23 Ocak 2014 Perşembe

Şeytan Arabası Yayın Günü

O gün hava çok güzeldi. Güneş pırıl pırıldı. Hiç bulut yoktu. Bisikletle ilgilenen hemen hemen herkesin ismini sıkça duyduğu biri olan Aydan Çelik ile tanışacağım güne yakışır bir sabaha uyandım. Odamın penceresinden gözüme vuran güneş, kedilerimin hepsinden önce davranıp beni uyandırmıştı.

Sadece bir gün önce telefonda sesini duydum. Ertesi günkü yayına beni konuk etmek istediğini belirtti. Telefonda konuşurken kitaplığımdaki kitabına bakıyordum. Bir gün benim kitabım da onun kitaplığında olur muydu acaba? Heyecanlandım. Sonunda tanışacak olmak güzeldi. Bir de bunun yanına radyoda canlı yayın programı yapacak olmamız eklenince, heyecanım ikiye katlandı. Yarım saat önce orada olsam yeterdi. Bir saatten biraz daha fazla bir süre kadar önce kendimi orada buldum. Yol fena değildi. Hava güzeldi. Ben durmak istesem, bisikletim gitmek istiyordu. O da heyecanlanmıştı belli ki. Sürüş keyifli geçti. Bisikletimi biraz gözettim diyebilirim. Şimdi oraya kadar bisikletle gidilecekse, o bisiklet temiz, hasarsız ve güzel gözükmeliydi. Yollarda çamur falan görünce hemen hızımı kestim. Sırt çantamı takmış, tam bir tosbaa gibi sahilden yola koyulmuştum. İçinde, Floransa'dan aldığım tişört de vardı. Cici çocuk imajımı, kot pantolon ve ayakkabı ile tamamladım.

Radyonun girişinde kısa saçlı, esmer biri vardı. Danışmak için gidilecek kişi oydu belli ki. Rahat ve aşırı kendine güvenli hareketlerini sevdim. Aydan Çelik ile tanışırken taytla, formayla, rüzgar ceketiyle falan terli terli tanışmak olmazdı. Bu yüzden erken gidip biraz soluklandım. Esmer güzelinden kıyafetlerimi nerede değiştirebileceğimi öğrendim. Üzerime, yanımda getirdiğim kıyafetleri geçirdim. Beklemeye koyuldum. Bir gün öncesinden, başkalarıyla yaptığı programları dinlemiştim. Aşağı yukarı anlatılacak bir şeyler belirmişti aklımda. Önce telefon açtı, gelip gelmediğimi kontrol etti. O da işini sağlama almaya sevenlerdendi. Radyoya geldiğimi söyleyince şaşırdı. Beklediğinden erkendi elbette. Kapının dışından yaklaştığını görünce hemen tanıdım. Kısa bir tanışmanın ardından radyodan arkadaşlarıyla benim bisikletimin başına toplandık. Kaldırdık, tekerleriğini çevirdik, eğildik, vites grubuna baktık derken bisikletimi tanıtma işini kendi üzerine aldı. Anlattı da anlattı. Beni onurlandırdı.

Daha vakit vardı. Biraz programın nasıl olacağını konuşmak, biraz da ne konuşacağımızı toparlamak adına iki çay eşliğinde sohbet ettik. Hepsini konuşamayacağımız pek çok şeyi defterine not aldı. El yazısı büyük puntoluydu. Vakit yaklaşınca, Açık Radyo binasına geri döndük. Yayının perde arkası kahramanına, çalmasını istediğim şarkının siparişini verdim. Just because I'm losing, doesn't mean I'm lost... Gelenekleri böyleymiş. Program arasında çalacak olan şarkının seçimini konuğa bırakıyorlarmış. Kulaklığı tam mı taksam, yarım mı taksam yoksa hiç takmasam mı derken yayın başladı. Öncesinde heyecanlıydım ama yayın esnasında hiç heyecanlanmadım. İhtiyacım olur sandığım sudan, yayın esnasında pek fazla içmedim bile. Aydan Çelik sohbet havasında program yürüttüğü için, gerilmeme çok mahal vermedi. Edebiyat severiz, kedi severiz, bisiklet severiz... Ortak noktalarımız neşemi yerine getirdi. Programa telefonla katılan yayın partneri Esra Ertan'ın sesine bayıldım. Nasıl da cıvıl cıvıl! Bu kadar enerji veren bir ses daha uzun süredir duymamıştım. İnsanı oturduğu yerden kaldırır o sesiyle. Yayının sonu nasıl geldi anlamadım bile. Son iki dakika, son bir dakika diye uyarılar gelirken sonunda bitti yayın. Suyumu bitirdim. Fotoğraf çekildik. Çok güzel iki saatin ardından, Aydan Çelik bir sergiye, bense vapura doğru yollandım. Kıyafetlerimi yeniden değiştirmeye çok üşendim. Yol bisikletinde kot pantolonlu bir deli...

Programın kaydı 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme