteli bir fren seti ile güvende olursunuz. Bunlar tamamsa, sırada siz varsınız. Frenleme tekniğinizi geliştirmeniz gerekiyor. Çok fazla kuralı yok. Bilmeniz gereken en önemli şey, kuru havada ve temiz asfaltta sürmekle, yağışlı hava ve bozuk zeminde sürmenin, frenlemenize farklı farklı etkileri olduğudur. Kuru hava ve temiz asfalt demek, tekerleğinizin fren yüzeyinin de temiz olması demektir. Dolayısıyla, fren yapmanızla durmanız arasındaki mesafe de ona göredir. Ancak, tekerleğiniz ıslak veya pis ise, fren yaptığınızda fren pabuçlarınız önce fren yüzeyindeki ıslaklığı ve pisliği giderecek, ondan sonra frenleme sağlayacaktır. Aynı hızla giderken bir test yapın. Kuru havada beş metrede durabiliyorsanız, yağışlı havada bu yedi metreye çıkacaktır. Frene uyguladığınız kuvvete ve tekerleğinizdeki fren yüzeyinin durumuna göre frenleme mesafeniz değişebilir. Yağışlı havalarda durmak için kendinize daha çok zaman ve mesafe tanımanız çok önemlidir. Fren pabuçlarınızın, fren yüzeyini temizleme süresini hesaba katarak fren mesafenizi ayarlayın. Ani yapılacak bir frende bisiklet altınızdan kayabilir.

Çok acil durmanız gerekmediği zamanlarda, fren yaparken arka ile başlayıp ön ile bitirebilirsiniz. Arka fren ile yavaşlar, ön ile durursunuz. En bilindik teknik budur. Ön fren her zaman daha etkilidir. Alternatif olarak, ikisini de eşit güç uygulayacak veya arkaya biraz daha kuvvet verecek şekilde fren yapabilirsiniz. Duruşunuzun acil olup olmamasına göre frene uyguladığınız kuvveti fazlalaştırabilirsiniz. Biraz daha çabuk durmanız gerekiyorsa, öne uyguladığınız kuvveti yükseltir, arkayı daha az sıkarsınız. Önemli olan ikisini de sıkıyor olmaktır. Ani duruşlarda, panik olup sadece ön freni sıkma hatasına sakın düşmeyin. Hele yüksek hızda giderken, bunu asla yapmayın. Hava yağışlı ise ön teker altınızdan hemen kayar. Yaralanırsınız. Hava yağışlı değilse de takla atma ihtimaliniz artar. Yine yaralanırsınız. Çok acil fren yapmanız gerekiyorsa, frenlerin ikisine de asılın. Bunu yaparken de vücut ağırlığınızı geriye verin. Öne gitmeyin. Gerekirse seleden kalkıp arkaya doğru esneyin. Daha çabuk durabilirsiniz. Nasıl devam ettiğini görmediğiniz virajlara girerken temkinli olun. Yolu bilmiyorsanız, freni önceden yapın. Dönüşlerde fren yapmak tehlikelidir. Kayabilirsiniz. Yüksek hızdaysanız, virajı alamayıp yoldan çıkabilirsiniz. Fren sizi kurtarmayabilir. Dikkatli olun. Virajdan önce ve sonra frenleme yapmanızda fayda var. Tam dönüş esnasında fren yapmak, bisikletteki hakimiyetinizi azaltabilir. İlla fren yapmanız gerekiyorsa, frenlere nazik davranın. Yumuşak frenleme yapın.

Grupla beraber sürüş yaparken, keskin fren yapmak çok tehlikelidir. Arkanızdakilerin size çarpmasına sebep olabilir, zincirleme bir kaza yaratabilirsiniz. Durmanız gerekiyorsa, pedal çevirmeyi bırakın. Arkanızdaki bu sinyalı alacaktır. Sonrasında ise sesli veya el kol hareketleriyle ikaz verin. Yavaşlayacağınızı veya duracağınızı anlasınlar. Yanınızdan geçip gitsinler. Dilerseniz, daha yavaş bir tempo ile pedal çevirmeye devap edip, eğer mesafe varsa grubun soluna veya sağına açılarak da durabilirsiniz. Bunu da yine ikazlarınızla belli edin. Önemli olan, pat diye önlerinde durup beklenmedik bir duruma sebep olmamaktır.

Frenlemeye Dair İpuçları



Yağışlı Havada Frenleme

24 Şubat 2014 Pazartesi

Sürüş Öncesi Bisiklet Kontrolü Nasıl Yapılır?

Çoğumuz bisikletimizle sürüşten geldikten sonra onu bir kenara koyar ve bir sonraki sürüşe kadar bir daha elimizi sürmeyiz. Belki bazılarımız kirli olmasından rahatsız olup biraz temizliyordur. Ancak, bisiklette herhangi bir aksaklık veya şüpheli bir durum olduğunun farkına varmamız için, illa ki bisikletin bize bir sinyal yollamasını beklememek gerek. Bisikletin herhangi bir yerinden gelen periyodik ses, tutmayan frenler veya titreşim yapan gidon gibi problemlerle yüzleşmeyi beklemeden, onu düzenli kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Kontrolleri günlük ve haftalık olarak ikiye ayıralım. Önce günlük kontrollerden bahsedeyim. Sürüşe çıkmadan önce ilk kontrol etmeniz gereken şey, frenlerinizdir. Ön ve arka tekerleği boşta çevirin ve fren yapın. İki pabuç da aynı hizada mı? Jantınızın fren yüzeyine muntazam biçimde temas ediyorlar mı? Fren yapar yapmaz tekerleğiniz duruyor mu? Fren kollarında bir boşluk veya gevşeme var mı? Sıktığınız an fren pabuçlarınız jantınızın fren yüzeyine yaklaşıyor mu? Fren tellerinizin gerginliği olması gerektiği gibi mi? Bu kontroller, toplamda bir dakikanızı bile almaz. Fren pabuçlarınız eskimiş ve erimiş ise, ihmal etmeden yenisini alın. Ardından, lastiklerinizin havasını kontrol edin. Her lastiğin yanak kısmında önerilen basınç aralığı yazar. Lastiği şişirirken, bu değerler arasında kalmaya özen gösterin. Islak zeminde sürüş yapacaksanız, basıncınızı fazla yükseltmeyin. Yol tutuşunuzun daha iyi olması için, alçak basınçla kullanmanızda fayda var. Lastiklerle işiniz bitince, tekerleklerinizin quick release olarak bilinen mandallarını kontrol edin. Bu kısım çok önemli. Gevşemiş mandallar, yüksek hızlara çıktığınızda veya engebeli bir yerde sürüş yaparken başınıza büyük dert açabilir. İki tekerleğinizin mandalını da açın. Sıkılığını kontrol edip, tekrar kapatın. Gevşek geldiyse, biraz daha sıkarak kapatın. Son olarak, viteslerinize bir bakın. Sağlıklı geçiyorlar mı? Zincir yağınız ne durumda? Gerekiyorsa biraz yağlayın. Hepsi bu kadar.

Sürüş yapma sıklığınıza bağlı olarak, haftalık veya iki haftalık kontroller yapmanızda fayda var. Bunlardan biri, bisikletinizin furç yatağında boşluk olup olmadığının kontrolüdür. Ön freni sıkarak, bisikletinizi gidonundan tutarak ileri geri hareket ettirin. Eğer bir boşluk varsa, bisikletin bir bütün olarak hareket etmediğini, ön kısmında fazladan bir oynama olduğunu hemen hissedersiniz. Eğer boşluk varsa, bisikleti en yakın servise temkinli bir şekilde sürerek götürün. Kısa bir işlemden sonra boşluğu alırlar. Daha sonra, tekerleklerinizin göbeklerinde gereğinden fazla esneme olup olmadığına bakmalısınız. Bisikletinizin ön ve arka tekerleğini, üst kısımdan tutarak yanlara yani fren pabuçlarına doğru ittirin. Jantınız yeniyse ve kaliteli bir jantsa, mandallarınız da yeterince sıkıysa, çok fazla esneme olmamalıdır. Benzer kontrolü pedaldan yaparak, aynakol göbeğinizin sıkılığını da kontrol edebilirsiniz. Pedalı içe doğru ittirerek güç uyguladığınızda, o güç direkt olarak bisikletinize gitmelidir, onu ittirmelidir. Arada bir boşluk oluşmuşsa veya gevşeklik varsa, onu da hemen hissedersiniz. Jantlarınızla ilgili son kontrol, akort ile ilgili olmalıdır. Ön ve arka tekerleğinizi boşta çevirin. Jant çemberinin, fren pabuçlarınıza olan hizasına bakın. Ufak dalgalanmaları sorun etmeyin. Belirgin bir yaklaşıp uzaklaşma söz konusu ise, jantınızın akort ayarına baktırın. Son olarak, gidon ve gidon boğazındaki vidaların sıkılığını kontrol edin. Gevşemiş vidalar, efor sarf ettiğiniz ve gidona yüklendiğiniz bir sürüş esnasında büyük sıkıntılar yaratabilir.




23 Şubat 2014 Pazar

Bisiklet Yarışı İzlerken Bilmeniz Gerekenler Nelerdir?

Pratikte olmasa da, teoride kış mevsimini geride bırakıyoruz. Isısı, mevsim normallerinin üzerinde geçen Şubat bitiyor ve İlkbaharın sözde habercisi olan Mart geliyor. Bu demek oluyor ki, bisiklet sezonu yavaş yavaş açılıyor. Neden mi? Bisiklet mağazalarına girip bisiklet kadrolarına parmak ucuyla tık tık vuran, bisikletleri tek elle kaldırıp, hafifliğine dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenen ilk insanlardan daha fazla şaşıran ve bisikletlerin lastiklerini sıkıp bunlar dolma mı diye soran insanı sayısı artıyor da ondan.

Sezonun açıldığının bir diğer işareti de, televizyonda kanal kanal gezerken denk geldiğimiz ve çoğunlukla refüj, göbek veya kavşak gibi yerlerden geçerken oluşturdukları güzel görüntüye şöyle bir baktığımız bisiklet yarışlarının yayınlanma sıklığındaki belirgin artıştır. Bisikleti yakından takip eden ve yarış tarihlerini eşinin dostunun ve hatta kendi özel günlerinden daha iyi bilen kişiler haricinde, bu yarışlarda neyin ne olduğunu bilen insan sayısı pek fazla değil. Dolayısıyla, bir süre sonra izlemekten sıkılıp, haklı olarak kanalı değiştiriyorlar. Olabildiğince kısa ve basit bir yazıyla, yol bisikleti yarışlarında duyacağınız ve sizi sıkan o temel şeyleri açıklamaya çalışacağım.

Bilmeniz gereken ilk şey, yol bisikleti yarışlarında yapılan tüm hesapların rüzgar odaklı olduğudur. Bisikletlerin tasarımı, sporcu kıyafetlerinin kumaşı, taktıkları kaskların dizaynı ve onların yapımında kullanılan malzeme de dahil olmak üzere, tüm mesele, rüzgardan en az etkilenmek ile alakalıdır. Dolayısıyla, bisikletçiler bir arada giderek, gelen rüzgardan en az şekilde etkilenmeye gayret ederler. Rüzgarın yönüne ve şiddetine bağlı olarak, peloton diye bilinen o kalabalık ana grubun şekli ve sürüş stili değişir. Daha toplu, daha dar, daha geniş, daha ince uzun gibi şekillere girerler. Grubun en önündeki bisikletçiler, rüzgarla en çok münasebete girenlerdir. Onların arkasındakiler ise daha az etkilenirler. Bu yüzden, yarış boyunca ana grubun en önündeki bisikletçi grubu değişir durur. Bisiklet, her ne kadar bireysel bir spormuş gibi gözükse de, aslında bir takım oyunudur. Özellikle yol bisikleti disiplininde bu böyledir. Kendi takım arkadaşınız sizi rüzgardan korur, başka bir takım, ana grubu rüzgardan korur, siz ve arkadaşlarınız, ana grubu korursunuz. Bu hep böyle gider. Yarışın sonunu getirebilmek için, gücün ekonomik kullanılması gerekir. Birileri sürekli rüzgara maruz kalmasın diye, ana grubu rüzgardan koruyan en öndeki grup sürekli değişir, diğerleri dinlenir. Önde bulunarak yapılan bu görev, taşıma, çalışma veya çekme olarak bilinir. Grubu çekmek, önde çalışmak, arkadaşını taşımak gibi ifadeler kullanılabilir. Duyunca şaşırmayın. Önde çalışanların rüzgarına giren diğer bisikletçiler, onlarla aynı hızda giderler ama biraz daha az güç harcarlar. Evet, rüzgar bu kadar önemlidir.

