31 Aralık 2013 Salı

Specialized Air Tool Plastik Yer Pompası

Evinizde mutlaka bulundurmanız gereken ürünlerden biri, ayaklı yer pompasıdır. Bu tip pompalar sayesinde daha hızlı lastik şişirebilirsiniz ve ufak pompalarla hava basmaya çalışarak kendinizi paralamazsınız.

Specialized markasının Air Tool modeli, hem araba sibop hem de ince sibop için kullanıma uygun. Herhangi bir aparat sökme takma işlemi olmadan direkt olarak şişirebiliyorsunuz. Pompa ucundaki mandalı gevşetip sıkılaştırmanız yeterli siboba kilitlemek için. Ben, plastik gövdeli olan modelini tercih ettim daha ucuz diye. Yaklaşık 15 ay kullandım. Toplamda 50 şişirme yapmışımdır tahminen. Şu an arızalı bir şekilde duruyor. Son zamanlarda 100 PSI değerinden sonra havayı basamamaya başlamıştı. Şimdi ise tamamen boşa hava basıyor. Belli ki bir yerden kaçırıyor. Yani, bastığınız havayı lastiğe göndermiyor. Sağlıklı çalıştığı dönemdeki performansından memnundum. Oldukça seri bir biçimde lastiğinizi şişirebiliyorsunuz. Basınç değerini gösteren bir göstergesi mevcut. Hava basarken uyguladığınız kuvvet yüzünden pompa yerinden uymasın diye ayaklarınızı koymanız için yapılan bölümler de geniş tutulmuş. Pompanın üst kısmına ise, kordonun kullanmadığınız zamanlarda derli toplu durması açısından iki adet tırnak konulmuş. Bunlara tutturabiliyorsunuz.

Bu tip ürünler alırken daha sağlam görünen, plastik olmayanını tercih etmekte fayda var. Evde uzun süre kullanabileceğiniz demirbaş bir malzemeniz olsun istiyorsanız, biraz daha fazla para vererek daha sağlam bir şey almakta fayda var. Muhtemelen tamir oluyor ve herhangi bir parçası değişince arıza giderilecektir ancak belli ki bunun bir ömrü var ve aynı sorunla ilerleyen zamanda tekrar karşılaşacağım.

İkinci El Jant Seti Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Döviz fiyatları bu kadar artmışken, bu aralar bisiklet mağazalarından herhangi bir şey satın almak çok akıllıca gözükmüyor. Çok büyük bir aciliyeti yoksa, ihtiyaçlarınızı bekletmenizde veya kampanya kovalamanızda fayda var. Çatır çatır pazarlık yapmak da bir alternatif olarak gösterilebilir elbette. Bir diğer yol ise, ikinci el piyasasını araştırmak. Bisiklet sektöründe, ikinci el pazarı oldukça geniş. Bu pazardan faydalanırken dikkat etmeniz gereken ufak tefek noktalar var. En çok aranan ürünler listesinin üst kısımlarında kendine yer bulan jant setlerini alırken dikkat etmeniz gereken detaylardan size biraz bahsetmek istiyorum.

Kullanılmış bir teker seti alırken ilk dikkat etmeniz gereken nokta, setin ne kadar mesafe kullanıldığı olmalıdır. 100 kilometre kullanılan bir jant seti ile 1000 kilometre kullanılan arasında, kullanan kişiye ve jant setinin kalitesine de bağlı olarak farklılıklar oluşabilir. Teker setinin rulmanları eskimiştir, değiştirmeniz gerekebilir. Dikkatsiz kullanılmıştır, çemberi yıpranabilir. Jant seti uzun süre kullanıldıysa, mutlaka göbeğine bir yerde baktırmanızı tavsiye ediyorum. Jant kusursuz bir şekilde dönüyor olabilir ve görünürde bir problemi yoktur. Ancak, akort ayarının düzgün olması, jantın problemsiz olduğu anlamına gelmez. Seti takıp kullanmaya başladıktan sonra tahmin ettiğiniz veya beklediğiniz kadar akıcı bir performans alamadıysanız, mutlaka göbeğinde bir problem var demektir. Bilyeleri eskimiş ve rulmanlarının değişmesi gerekiyor olabilir. Mutlaka bir teknik servise götürüp, baktırın. Setin göbek tipine göre farklılık gösterse de, uzun süre kullanılan bir set, fiyatı uygun diye gözü kapalı satın alınmamalıdır. Ancak, kısa bir süreliğine kullanılmış olanı gözü kapalı alabilirsiniz de diyemem. Zira, hor kullanılmış, çukurlardan ve yoldaki engebelerden sakınılmadan kullanılmış bir jant seti, çok kısa sürede zarar görebilir.