Yarış etaplarına ve takım stratejilerine göre değişiklik gösterse de, genel itibariyle ana grup içinde yarışın son bölümlerine kadar herhangi bir sürpriz olmaz. Önemli olan, yarışın o çekişmeli son bölümlerine güvenli bir şekilde ulaşabilmektir. Ana grup, ortak bir faydaya odaklı biçimde davranır. Kimse kimseyi geçme derdinde değildir. Motor sporlarından veya başka alanlardaki yarış mantığından, işte tam da bu noktada ayrılır yol bisikleti yarışları. Siz televizyonda izlerken, neden öyle sakin sakin sürdüklerini anlayamaz, bu ne biçim yarış ya kimse kimseyi geçmiyor diyebilirsiniz. Asıl yarış, eğer sabredip beklerseniz, yarışın son kilometrelerinde başlayacaktır. Düzlükte biten bir yarışsa, son bir kilometrede inanılmaz bir çekişme olur ve yarışı kazanmak isteyenler, bisikletlerine tonlarca güç uygulayarak kelimenin tam anlamıyla yarışmaya başlarlar. Bu tip sonlara, sprint finish adı verilir. Ancak, o günkü yarış bir tepede bitiyorsa, o tepeye en kısa sürede ulaşan bir avuç bisikletçiden biri yarışı kazanır. Öyle deli gibi yarışan bir sürü bisikletçi göremezsiniz. Zaten, genel klasman liderleri, yani günler boyunca süren yarışların toplamının birincisi, bu tip etaplarda alınan sonuçlarda ortaya çıkar. 

Yol bisikleti yarışları, genelde birden fazla gün boyunca sürer. Tek günlük yarışlarda, geleneksel önce bitiren kazanır sistemi vardır. Yarışlar, birden fazla günde devam ediyorsa, zaman sistemi devreye girer. Şöyle ki, bitiş çizgisini geçtiğiniz an, yarışı ne kadar sürede tamamladığınız hesaplanır. Tüm yarışlar bittiğinde ise, toplam zamanı en az olan kişi, birinci olmuş demektir. Tırmanış etaplarının olduğu günler haricinde, çoğunlukla ana grubun tamamının yarışı tamamlama zamanları aynı olur. Çok büyük farklar oluşmaz. Sıralamanın geneline etki eden farklar, tırmanışı bol olan yarış günlerinde ortaya çıkar. Bisikletçilerin arasında uzun dakikalara yayılan farklar oluşur. Tırmanışçı olarak bilinen, genel itibariyle oldukça hafif, dar omuzlu ve ince yapılı olan bu bisikletçiler, diğerleriyle aralarındaki zaman farkını bir hayli açar. Az önce de dediğim gibi, genel klasman liderliğine oynayan bisikletçiler, hep bunlar olurlar. Yarışın genelindeki tüm etaplarda iddialı olmalarına gerek yoktur. Tırmanış olan etapları iyi dereceyle bitirmeleri yeterlidir. 

Bazen, garip kasklı, transparan gibi formaları olan, duruşları size bir acaip gelen bisikletçilere denk gelirsiniz. Tek başlarına bisikletin üzerine kapanmış vaziyette giderler. İşte o anda bilin ki, siz bir zamana karşı etabı izliyorsunuz. Bisikletçiler, tek başlarına çıkarlar, diğer yarış günlerindeki mesafelere kıyasla oldukça kısa bir mesafeyi, olabildiğince erken bitirmeye gayret ederler. Ana grup yok. Dolayısıyla, rüzgardan korunmak için bir yol yok. Bu yüzden, kıyafetleri ve bisikletleri rüzgardan minimum derecede etkilenecek şekilde tasarlanır ve bisiklet üzerindeki duruşları da ona göre şekil alır. Ne kadar az sürtünme, o kadar hız mantığı geçerlidir. Genel klasman birincileri, hem bu etaplarda, hem de tırmanış etaplarında iyi olan kişiler olurlar. Liderler, o turun liderlik mayosu ne renkse onu giyerler. Örneğin; İtalya Bisiklet Turu'nun liderlik mayosunun rengi, pembedir. Genel klasman sıralamasında birinci olan kişi onu giyer.

Yarışlarda ana grubun önünde giden bir avuç bisikletçi gördüğünüz de olur. Bu bisikletçilerin oluşturduğu gruba, kaçış grubu denir. Genellikle, yarışın sonlarına doğru ana grup tarafından yakalanan bu gruptaki bisikletçiler, formalarında reklamı bulunan sponsor firmaların reklamını yapmak, dikkat çekebilmek için ana gruptan ayrı bir biçimde yarışırlar. Kameralar onları çektiğinde, daha az kişi olduklarından daha çok detay görebiliriz. Ancak, tek nedeni elbette reklam değildir. Bazı yarışlarda, ara kapılar olur. Kısaca özetlemek gerekirse; bazı etaplarda, yarış sonundaki bitiş çizgisi haricinde çizgiler de vardır. Araya serpiştirildiklerini söyleyebiliriz. Bunların, sprint kapısı, tırmanış kapısı vb. isimleri olur. Oradan ilk geçen olmak da önemli olabilir. O kapılardan zaman veya puan kazanırlar. Bu yüzden, bazen ana gruptan kopmalar olur ve o kapılar için rekabet oluşur. Eğer bir kaçış grubu yok ise, bu rekabet, ana gruptan sadece o kapıyı önce geçmek için atak yaparak ayrılan bir grup bisikletçi arasında da olabilir. Kapı geçildikten sonra, ana gruba yeniden dahil olurlar. 

Yarış izlerken sık duyacağınız bir kelime olan domestik, takımın bir anlamda hizmetkarıdır. Bu görev ile yarışan bisikletçiler, takım arabasından su veya besin takviyesi alıp arkadaşlarına dağıtmak, tırmanışlarda takım liderine rüzgar kalkanı olmak, sprint finish ile bitecek olan bir etapta iddialı olan takım arkadaşını taşıyan sprint treninde yer almak gibi görevlere sahiptir. Tren benzetmesi, mükemmel bir hizayla arka arkaya dizilmiş bisikletçilerden ileri gelir. Bu tren sayesinde, yarışın sonunda bir atak yapması beklenen bisikletçi, rüzgardan en az etkilenecek şekilde yarışın son bölümlerine kadar taşınır. Böylece, gücünü yarışın sonunda harcayacağı efora saklamış olur. Bazen bir domestikler ordusu tarafından, bazen de tek bir domestik tarafından son bölümlere kadar taşıma yapılabilir. 2012 yılındaki Fransa Bisiklet Turu'nda genel klasman birinciliği kesinleşen Bradley Wiggins, Paris'teki son yarışta takım arkadaşı ünlü sprinter Mark Cavendish'i yarışın son bölümlerine kadar taşıyan sprint treninde yer almış, ona domestiklik yapmıştır. Liderlerin giydiği sarı mayoya sahip bir bisikletçinin yaptığı bu jest hala akıllardadır.