Satıcıyı sorularınızla biraz sıkıştırmanızda fayda var. Sadece gram bilgisi ve gidilen mesafe değil, satıcının ne amaçla kullandığı da çok önemli. Nerelerde kullanmış? Sürerken özenli sürmüş mü? Setin kaçıncı sahibi? Kendinden önceki kişi ne kadar süre ve ne kadar mesafe kullanmış? Satan kişi kaç kiloymuş? Hangi amaçlı kullanmış? Bunların hepsi önemli sorular. Sporcu değil de hobi kullanıcısıysa, teker setinin yıpranmış olma ihtimali azalıyor. Örneğin, aldığım bir jant setini temiz ve itinalı kullanarak bir zaman sonra yine aldığım fiyata satmışlığım var. Yani, hobi kullanıcısı olduğum ve sürüş esnasında dikkatli kullandığım için jantta hiçbir problem meydana gelmedi. Teker setini kullanan kişinin kilosu da çok önemli. Mutlaka boyunu ve kilosunu sorun. Arada ciddi bir orantısızlık var ise, jant setine şüpheyle yaklaşın. Setin göbeği zarar görmüş veya yıpranmış olabilir. Herhangi bir çukurdan geçerken, 65 kiloluk birinin jant tellerine uyguladığı stres ile 90 kiloluk birininki arasında fark var. Hele bir de bu kişi, geçtiği çukurlarda seleden kalkmıyor ve tekerleğe binen yükü daha da ağırlaştırıyorsa, jantın karşılamak zorunda olduğu yükü siz düşünün. Jantların kullanıldığı yerin de önemi büyük. Bir yol bisikleti için jant arıyorsunuz ama kullanan kişi onu asfaltta değil de daha bozuk bir zeminde kullanmışsa, o sete de şüpheli yaklaşın. Alınan eşya, kendi doğasına uygun bir şekilde kullanılmış olmalı. Ancak bu şekilde formunu uzun süre korur. Karbon jantlar için ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Karbon jantların, karbon fren yüzeylerinin ömrü, alüminyum fren yüzeyi olanlardan daha kısadır. Eğer karbon fren yüzeyi olan bir karbon jant seti alacaksınız, jantın ne kadar süre kullanıldığının önemi daha da artıyor. Fren yüzeyi eskiyen bir karbon jant, güvenlik riski doğurur.

Son olarak, setin tellerine göz atın. Herhangi bir yamukluk var mı yok mu diye kontrol edin. Darbe almış ama sonradan düzeltilmiş tel, dikkatlice bakıldığında kendini belli eder. Göbeğe ve çembere bağlanan noktalarını kontrol edin. Jant çemberinin kendi birleşme noktasını kontrol edin. Herhangi bir ayrılma varsa, sürüşte sürekli bir sekme hissi verebilir veya fren yaptığınızda titreşim yaratabilir. Sağlıklı bir kullanım olmaz.

Seti size satan kişinin özenli biri olup olmadığını anlamanın bir yolu, size jantı teslim ederken jantın o an bulunduğu durum da olabilir. En azından size bir ipucu verir. Sattığı ürünü şöyle bir temizlemeden, tozunu kirini almadan size getiren birinin, onu kullanırken ne derece özenli olduğunu sorgulamanızda fayda var.

Bir jant setinin ömrü, düzenli göbek bakımı, dikkatli kullanım ve setin taşıyacağı ağırlık kapasitesine uygun kiloda kişinin sürüyor oluşu ile oldukça uzar.

İkinci el jant seti bulabileceğiniz siteler: 

www.sahibinden.com
www.bisiklet.com
www.bisikletforum.com
www.cyclingtr.com
www.sanalpazar.com
www.ebay.com

28 Aralık 2013 Cumartesi

Bisikletin En Önemli Parçaları Nelerdir?

Bisiklete yeni başlayacak kişilerdeki genel eğilim, oradan buradan duyduğu eksik bilgilerle mağazalara giderek, kendini oradaki satış elemanına teslim etmek oluyor. Bisiklete ödedikleri parayı bisikletin hangi özelliğine ödediklerini bilmiyorlar. Bir bisiklette en çok neye dikkat edilmeli bilmiyorlar. Yeni bir bisiklet alırken, önem sıralamanızın ilk üç sırasında ne olması gerektiğine dair biraz bilgi vermek istiyorum.

Bir bisiklete bakarken dikkat etmeniz gereken ilk şey, o bisikletin kadrosudur. Kadronun yapısı ve açılarıdır. Aklınızda sempati duyduğunuz bir marka var ise, o markanın kadro dizayn etme işinde ne derece iyi olduğunu biraz araştırın. Yeterli derecede araştırma ve geliştirme üzerine yoğunlaşıyorlar mı? Sporculardan geri bildirimler alarak mı kadrolarını tasarlıyorlar? Anatomik özellikler dikkate alınıyor mu? Bunlar önemli noktalar. Mutlaka araştırın veya satış personelini sıkıştırın. Gerekirse satın alacağınız markayı burada temsil eden ilgili kişiye kadar ulaşıp, kadro hakkında tatmin edici bilgiye ulaşın. Mağazalarda çalışanların aceleci tavırlarına çanak tutmayın. Çok sevdiğiniz bir kadronun size uygun boyu yok ise, size bir büyük veya bir küçük beden aldırmak için sunulan gidon boğazı veya sele borusuyla ayar çekeriz gibi tavsiyelere kulak asmayın. Gerekirse bekleyin ama doğru kadro boyunu alın. Geometri tablosunu mutlaka kontrol ettirin. O kadro üzerinde saatlerinizi geçireceğinizi unutmayın. Size tam olarak uymalı. Kötü bir kadroya sahip olursanız, üzerindeki en güzel donanımlar bile sizin sürüş zevkinizi iyileştirmeye yetmez. Eninde sonunda kadroyu değiştirmek zorunda kalırsınız. Hele ilk bisikletinizi alırken kötü bir kadro tercih ederseniz, tümüyle bisikletten soğumanız bile söz konusu olabillir çekeceğiniz ağrılar sebebiyle. Bütçenize göre hareket ederken, mantıklı davranıp uzun vadeli düşünün. Sırf üzerinde bir üst gruba ait donanımlar var diye, gidip de kötü bir kadro almayın. Donanımları değiştirirsiniz paranız oldukça. Yeter ki, aldığınız kadro bu yatırıma değecek nitelikte olsun. Aynakol göbeğinin bulunduğu noktanın; yani, pedala kuvvet uyguladığınızda en fazla yük binen bölgenin çok fazla esnememesi önemli bir detaydır. Kadronuz ne kadar esniyorsa, harcadığınız güç o kadar boşa gidiyor demektir.