Şüphesiz, bisiklet yarışlarına ait terim ve açıklamalar bunlarla sınırlı değil. Ancak, bunları bilerek izleyeceğiniz yarışlardan zevk alacağınıza eminim. Biraz ilgi duymaya başlamanız halinde, daha çok yarış izleyecek ve izledikçe geri kalan her şeyi kısa bir sürede zaten öğrenecekseniz. Eurosport ekranlarında sıkça izleyebileceğiniz yarışların tarihlerini aşağıda bulabilirsiniz. Bisiklet yarışı izlemenin en güzel yanı, genel kültürünüze yaptığı katkıdır. Yarışın koşulduğu bölgeler hakkında hem tarihi hem coğrafi bilgi veren, bisikletçilerin hikayelerini anlatan ve öyle her yerde bulamayacağınız detaylar veren anlatıcılar sayesinde vakit nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile.


















Pelotonun içinden görüntüler


21 Şubat 2014 Cuma

Cannondale Evo Karbon Matara Kafesi

Hem hafifliğinden, hem de karbon bisiklete geçilince adettendir diyerekten, son zamanlarda matara kafeslerinde karbon tercihi sıkça yapılır oldu. Hafiflik dediğime bakmayın, o biraz işin hava civası durumunda aslında. Plastik bir matara kafesi ile karbon matara kafesi arasında öyle elli gram falan yok elbette.

Cannondale firmasının ürettiği karbon matara kafeslerinden biri olan Evo modelini yaklaşık altı ay kadar kullandım. Yirmi gram ağırlığı olan bu kafesi seçmemin sebebi, renk uyumuydu. Hem oldukça şık bir tasarımı, hem de kadromla uyumlu bir rengi olduğu için bunu almaya karar vermiştim. Tamamen karbondan olan kafesin, mataranızı kavrama performansı oldukça iyi. Sıkıca tutuyor ve ne kadar engebeli veya titreşimli yerlerden geçerseniz geçin, matarada herhangi bir gevşeme veya kıpırdanma olmuyor. İlk kullanım seferlerinde matarayı çekip almak biraz zorlayabiliyor. Sonra daha rahat bir alıyor. Karbon kafeslerin montajını tork anahtarınız yoksa kendiniz yapmayın. Tork anahtarı sayesinde bir vidayı çok mu yoksa az mı sıktığınızı anlarsınız. Karbonla münasebeti olan vidaları gereğinden çok sıkarsanız, karbonu çatlatır veya kırarsınız. Bu sadece matara kafesi için değil; gidon, gidon boğazı vb. parçaların montajı için de geçerli. Ancak, kafesin kırılacağı varsa mutlaka kırılır. Üretim hatası veya herhangi bir başka sebepten, karbon kafeslerin kırılma oranı, plastiklere oranla birazcık daha yüksek olabiliyor. Örneğin; vidalarını tork anahtarıyla sıktırmama rağmen, kullandığım bu kafes kırılmıştı. Seyir halindeyken mataramı yerine koyduğum esnada, matarayı en alttan tutan o küçük tırnak aşağı doğru eğilivermişti. Ne öyle yerine koyarken aşırı bir güç uygulamıştım, ne de kafesin ebatlarına uyumsuz bir mataraydı. Her zaman kullandığım matara, o seferki koyuşumda matara kafesinin altındaki tırnağı kırmıştı. Satın aldığım yerin değişime olan isteksiz yaklaşımından sonra, Cannondale firmasına durumu bildirdim. Sektörden olduğumu ve durumun herhangi bir kullanıcı hatasından kaynaklanmadığını izah ettim. Onlar da hak verdiler ve ithalatçı firmadan gidip yenisini alabileceğimi söylediler. Gelen e-maili firmaya yönlendirip gereğinin yapılmasını istedim. Aylar sonra gelen telefonla bildirdiler. Yenisini verdiler. Cannondale firmasının ürününün arkasında durduğunu görmek beni mutlu etti.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Finish Line Dry Teflon Zincir Yağı

Zincir yağı incelemelerini mümkün olduğunca doğru yazabilmek adına, bir yağı birden fazla sürüşte ve ortamda test etmiş olmaya özen gösteriyorum. Daha önce yağışlı ortamlarda kullanılabilen bir yağ hakkında bilgiler verdim. Kalıcılığu uzun süren ama tozu ve kiri üzerine çabuk toplayan bir yağdan bahsettim. Ayrıca, ses takıntısı olanlar ve kısa sürüşlerde kullanmak isteyenler için ideal olan, Wax özellikli başka bir yağa dair görüşlerimi yazdım. Şimdi ise, Finish Line markasının Teflon Dry modeli ile incelemelere devam ediyorum.

Her ne kadar yağın özelliklerinde hem kuru hem de yağışlı havalarda kullanılabileceği yazsa da, kalıcılığı kuru havada çok daha uzun sürüyor. Yağışlı bir havada kullanmak istiyorsanız, yağı yanınızda bulundursanız iyi ederseniz. Kuru havada sürüş yapacaksanız problem yok. Sizi çok üzün süre idare edebilir. Yağı zincire uyguladıktan sonra yaklaşık yüz kilometre yol yaptım ve zincirim hala yağlı durumda. Yani, tekrar sürmeme gerek yok. Üstelik, üzerinde öyle fazla pislik de birikmemiş durumda. Zaten bu tip Dry özellikli yağların çok fazla pislik çektiği söylenemez. Dğer yandan, yağın ses kesme performansı da hiç fena değil. Yeterli miktarda uyguladıysanız, vites geçişleriniz takır tukur olmaz ve zinciriniz rublede dönerken gereğinden çok ses yapmaz. Yağ modelinin Teflon Dry olarak geçmesinin sebebi, yağın zincirinizin üzerinde bir tabaka oluşturan özelliğe sahip olmasıdır. Sentetik yağ ve teflon sayesinde sürtünme en aza iner ve hareket halindeki aksamların hem ömrü uzar hem de çıkardıkları ses azalır. Yağı uygulamadan önce iyice çalkalamanızda ve zincirinizin tamamen temiz olduğundan emin olmanızda fayda var. Uyguladıktan sonra beş veya en fazla on dakika kurumasını bekleyin ve sürüşünüze öyle çıkın. 

Profesyonel sporcular tarafından da tercih edilen Finish Line markasının zincir yağları kalitelidir ve pek çok modeli mevcuttur. İhtiyacınıza göre birini seçip kullanabilirsiniz. İnternet sitelerinden sipariş verebilir veya Türkiye'de Bike & Outdoor mağazalarından satın alabilirsiniz.

Yağın nasıl ve nerelerde kullanılacağını anlatan bir tanıtım videosu


16 Şubat 2014 Pazar

Joe's Wet Zincir Yağı

Daha önce sıvılı iç lastik konusunu anlatırken bahsettiğim Joe's markasının hakim olduğu başka bir alan da zincir yağlarıdır. Uzun süredir bu markanın ıslak ortam için ürettiği zincir yağını kullanıyorum. Satın aldığım mağazada kuru hava için olanı olmadığından, ıslak ortam için olanını satın almıştım.

Yağışlı havalarda kullanım için üretilen zincir yağlarının ortak özelliği, zincirinizde uzun süre kalabilmeleridir. Eğer yağı boca etmiyorsanız, rubledeki sesi azaltma performansı çok da parlak değil. Ancak, bu yağ sayesinde bisikletinizin zincirini çok sık yağlamanız gerekmiyor. Oldukça tatmin edici bir performansı var ve vites aksamlarının ömrünü kısaltmanızı engelliyor. 700 kilometreden daha uzun bir süre, yağmur altında ve toprak arazilerden geçerek kullandığım bisikletimi, toplamda sadece iki kere yağlama gereği duydum. Sanırım bu size yeterli bir referans olur. Vites geçişlerim sağlıklı ve zincirim ne zaman baksam yağlıydı. Islak ortam yağlarının bir diğer ortak özelliği olan toz ve kiri toplama dezavantajını kafaya takmıyorsanız, bu yağı alıp gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Islak ortam yağlarını her kullanıştan önce zincirinizi temizlemenizde fayda var. Böylece, zincirinizde önceki sürüşlerden birikmiş olan toz ve kiri temizlemiş olursunuz. Türkiye'de Aktif Pedal mağazalarında bulabileceğiniz bu markaya ait yağları, başka internet sitelerinden de sipariş etme şansınız var.

Finish Line Krytech Wax Zincir Yağı

Piyasada bir sürü zincir yağı var. Genellikle hangisini kullanmanız gerektiğini bilmiyor ve bisikleti aldığınız mağazada size önerilen hangi yağ ise, onu alıp zincirinizi yağlıyorsunuz. Zincir yağları, temelde ikiye ayrılıyor: Yağışlı havada kullanım için olanlar ve kuru havada kullanım için olanlar. Bazı markaların tüm şartlarda kullanabilirsiniz diye sattığı zincirler de var.

Vites aksamlarından gereğinden fazla ses çıkmasından hoşlanmayan herkesin çok seveceğine emin olduğum bir yağ olan Finish Line Wax, yeni bisiklet aldığınızda o bisikletin zincirinde bulunan yağ ile hemen hemen aynı kıvama sahip. O sessiz ve yumuşak geçiş sağlayan zincirin ilk hallerine dönüşünü bu yağ ile bir nebze olsun sağlamak mümkün. İlk defa kullanacaksanız, aynakol, zincir ve rublenizi temizledikten sonra yağı iki tam tur uygulamanızda fayda var. Uygulamadan önce iyice çalkalayın. Bu cıvık cıvık şey nasıl olacak da koyu kıvama dönüşecek diye düşünmeyin. Kuruduktan sonra istediğiniz gibi olacaktır. Ben, yağın rubledeki sesi en aza indirmesinden ve vites geçişlerini yumuşaklaştırmasından memnun kaldım. Yağın toz ve kir toplama derdi de çok yok. Ancak, uzun bir sürüşe çıkacaksanız, yağı yanınıza almanızda fayda var. Öyle yüz kilometrelik bir sürüşe çıkacaksanız, bu yağ kesinlikle işinizi görmez. Kuru hava koşulları için üretilen Finish Line Wax, bir süre sonra çok fazla kurumuş hale geliyor ve zincirinize neredeyse hiç yağ sürmemişsiniz gibi bir durum oluşuyor. Bunu, gelen seslerin fazlalaşmasından rahatlıkla anlayabilirsiniz. Zaten, yağ zincirinizde kalıcı olsun istiyorsanız, ıslak ortam için üretilen yağlardan kullanmanız gerekiyor ve topladığı pislikleri ve onları temizlemeyi göze almanız gerekiyor. Kuru hava koşulları için üretilen yağların hemen hemen hepsinin ortak özelliği, kir ve tozu çok toplamaması ama yağışlı havalar için üretilen modeller kadar dayanmamasıdır. Wax modelinde ise bu süre çok daha kısa hale gelmiş. Bir de mutlaka söylemem gereken bir şey var ki, o da yağın kokusunun çok hoş olduğu. Resmen vanilya kokuyor.

Profesyonel sporcular tarafından da tercih edilen Finish Line markasının zincir yağları kalitelidir ve pek çok modeli mevcuttur. İhtiyacınıza göre birini seçip kullanabilirsiniz. İnternet sitelerinden sipariş verebilir veya Türkiye'de Bike & Outdoor mağazalarından satın alabilirsiniz.

Fixed Bisiklet Nedir?

Birbirinden güzel renkleri ve dizaynları olan, bazen yüksek profile sahip jantları olan, herhangi bir vitesi ve hatta freni bulunmayan, yolda denk geldiğinizde dönüp tekrar baktığınız o bisikletlere, Fixie ya da Fixed deniyor. Bu isim, bisikletlerin Fixed Gear olmasından kaynaklanıyor. Yani, arka dişliler, arka tekerleğe sabitlenmiş -fixed- durumdadır.

Bu bisikletler, sıklıkla Single Speed yani vitessiz veya tek vitesli diye geçen bisikletlerle karıştırılırlar. Ancak, bu vitessiz bisikletlerde dişliler arka tekerleğe sabitlenmemiş oluyor ve hatta ön veya arka frenleri de olabiliyor. Siz pedal çevirmeyi bırakmak istediğinizde bırakabiliyorsanız, o bisiklet Fixed değildir. Arka tekerleğiniz boşta dönebiliyorsa ve dönerken aynı anda pedalı da çevirmiyorsa, o bisiklet tek vitesli ya da vitessiz bisiklet dediklerimizdendir ve bu bisikletlerin bazılarında kontra-pedal diye bilinen yöntemle frenleme yapmak mümkün. Yani, pedalı geri çevirmek istediğinizde, arka tekerleğinizle fren yapmış oluyorsunuz. Bazılarında ise geleneksel ön ve arka fren sistemi mevcuttur.