İkinci önemli nokta, bisikletinizin teker setidir. Güzel bir kadro aldınız, konforlu ve rahatsınız. Agresif bir yapısı var ve biliyorsunuz ki, hızlanmak ve o hızı korumak için ideal bir yapıya sahip. Ama nedense hızınızı uzun süre koruyamıyorsunuz. Sebebi ne olabilir? Jantlarınızın yeteri kadar akıcı olmaması olabilir mi? Kesinlikle! Mağazalarda satılan giriş ve orta seviye bisikletlerdeki jantlar genellikle vasat olur. İlk etapta işinizi görür ama ivmelenmek istediğinizde size engel değil destek olan bir jant setiyle sürüş yaptığınızda aradaki farkı hemen anlarsınız. Jant setinin akıcı olması demek, jant göbeğindeki sürtünmenin az olması demektir. Birbirine değen parçaların; içeride dönen o sisteme ait her bir parçanın, hızınızı korumaya yardımcı olması demektir. Elbette jantın dizaynı ve çemberinin kalitesi de önemlidir ama bütün iş göbeğinde biter. Jantın tellerinin geleneksel mi yoksa rüzgarı yarsın diye bıçak gibi mi olup olmadığının o kadar da fazla önemi yok sizin için. Önemli olan, göbeğinin sağlamlığı ve kalitesidir. Kilonuza uygun bir jant aldığınızdan da emin olun. Jant telleri kırılan, göbeği zarar gören jantlarınız olsun istemiyorsanız, hafiflikten ziyade dayanıklılığa özen gösterin. Siz üzerindeyken, sizin ağırlığınızla birlikte ivmelendikten sonra o hızı ne kadar uzun süre koruyabildiği çok önemlidir jantların. İyi bir kadroya yapılacak en iyi yatırım, öncelikli olarak iyi bir teker seti almaktır. Teker setinizden tam performans almak istiyorsanız, kaliteli bir dış lastik kullanmanız gerektiğini de sakın unutmayın.

Listenin üçüncü sırasında ise, bisikletinizi faaliyete geçirecek olan aktarım organları bulunmakta. Türkiye'de genelde bu iş sidik yarışına dönmüş durumda. Daha iyi bir vites grubunuz olunca, bisikletlerinin daha iyi gideceğini sanan kişiler var. Bisikletin daha iyi gitmesi için, öncelikle kadro, sonra da teker setinin iyi olması lazım. Sonrasında ise iş o bisikleti kullanan kişiye geliyor. Siz pedala iyi basmıyorsanız, en iyi vites grubu da olsa fayda etmez. Yani, vites grubuna gelene kadar epey başka önemli nokta olduğunu söyleyebilirim. İyi bir vites grubu ne anlama gelir? Neden pahalıdır? İyi bir vites grubu, alt seviyedekilerine kıyasla hafif olur. Kullanılan malzeme kalitesi değişir ama genellikle daha kısa ömürlü olur. Vites geçişleri daha seri ve vites ayarının bozulması daha nadir gerçekleşir. Yani, sizi yarı yolda bırakma riski, sizin de kullanım şeklinize bağlı olarak, biraz daha düşük olur. Burada sorulacak soru, sizin buna ne kadar ihtiyacınız olduğuyla ilgilidir. Yarışacak mısınız? Yoksa sadece hobi kullanıcısı mısınız? Bütçeniz ne durumda? Bunlara verdiğiniz cevaplara göre tercih yapmanızda fayda var. Hobi kullanıcısı olursunuz ama bütçeniz iyidir. O zaman üst seviye vites grubu alın. Ama iyi bir kadro ve teker seti aldıktan sonra bunu yapın. Bütçenizi kadro ve teker setine harcadınız, vites grubuna para kalmadı. Olsun. Şimdilik alt seviye alın. Sonra yükseltirsiniz. Neticede bisikletiniz bu yatırıma değecek nitelikte. Mağazalarda hangi bisiklette ne takılı diye eğilip onları kontrol ederken kendinizi kaybetmeyin. Kötü kadrolara takılmış iyi setlerin tek başına hiçbir anlamı yok. Kadroyu satarım derseniz o ayrı. İyi bir set yakaladıysanız ve o seti bisikletle değil de tek alsanız size daha pahalıya gelecekse, bisikleti alın ve kadrosunu kullanmadan satın. Bunlar size kalmış. Vites grubunu ayrı alırken dikkat etmeniz gereken nokta onun aynakol ve rublesinin ölçüleridir. Yeni başlıyorsanız, aynakolunuzun küçük çarkının 34, büyük çarkının 50 dişli olması uygundur. Tırmanırken iyi olmadığınızı düşünüyorsanız, rublenin en büyük dişlisinin sayısını da yüksek tutun. 11-23 değil, 11-27 alın. Bu tip şeyleri, bilgili olduğuna inandıysanız, satış personeli ile istişare ederek de kararlaştırabilirsiniz.