Fixed bisikletler, genel itibariyle ön ve arka freni bulunmayan, bir dönem bisikletli postacıların da kullandığı ve eski bisiklet modellerinde sıkça rastlanan kontra-pedal sistemi ile frenleme yapılabilen, arka tekerleği dönerken pedalı da döndüren bisikletlerdir. Bazılarını ön fren takılmış halde de görmeniz mümkün. Kullanıcının tercihine kalmış bir durum. Fixed bisikletlerde arka tekerlek ve pedal, birbirinden bağımsız hareket etmez. Pedal çevirmeyi bırakmak isterseniz, pedala güç uygulamayı bırakmanız gerekir. Pedallar tekerlekle beraber dönmeye devam edeceğinden, ayaklarınız da o pedalların üzerinde dönmeye devam edecektir. İster ayaklarınızı yanlara ayırın veya yukarı toplayın, ister güç uygulamadan pedalların üzerinde bırakın, bisiklet bir süre daha gitmeye devam edecektir. Pedala, bacaklarınızın farklı kas gruplarını kullanarak ters yönde güç uyguladığınızda ise fren yapmış oluyorsunuz ve bisikletiniz yavaşlamaya başlıyor. Velodrom yarışçılarının da kullandığı bu bisikletleri şehir içinde kullanmak oldukça tehlikeli. Yeni başlıyorsanız, bisiklet yollarında alışmaya çalışmanızda fayda var. Hızlanmak çok zevkli ama aynı çabuklukta duramazsanız bir kazaya sebep olmanız oldukça muhtemel. Hele eğim olan bir yolda hızlanıyorsanız, bu işin uzmanı olmuş olmanız gerekiyor. Aksi takdirde, aniden karşınıza çıkabilecek herhangi bir şeye çarpma olasılığınız çok yüksek.

Çok aktif kullanmamakla beraber, ben de bir Fixed bisiklet sahibiyim. Fazla hızlı bir tempoda olmayan, biraz gezinti tadında sürüşlere çıkıyorum. Skid denilen teknikle yavaşlamayı hala beceremiyorum ama olsun. Bisikletimi çok seviyorum ve her bisiklet tutkununun bu bisikletlerden bir tane almasını ve o sürüş hissini tecrübe etmesini isterim.

Skid 



Fixed Kullanımı



Nasıl Durulur?

11 Şubat 2014 Salı

Shimano PD-M530 MTB Pedalı

İsmi her ne kadar MTB pedalı olarak geçse de, bu tip platformlu pedalları şehir bisikletinizde de kullanabilirsiniz. Kilitli pedal hadisesine yeni geçecek biriyseniz, benim tavsiyem, önce bu tip bir platformlu pedal almanız yönünde olur. Yani, pedalda sadece kilit mekanizması değil, platform da olsun ki, o pedala uygun ayakkabınız olmadan kısa bir sürüşe çıkmak istediğinizde de kullanabilesiniz.

MTB veya şehir bisikleti kullanırken, en mantıklısı MTB pedalları kullanmak. Bu pedallara göre üretilen ayakkabıların tabanları, yerden yüksek duruyor. Böylece, bisikletinizden indiğinizde kaller yere sürtmüyor ve aşınmıyor. Dolayısıyla, yanınızda koruyucu kılıf taşımanıza da gerek olmuyor. Rahatlıkla yürüyebiliyorsunuz. Bu mantıktan hareket ederek, Sirrus Sport şehir bisikletime, Shimano'nun PD-M530 modeli beyaz renk pedallarını takmıştım. Siyah renk olanı da mevcut. Ağırlıkla ilgili bir derdim yoktu. Dolayısıyla, pedalların platformlu ve ağır olmasını dert etmedim. Pedalları, her mevsimde ve her hava koşulunda kullandım diyebilirim. Kilit gerginliği ayarladığınız gibi kalıyor. Toz, kir vb. etkenler, kilitleme performansını etkilemiyor. Ancak, oldukça kirli bir sürüş gerçekleştirdiyseniz, pedalları temizledikten sonra belki biraz mekanizmasını yağlamanız sizin avantajınıza olabilir. Pedalın etrafındaki platform sayesinde, düşseniz dahi mekanizmaya darbe gelmiyor. Bu yüzden, kilitli pedala geçiş için bu tip bir pedal seçmeniz sizin için hem ekonomik hem de kullanışlı olacaktır. Alışma sürecini bu tip bir ucuz ve kaliteli bir pedalla atlatırsanız, daha sonra daha hafif ve daha profesyonel bir MTB pedalı tercih edebilirsiniz. Ne de olsa kilit mantıkları aynı şekilde işliyor. Pedal, iki taraflı olarak çalışıyor. Yani iki yüzeyinde de kilitlemek için mekanizması mevcut. Çiftinin toplam ağırlığı 460 gram civarında olan pedalların rulmanları da gayet kaliteli ve üzerinden çok zaman geçse dahi akıcı bir şekilde dönmeye devam ediyor.


Look Keo Classic Yol Bisikleti Pedalı

Geleneksel tip yol bisikleti pedalları arasında en çok tercih edilen markalardan biri olan Fransız Look, Keo modelinin pek çok versiyonunu çıkardı. Bütçenize göre, giriş seviyesi olan modelini veya karbon en üst modellerinden birini tercih edebilirsiniz. Türkiye'deki bisiklet mağazalarında, bu markaya ait hem pedalı hem de yedek parçalarını bulmanız çok kolay. Hemen hemen hepsi satıyor.

Türkiye'de Shimano ile birlikte en çok satılan pedal markalarından olan Look'un, ucuz modellerinden biri olan Keo Classic modelini kullanıyorum. İki yol bisikletimde de bu pedallar takılı ve üç yol bisikleti ayakkabıma da ona ait olan kalleri taktım. Dolayısıyla, biraz mecburen de olsa şimdilik pedal konusunda bir değişiklik yapmayı düşünmüyorum. Ancak, bu pedallardan öyle çok memnun olduğumu söyleyemem. Deneme amaçlı kullandığım Speedplay gibi başka pedal tiplerinde daha iyi güç aktarımı olduğunu söyleyebilirim. Belki de, fiyatı ucuz olduğu için performansı da ona göre oluyordur. Look'un diğer modellerini kullanmadığım için çok net bir şey diyemem bu konuda.

Keo Classic, yeni başlayanlar için çok da fena bir model değil aslında. Yani, fiyat performans olarak sınıfta kalmıyor. Benim bu pedalda sevmediğim durum, yaylarından zaman zaman ses geliyor olması. Yüklendiğinizde fazla esniyor. Elinizle o mekanizmayı esnetmeye kalktığınızda çıkan gırç gırç sesi beni oldukça rahatsız ediyor. Ayrıca, pedalın rulmanlarında da problemler olabiliyor. Çabuk eskiyormuş gibi geldi bana. Bunlar elbette oldukça öznel yorumlar. Yani, bunların hiçbirine kafayı takmıyor, güç aktarımı konusunu da dert etmiyorsanız, bu pedalları kullanmak size bir şey kaybettirmez. Kilit sistemi bence iyi çalışıyor. Yani, istediğiniz sertlikte veya yumuşaklıkta ayarlarsanız, öyle kalıyor. Ayarı değişmiyor. Az önce de söylediğim gibi, yol bisikletine yeni başlayanlar için ideal bir modeldir. Hemen hemen tüm sitelerde yüksek puanlar ve iyi yorumlar almış. Ayrıca, kısa bir tur için yol bisikleti ayakkabası giymek istemediğiniz durumlarda da platformu size yardımcı olacaktır. Tabanı çok ince olmayan bir spor ayakkabı ile kısa mesafede de pedal çevirmenizde bir sakınca yok. Pedal sizi rahatsız etmez. Kalleri eskimesin istiyorsanız, onlar için üretilen koruyuculardan almanızda fayda var. Böylece yol bisikleti ayakkabısıyla yürümek zorunda kaldığınızda aşınmasını engellemiş olursunuz. Pedallar, 4.5 derecelik gri renk kalleri ile birlikte geliyor. Çiftinin ağırlığı ise 260 gram civarında.

Bazı Jantlar Neden Çok Sesli?

Pedal çevirmeyi bıraktığınızda ve tekerlekleriniz boşta dönerken, bisikletinizin arka jantı sürekli olarak bir ses çıkarır. Hızlıysanız çok seri, yavaşsanız daha aheste çıkar bu ses. Pek çok bisiklet konulu şarkının klibine ve bisikletle ilgili yayınlanan programların girişine malzeme olan bu ses, kimi bisikletten az, kimi bisikletten çok gelir. Yanınızdan oldukça gürültülü bir şekilde geçen bu tip bisikletlere mutlaka denk gelmişsinizdir. Oldukça basit bir dille bunun nedenini açıklamak istiyorum.

Öncelikle bilmeniz gereken en önemli şey, bu sesin çok veya az gelmesiyle, o jantın kalitesi veya performansı arasında herhangi bir bağ olmadığıdır. Yani, jant daha çok ses çıkarıyorsa, o jant daha akıcı veya daha pahalı bir janttır diye bir durum söz konusu değil. Örneğin; Campagnolo'nun giriş seviyesi modeli olan Khamsin, üst modellerden biri olan Eurus'dan daha fazla ses çıkarıyor olabilir. Bu tamamen üretim ile alakalı bir durum. Hem çok ses çıkarıp, hem de çok iyi akıcılığı olan jantlar olabileceği gibi, tam tersi de olabilir. Sesin kuvvetli gelmesinde iki etken söz konusudur. Birincisi, hub içinde yer alan tırnakların gerginliği, ikinci ise hub içinde ne kadar yağ olduğudur. Hub, üzerine rublenizin dişlilerini dizdiğiniz, rublenin tümünün takılı olduğu aksamdır. Pedal çevirdiğinizde tekerinizin dönmesini sağlayan şey odur. Onun içinde bir yaya bağlı olarak duran tırnaklar vardır. Siz pedal çevirdiğinizde o tırnaklar kilitlenir ve jantınızdan ses duymazsınız. Pedal çevirmeyi bıraktığınızda ise, o tırnaklar boşta kalır ve içeride dönen parçaya sürter. Çarkıfelekteki imleç gibi canlandırabilirsiniz kafanızda. O tırnakların ne kadar sıkı veya diri durduğu, bağlı bulundukları yayın gerginliği ile alakalıdır. Tırnakların sayısı ve tipi, jant markalarında farklılık gösterse de, temelde yayın gergin olması veya daha az gergin olması, jantınızdan daha çok veya daha az ses çıkması anlamına gelir. Diğer yandan, hub içine sürdüğünüz yağın miktarı da çıkan sese etki etmektedir. Daha az yağ, daha çok sürtünme ve daha çok ses anlamına gelir. 

Ancak, ben bu tip yapay müdahalelerle ses yaratılma durumuna karşıyım. Yayın değiştirilip fabrika çıkışındaki gerginliği ile oynanmasını veya daha az yağ sürülmesini yanlış buluyorum. Parçaların ömrünü kısalttığınız gibi, jantın akıcılığına da biraz etki etmiş oluyorsunuz. Benim akıcılıkla işim yok, öylesine turluyorum diyorsanız ve sesi çok seviyorsanız, o zaman durum değişir. Sonuçta hobi kullanıcıları neyi nasıl seviyorsa öyle kullanmak isterler. Bazı jantlar fabrikadan direkt sesli olarak çıkar, bazıları sonradan açılır, bazıları ise hep öyle kalır. Bu tamamen üretim ile alakalıdır. Bir sorun veya bir artı anlamına gelmez. Campagnolo'nun Bullet Ultra jantlarını kullanıyorum. Jantı ilk aldığımda hiç ses yoktu. Yaklaşık bin kilometrenin ardından göbek bakımı yapmak istedim. Temizleyip yeniden yağladıktan sonra tekrar kullanmaya başladım. Şu an sesli bir şekilde çalışıyor. Fabrikasyon aşamasında kullanılan yağ tipi veya miktarı ile benim kullandığım farklı olmuş olabilir. Ya da, biraz daha kullanmaya başlasaydım ses kendiliğinden açılacaktı. Yayına ve tırnaklarına herhangi bir müdahale etmedim. Önemli olan da budur. Fabrika ayarlarına dokunmadığınız müddetçe, jantınız aynı performansla dönmeye devam edecektir.

Kullandığım jantlardan çıkan ses



Burada tırnakları ve onları tutan yayın sökülüşünü görebilirsiniz


8 Şubat 2014 Cumartesi

Campagnolo Gres Yağı

Bisikletinizin dönen aksamlarının bakımı çok önemlidir. Sürtünmenin olmaması ve zamanla biriken pisliğin rulmanlara ve bilyelere zarar vermemesi için, belirli aralıklarla bu parçaların bakımını yapmanız gerekir. Bu bakım, biriken pislikleri temizlemek ve etkisini kaybeden yağı yinelemekten ibarettir. Azalmış veya tamamen kaybolmuş yağ, dönen parçaların birbirine sürterek birbirini aşındırmasına ve zarar vermesine yol açar. Zamanında gerekli bakımı yapmazsanız, komple rulman yataklarını değiştirmeniz gerekebilir. Sürtünme etkilerini azaltmak, aşınmayı ve enerji yitimini önlemek için göbeklerdeki yataklara yerleştirilen, çoğunlukla çelikten, daha üst modellerde seramikten olan bilyelerinizin bakımı için kullandığınız yağa bilhassa dikkat etmelisiniz. Bahsettiğim yağı, bisiklet mağazalarında veya internet sitelerinde bulabilirsiniz.