Bu üç ana parçayı kararlaştırdıktan sonra, geriye kişisel ölçülerinizi de dikkate alarak tercih yapmanız gereken diğer parçalar kalıyor. Selenizi alırken pelvis kemiğinizin ölçüsüne göre almaya özen gösterin. Bunun ölçüsünü yapan bisiklet mağazaları var. Rahatsızlık ve uyuşma hissini minimuma indirmek için doğru sele kullanmanız şart. Akabinde uygun bir gidon ve gidon boğazı almalısınız. Gidon boğazı, sizin gidona uzanma mesafenizle alakalıdır. Yanlış mesafesi olan boğaz kullanırsanız, elleriniz ve avuçlarınızda baskı oluşabilir. Gidon alırken ise, omuz genişliğinizi ölçtürdükten sonra gidon ölçüsüne karar verin. Büyük veya küçük gidon kullanmak, kollarınızın eklem yerlerinde ve omuzlarınızda ağrılara sebep olabilir. Gidonda esnemezlik önemlidir. Atağa kalkarken veya yokuş çıkarken gidondan güç aldığınızda, o gidon ne kadar esniyorsa sizin gücünüz de o kadar boşa gidiyor demektir.

Son olarak, bisiklette tüm mühendislik güç aktarımının doğru biçimde olması ve bisikletin güven veren yapıda olması için geliştirildiğinden, bisikletin kafa seti ve aynakol göbeğinin bulunduğu noktalarda kullandığınız malzemelerin üst seviye olması sizin yararınıza olacaktır. Bu bölgelerde dayanıklı ve kaliteli ürün tercihleri yaparsanız, bisikletinizin ömrünü uzatmış olursunuz.

Herhangi bir sorunuz olursa, gokhankutluer@gmail.com adresinden bana yazabilirsiniz.


27 Aralık 2013 Cuma

Specialized Secteur Sport Yol Bisikleti

Şehir bisikletimi ince lastik ile kullanmaya başladığımda fark ettim artık bir yol bisikletine ihtiyacım olduğunu. Hem daha hızlı gitmek istediğim hem de estetik olarak görünüşlerini oldukça beğendiğim için bir yol bisikleti almaya karar vermiştim. Bisiklet yarışlarını falan da takip etmeye başlayınca, artık bir tane edinmenin vakti geldi diye düşündüm. Zira, o tecrübeyi çok merak ediyordum.

Yol bisikletine ilk defa binecek olan hemen hemen herkes gibi ben de ilk tercihimi alüminyum bir kadrodan yana kullandım. Maşası karbon, kendisi alüminyum olan bir kadroya sahip olan Specialized Secteur Sport modelinde karar kıldım. Hem görünüşü hem de renkleri hoşuma gitmişti. O dönemlerde öyle çok fazla teknik özelliklerden haberim yoktu. Specialized markasının kadro açılarına özen gösteren bir firma olduğu dışında pek fazla bilgiye sahip değildim. Yol bisikletinin açılarına ve duruş pozisyonuna alışmak için, ilk etapta çok pahalı bir bisiklet almak istemedim. Her ne kadar sonradan üzerindeki pek çok şeyi değiştirsem de, bisikletimi ilk aldığımda da çok severek almıştım. En son halini ise fotoğrafta görebilirsiniz.

2 x 9 sistemli Shimano Sora vites grubu kullanmışlardı. Aslında işimi oldukça iyi görüyordu ama yeni sistem 10'lu olduğu için ben de ona geçmek istedim ve çok uzun süre kullanmadan bisikletin üzerindeki vites grubunu Shimano Tiagra olarak değiştirdim. Eski grubu çok temiz kullandığım için, satarken çok da ölü bir fiyata satmadım. Malzemelerinizi temiz kullanırsanız satarken size mutlaka faydası olur. Şehir bisikletinden yol bisikletine geçince hızlanma açısından arada bir fark olduğu direkt olarak anlaşılıyor. Kadronun tasarımı, kullanılan malzemeler ve jantların arasındaki farklar buna oldukça etki ediyor. Duruş pozisyonu çok da rahatsız etmedi çünkü yol gidonunun düz gidonlara göre tutacak daha çok yeri var. Yorulunca duruş değiştirebiliyorsunuz. Ancak, genel itibariyle şehir bisikletindeki konforu yol bisikletinde yakalayacağınızı düşünmemenizde fayda var. Bu bisikleti kullanırken, ilk zamanlarda narin bir şey kullanıyormuşum gibi düşünüyordum ama sonra gayet sağlam bir bisiklet kullandığımın farkına vardım ve öyle her çukurdan, her engelden aşırı yavaşlayarak geçmeyi bıraktım. Ön maşasında titreşim emici Zerts teknolojisi vardı ama bunun çok faydasını gördüğümü söyleyemem. Yoldaki tüm titreşimleri açıkça hissediyordum. Bunun lastik ve jantların kalitesiyle de ilgisi vardır mutlaka ama neticede sürüş hissi biraz sertti. Öyle anlatıldığı kadar yumuşak bir hisse sahip olmuyorsunuz. İşin içinde biraz pazarlama yalanı var diyebilirim. Belki de Roubaix modelindekiler daha etkilidir de, onun küçük kardeşi Secteur modelindekiler daha alt seviyedir.

Secteur Sport için safkan bir yol bisikleti demek yanlış olur. Biraz daha geçiş bisikleti diyebiliriz. Bisikletin arkasında bagaj takılabilecek yer vardı. Kadronun dizaynı da daha geniş lastik takmaya elverişliydi. Yani, bisikleti dilerseniz küçük çaplı bir tur bisikletine çevirebilir, böylece yol gidonu ile tur yapabilirsiniz. Buna olanak veren bir yapısı var. Ben genelde 23c lastikle kullandım ama 28c takıp hafif bozuk bir arazide kullandığım da oldu. Herhangi bir sorun yaşamadım. Specialized markasında karar kılanlar, yol bisikletine başlangıç modeli olarak Allez ve Secteur arasında gidip geliyorlar genelde. Bisikletinizi bir alışma bisikleti olarak kullanacaksanız ve daha sonra bir karbon almayı kafanıza koyduysanız, daha az para harcayarak Secteur serisine ait bir bisiklet almanızda fayda var. Ya da Allez serisine ait ucuz bir model olabilir zira Allez modeli, Secteur'e nispeten daha bir yol bisikleti olarak sayılabilir.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Bisikletçiler Neden Gözlük Takar?

Bisiklete binerken kullanılan aksesuarlardan biri de gözlüktür. Bazılarının fiyatları çok yüksek gelebilir. Uyduruk gözüktüğü halde, etiketi el yakıyor olabilir. Ancak, bütçenize uygun tercihler de yapabilirsiniz. Mevsim ve güneşin pozisyonu fark etmeksizin, bisiklette gözlük takmayı kesinlikle öneriyorum.

Öncelikle, yaz aylarında güneşten korunma hususunda çok faydalıdır. Güneş karşıdan gelirken gözünüz kamaşabilir ve yolunuzu iyi seçemeyebilirsiniz. Bu da kaza yapmanıza sebep olabilir. Aynı şey kış aylarında da yağışlı hava için geçerli. Yağmur veya kar gözünüze girerek sizi zor durumda bırakabilir. Takacağınız gözlük ile bunların önüne geçmiş olursunuz. Görüş mesafenizin azalmaması veya direkt olarak görüşünüzün kapanması için mutlaka bir gözlük edinin. Düştüğünüzde kırılıp yüzünüze saplanmasından korkmayın zira camları bildiğimiz camdan yapılmıyor. Plastik veya benzeri malzemeler kullanılıyor.

Yoldaki tozun, toprağın, seken küçük taşların, böceklerin ve sineklerin gözünüze girmesini istemiyorsanız, yine bir gözlüğe ihtiyacınız var demektir. Bisiklete binerken kullandığınız gözlükleri lüks olarak görmeyin. Kaskınız nasıl güvenliğiniz için önemliyse, gözlük de aynı şekilde güvenliğinize katkı sağlıyor. Olmadık bir anda gözünüze kaçabilecek bir cisim, kritik bir anda yapılacak hamleyi geciktirebilir. Siz gözünüzü temizlemekle meşgulken veya doğru düzgün gözünüzü açamıyorken kaza yapabilirsiniz. Bu tip durumlardan sakınmanız için de gözlük çok önemlidir.

Gözlüklerin camları değiştirilebilen modelleri de mevcut. Böylece, gündüz güneşten sakınmak için taktığınız koyu renkli gözlük camını gece sürüşlerinde renksiz olanı ile değiştirebilirsiniz. Hava karanlık olduğunda da kendinizi savunmasız bırakmamış olursunuz. İki farklı cam tercihi olan gözlük de satın alabilirsiniz. Orası size kalmış. Bisiklet gözlüklerini güneş gözlüğü gibi düşünmeyin. Sadece hava aydınlık olduğunda takılacak bir şey değildir. Diğer yandan, sürüş esnasında yüzünüze gelen rüzgar gözlerinizi yaşartıyorsa, gözlük bunun derecesini mutlaka azaltacaktır. Yani, rüzgardan korunmak için de çok faydalıdır.