Bu tip yağlara bir alternatif de Campagnolo firması tarafından üretilmiş olan, ismi Professional Lubricating Grease olarak geçen yağdır. Eskiden sadece Campagnolo'nun kullandığı ve kullanıcılara sunmadığı beyaz gres yağını sipariş etmeniz artık mümkün. 100 ml tüpler halinde satılan yağ, ilk başlarda sadece Campagnolo'nun kendi ürünleri için tavsiye edilerek piyasa çıkarılmış olsa da, markası ne olursa olsun tüm dönen parçaların ömrünü uzatmak için kullanılabilir. Jant göbeklerinde, arka aktarıcınızın makaralarında ve aynakol göbeklerinde kullanmanız önerilen bu yağ sayesinde, akıcılığı korur ve aşınmayı engellersiniz. İç kısma nüfuz eden kirden de bir noktaya kadar koruyan bu yağ, öyle çok pahalı bir fiyata da satılmıyor. Tüpü aldığınızda hepsini boca etmenize gerek yok. Lüzumlu yerlere kullanmanız yeterli. Çok uzun süre kullanılacak bir ürün olduğu için, bir kere parasını ödeyip elinizin altında bulundurmanızda fayda var. Sökme takma işlemlerini siz beceremiyorsanız, gerekli işlemi bisiklet mağazalarında yaptırıp, yanınızda bu yağı götürebilirsiniz. Yağlama esnasında bunu kullanmalarını istersiniz olur biter. Aslında, yağ demek ne kadar doğru bilmiyorum. Koyu kıvamı sayesinde daha çok bir krem gibi gözüküyor. Belli ki İtalyan amcalar özel bir karışımla imal etmişler ve her zamanki gibi formülünü kimseyle paylaşmıyorlar. Ben, S.O.S. veren rulmanların yataklarını temizleyip bu yağı kullandım ve şu an herhangi bir sorun yok. Bu yüzden, size de rahatlıkla tavsiye edebilirim.

6 Şubat 2014 Perşembe

Bisiklet Gezgini'nde Söyleşi

İZ TV için çekilen Bisiklet Şehri belgeselinin yayınlanmasının üzerinden çok geçmemişti ki, Bisiklet Gezgini'nde çalışan ve kendi de benim gibi bisiklete gönül vermiş biri olan Seçil Öznur'dan bir mesaj aldım. Belgeselde de biraz bahsettiğim şu İskandinavya turuma dair anılarımı ve bisiklet ile ilgili diğer hikayelerimi anlatmam için beni bir söyleşi yapmaya davet etti. Daha önce, yeri bana uzak olduğundan sadece bir kere teknik servis hizmeti almak için uğrama fırsatı bulabildiğim mağazaya, şimdi söyleşi için gidecek olmak beni biraz heyecanlandırmıştı. Hemen kabul ettim.

Geçtiğimiz yaz, bir gazeteye röportaj vermiştim. Sonra, bir başka konuda bir kez daha bisiklet ile ilgili cümlelerime yer verilmişti. Bisiklete dair yazdığım öykülerden bir tanesi bir başka gazetede yayınlanmıştı. Ardından gelen belgeselle birlikte ise, bisikletle ilgili yaptıklarım iyiden iyiye duyulmaya başlanmıştı. Şimdi de tüm bunları derleyip toparlamam, başkalarına aktarmam gerekiyordu. Bir gün öncesinden, göstereceğim fotoğrafları ve anlatacağım konu başlıklarını belirleyip hazırlanmıştım. Söyleşi, otuza yakın kişinin katılımıyla gerçekleşti. Herkesi oturmuş beni beklerken görünce, biraz gerilmediğim değil açıkçası. Ancak, o sıcak ve samimi ortam beni hemen rahatlattı. Bisiklet Gezgini, daha çok tur bisikletçilerine yönelik bir oluşum olduğu için, İskandinavya'da gerçekleştirdiğim turla ilgili hikayelere ve detaylara daha çok yer verdim. Halihazırda yol bisikletine daha çok biniyor olsam da, bisikletle seyahat fikri beni her zaman heyecanlandırır. Dolayısıyla, yaptığım bu tur son turum olmayacak. Bisikletle tanışma hikayemden bugüne kadar geçen tüm süreci, yaptığım irili ufaklı turları ve ofis hayatını bırakıp bu sektöre nasıl geçtiğimi de işin içine katarak beni dinlemeye gelen bisiklet sevdalıları ile paylaştım. Birbirinden iyi bu insanlara bir şeyler anlatmak, heyecanımı onlarla paylaşabilmek harikaydı. Anlatırken zaman hiç geçmiyor sanıyor ve hatta susadığımı bile unutuyordum ki, Seçil devreye girdi ve sürenin sonuna yaklaştığımızı haber verdi. Şöyle bir saate baktım. Doksan dakikadan fazla süredir ayakta bir şeyler anlatıyordum ve bana sanki yarım saat olmuş gibi gelmişti. Daha anlatacak çok şeyim varken sürenin bitmesi beni biraz üzse de, turla ilgili her şeyi anlattığım için herhangi bir sorun olmadı.

Her söyleşi davetlisine bir harita armağan eden Seçil'in ricasını kırmadım ve hep merak ettiğim, bir gün gidip pedallamayı düşündüğüm Brezilya'nın haritasını aldım. Beni dinlemeye gelen dünya tatlısı insanlardan söyleşi esnasında ve sonrasında iyi geri dönüşler aldığım için evine mutlu dönecek olan bir bisiklet delisi olarak ayrıldım oradan. Hiç sıkılmadan hikayelerimi dinleyen ve söyleşi bitiminde beni alkışlayan bisiklet aşıklarına buradan çok teşekkür ediyorum.

Söyleşi bitiminde çekilen toplu fotoğraf













İskandinavya turuna ait klip















Söyleşi sırasında perdede olan fotoğrafların hepsi için aşağıdaki linke tıklayın

https://plus.google.com/photos/105778214582632416593/albums/5977307038917591937?authkey=CMPQ8NKV9O7zxgE