Gözlüklerin fiyatları, camların kalitesine, kullanılan malzemeye ve gözü hangi ışınlardan koruduğuna göre farklılık gösterebiliyor. Hemen hemen bütün bisiklet mağazalarında bu gözlüklerden bulabilirsiniz. Eğer rahat ettiğiniz outdoor aktiviteler için kullandığınız başka bir gözlüğünüz varsa, onu da kullanabilirsiniz. İlla bir bisikletçiden almanıza gerek yok. Önemli olan gözünüzü koruyor olması.

İtalya'da Bisiklet Kullanımı

Başlık biraz iddialı oldu. Tüm İtalya'yı gezmiş ve bir rapor sunuyorum gibi bir havası var. İtalya seyahatim sırasında uğradığım, İtalya'nın üç farklı bölgesine ait üç şehrinde gördüğüm bisiklet kullanımı ve bisiklet yollarının durumuna dair gözlemlediklerimi aktaracağım.

İtalya'nın Lazio bölgesinde yer alan başkent Roma'daki bisiklet kullanımı, İstanbul'a benziyor diyebilirim. Oldukça tarihi bir şehir olmasından dolayı, şehirde herhangi bir şeye yer açma olanakları oldukça kısıtlı. Bazı yerlerde kaldırımlar darlaşıyor. Bazı yerlerde ise hınca hınç park halinde olan arabalar yolu daraltıyor. Dolayısıyla bisikletle ilerleyebilmek için gerekli olan yolu bulmak oldukça zor. Bisikletliler, çözümü arabalarla aynı yolu kullanmakta bulmuş. Aynı yolları kullanıyorlar ve trafik ışıklarına oldukça dikkat ediyorlar. Bisikletlilere özel trafik ışıkları yok. Motorlu taşıtlarla tamamen eşit bir durumda trafikte ilerliyorlar. İtalya'da motosiklet kullanımı çok yaygın olduğundan, arabalar, yolda ilerlerken genelde yolun sağını onlara ayırıyorlar. Yani, sağ kaldırıma ya da varsa emniyet şeridine sıfırlama gibi bir durum söz konusu değil. Böylece, yaratılan boşluktan bisikletliler de faydalanıyor. Araba sürücülerinin motosikletlilere olan alışkanlıkları, bisikletlilerin çok işine yarıyor. Sürücülerin saygısı hiç fena düzeyde değil. Genellikle, bisikletlilere uzak geçmeye çalışıyorlar. Kavşakta ağırdan alan bisiklete korna çalan sürücülere denk gelmiş olsam da, genel itibariyle Roma'daki sürücüler bisikletlilerle iç içe yaşamaya alışmış durumda.

Çok fazla kask takan olduğunu söyleyemem. Bisikletinde ışık kullananların sayısı da çok azdı. Bisikleti ulaşım amaçlı ve arabalarla iç içe kullanmalarına rağmen, biraz risk alıyorlar diyebilirim. Fark edilir olma konusunda büyük endişeleri yok sanırım. Herhangi bir bisiklet yoluna denk gelmedim. Bisikletliye dikkat levhaları gördüğüm yerler oldu ama öyle itinalı, boyamaları olan vs. bir yol görmedim. Bisikleti her yerde kullanıyorlar. Tüm turistik veya turistik olmayan bölgelerde, iş kıyafetiyle, gündelik kıyafetle veya nadir de olsa bisiklet kıyafetleriyle kızlı erkekli bisiklete binen kişileri görmek mümkün. Roma'da bisiklet kullanımı yaygın ama bisikletli kişi sayısı azdı. Yani, her yaştan bisiklete binen kişileri gözlemledim. Ancak, sayıları diğer gördüğüm şehirlere kıyasla azdı. Sağda solda kilitlenmiş vaziyette duran bisiklet sayısı da öyle fazla değildi. Yine de hatrı sayılır sayıda park halinde duran bisikletler için ayrılmış bölgeler mevcuttu. Oldukça fazla yürümeme ve gezmeme rağmen, sadece iki tane bisiklet kiralama istasyonu gördüm. Onlarda da bisiklet yoktu. Bu tip şeyler, metropol bir kentte bisiklete binmenin zor olduğu gerçeğini biraz da olsa açıklıyor sanırım.

Toskana bölgesinde yer alan Floransa kentine adımınızı attığınız an dibinizden bir bisikletli geçiveriyor. Kaldırımlarda, yollarda, turistik bölgelerde, köprülerde, şehir dışında ve aklınıza gelebilecek başka her yerde bisikletli görmek mümkün. Hem kullanım çok yaygın hem de bisiklete binen kişi sayısı yüksek. Bisiklete dikkat çeken levhalar daha fazla. Sürücüler, Roma'daki sürücülere kıyasla daha saygılı ve daha temkinli. Şehirleri yürüyerek gezdiğim için, pek çok örnek gördüm. Hepsinde sonuç aynıydı. Hiçbir sürtüşme görmedim. Şehrin dışına doğru çıkıldıkça, tek tük de olsa bisiklet yolları gördüm. Çizgileri ve levhaları olan muntazam yollardı. Ancak, şehir merkezine yakınlaştıkça yapılar eskiyor, yollar daralıyor ve genişletme veya ekleme yapılabilecek hiçbir yer bulunamıyor. Dolayısıyla, burada da arabalarla ve bazen de yayalarla iç içe bir bisiklet kullanımı söz konusu. Ancak, bu durum bisikletle turistik turlar düzenlenmesine engel olmamış. Floransa'yı bisikletle turlamaya ne dersiniz? ilanlarını her yerde görmek mümkün. Floransa'ya, bir Amsterdam ya da Kopenhag kadar olmasa da; bisiklet kenti demek mümkün. Bisiklet kültürü yerleşmiş. Kullanan da kullanmayan da bu kültüre saygı duyuyor. Şehrin her yerinde, direklere veya bisiklet parklarına kilitlenmiş yüzlerce bisiklet var. Tren istasyonundan iner inmez karşınıza çıkan, başında birinin durduğu, kiralık bisiklet hizmeti sunulan bir yer var. Bisiklet parkının hemen yanına bisikletleri dizmiş, oldukça uygun bir fiyata bisiklet kiralıyor.

Biraz daha kuzeye, Emilia-Romagna bölgesindeki Bologna'ya geldiğimizde ise bisiklet için kullanılabilecek daha geniş alanlar olduğunu söyleyebilirim. Tren istasyonunun hemen yanında bisiklet kiralama istasyonu mevcut. Şehrin tarihi ve turistik merkezi daha küçük olduğundan, ondan biraz uzaklaşınca, bisikletlilerin daha rahat kullanabileceği yollar başlıyor. Bisikletliler için trafik ışıklarının da mevcut olduğu, yine sayıları çok olmayan bisiklet yolları bulmak mümkün. Şehirde yenilik yapmaya müsait bölgeler bulunduğu için, gerekli düzenlemeler yapılmış ve şehirde bisiklet dostu bir hava yaratılmış. Burada da bisikletliye saygı var ve herkes bir yerden bisikletli çıkabileceğinin farkında. İstanbul'daki bisikletliyi adamdan saymama eğilimi kesinlikle yok. Zaten, genel olarak İtalya'da bisiklet kültürünün yaygınlaştığını ve içselleştiğini, bazı işletmelerin bisikleti bir reklam aracı olarak kullanmalarından, mağazaların vitrinlerinin önünü onlarla süslüyor olmalarından ve restoran girişinde renkli bir görüntü oluşturmak için kullanmasından anlayabiliyorsunuz.

İtalya'da gördüğüm bisikletler, genellikle şehir bisikletiydi. En büyük yüzde o gruba ait. Geri kalanlar arasında ise, katlanabilir bisiklet, eski yol bisikletleri ve dağ bisikletlerinin dağılımı eşit orandaydı. Yerel, ucuz üretim İtalyan bisikletleri kullanıyorlardı. Bisikletlerin çoğu, ya hali hazırda heybeli ya da heybe takmaya uygun vaziyetteydi. Hemen hemen hepsinde zil vardı ancak aydınlatma öyle hepsinde yoktu. Floransa'daki Michelangelo tepesinde tamamladıkları bir etabı kutlayan yaklaşık 50 kadar yol bisikletlisine denk geldim. Çoğunun bisikleti karbondu ve markaları kendi ülkeleri İtalya'ya ait olan bisikletler kullanıyorlardı.

İtalya'da çektiğim bisiklet fotoğraflarının hepsi için buraya tıklayın.

İtalya sokaklarından bisiklet manzaraları:

video


16 Aralık 2013 Pazartesi

Campagnolo Eurus Jant Seti

Campagnolo'nun orta profilli jantları arasında iyi bir yere sahip olan Eurus modelini, yaklaşık 6 ay kadar kullandım ve 1500 kilometreden fazla yol yaptım. Bisiklette öyle inanılmaz hafiflikler aramayan ve iyi bir karbon veya çelik kadroya sahip olan herkesin gönül rahatlığı ile bisikletine takabileceği bir jant setidir.

İki tür modeli bulunan Eurus, hem tubeless, hem de bildiğimiz geleneksel iç lastikle kullanılan  şekliyle satışa sunulmuş. 2 Way Fit olan 1500, Clincher olan ise 1482 gram. Fiyat farkları çok az. Tırmanışta performansı hiç fena değil. Akıcılığı ve sağlamlığı ise oldukça iyi. Hızlanmak istediğinizde size ihtiyacınız olan çabukluğu sunuyor. Anında tepki veriyor ve hızınızı koruyor. Bir üst modeli olan Shamal Ultra modelinden farkı, göbeğindeki bilyelerın seramik olmayışı ve göbeğin dış yüzeyinin karbon olmayışı. Bunun haricinde bir farkı yok. Geometrileri ve dizaynları tamamen aynı. Dolayısıyla aralarında öyle çok fazla ağırlık farkı da yok. Diğer yandan, Eurus'un göbekleri, seramik bilye takmanıza olanacak verecek şekilde tasarlanmış. Yani, Campagnolo'nun ayrı olarak da sattığı seramik bilye setini alarak, jantın akıcılığını bir üst seviyeye taşıyabilirsiniz. Herhangi bir uyum sorunu yaratmaz. İnternette izlediğiniz akıcılık test eden videolara çok takılmayın. Bir jantın güç altında ivmelenmesi, hızını koruması vs. düz dururken çevirdiğinizde ne kadar uzun süre durduğuyla tam olarak örtüşen sonuçlar vermeyebilir.

Eurus modeli, Campagnolo'nun kendi teknolojisi olan G3 geometrisine uygun olarak tasarlanmıştır. Yazının sonunda paylaştığım videoda bu teknolojinin ne olduğunu görebilirsiniz ancak kısaca özetlemek gerekirse, jantın ve tellerinin esneme oranını minimize eden ve gücünüzü yola aktarmada size yardımcı olan bir teknolojidir.

Telleri yassı olarak dizayn edilen ve kalın tutulan Eurus modeli, oldukça sağlamdır ve tellerinde kopma, ayar kaçması, yamulma gibi problemler olmaz. Agresif sürüş tarzımdan ötürü pek çok beklenmedik çukura girip çıkmışlığım var. Jantta hiçbir problem olmadı. Satmadan önce göbeğini bakım yapmak için açtım. Bakım yapmama çok da gerek olmadığını gördüm ve jant setini aldığım fiyata sattım. Campagnolo ürünlerinin en güzel yanı, temiz kullanıldıysa asla zarar etmeyeceğiniz ürünler olmasıdır.





Shimano Sora Vites Grubu

Genellikle giriş seviyesi alüminyum yol bisikletlerinde görmeye alışık olduğumuz Shimano Sora vites grubu, geçtiğimiz yıla kadar, Campagnolo vites kollarındaki gibi iki ayrı yerden kontrol edilen vites kollarıyla sunuluyordu. Bu yılsa, Shimano'nun diğer yol gruplarında olduğu gibi tek yerden kontrol edilebilen STI sisteme geçtiler.

Düşük bütçeyle, yeni bir yol bisikleti alırken, bisikletin üzerindeki aktarım organlarının en kötü ihtimalle Sora olmasına dikkat etmenizi tavsiye ederim. Shimano 2300 gibi seri dışı modellerin takılı olduğu bisikletleri tercih etmeyin. Sora modeli, bisikletin üzerinde genellikle 2 x 9 şeklinde geliyor. Dilerseniz 3'lü aynakol da tercih edebilirsiniz. Bunu yaparken, rublenizin boyutuna da bağlı olarak, arka aktarıcının kısa veya uzun bacaklı olup olmayacağına dair satın aldığınız yer ile görüşmenizde fayda var. 3'lü aynakol sayesinde, yokuş çıkarken kendinizi daha az yormuş olursunuz.

Her ne kadar yol bisikleti için üretilmiş vites grupları arasında gösterilse de, safkan bir yol bisikleti vites grubu olduğunu söyleyemem. Gerek ağırlığı, gerekse vites geçişlerinde üst modellerine kıyasla yeteri kadar yumuşak olmaması sebebiyle, Sora grubunu sadece başlangıç seviyesi için önerebilirim. Aldığınız bisiklette gelen seti temiz ve itinalı kullanıp, satarken çok zarar etmeden bir veya bisikletinizin kadrosunun kalitesine göre iki üst gruba geçmenizde fayda var. Ya da, hiç satmayıp kenarda tutabilirsiniz. Frenlerini değiştirmek kaydıyla, bir Cyclo-Cross modeli bisiklete de pekala bu grubu takabilirsiniz veya sonradan toplayacağınız bir başka bisiklet için bu grubu saklayabilirsiniz. Biraz daha hor kullanıma gelebilecek; kış bisikleti gibi bir şey toplamak istediğinizde, Sora sizin işinizi görecektir. Diğer yandan, düz gidonu bulunan bir tur bisikleti yerine, yol gidonu bulunan bir bisikletle tura çıkmak istiyorsanız, 3 x 9 Sora set ile rahatlıkla tura çıkabilirsiniz. Dayanıklılığı konusunda kafanızda soru işareti oluşturmasın.

Kullanıcıların sık yaptığı hata, bisiklet satın alırken kadro kalitesine göre değil de, üzerindeki vites grubuna göre tercih yapmak oluyor. Bisiklet ve hatta yol bisikleti sizin için yeniyse, Sora grubuyla başlamanızda bir sakınca yok. Bahsettiğim kadar yeniyseniz, üzerinde Tiagra; yani bir üst gruba ait set olsa da sizin için pek bir şey fark etmiyor olacaktır. Henüz ikisinin arasındaki farkı anlayabilecek kadar bisiklet tecrübeniz bulunmadığından, sizin, sürüş kalitenize ve yol bisikletinin sürüş tecrübesine odaklanmanızda fayda var. Bütçenizi zorluyorsanız, Sora'da kalmanız yeterli. Kadrosunu beğendiniz ve kaliteli bir kadro olduğuna kanaat getirdiniz. Bütçeniz de elveriyorsa, Tiagra set takılı olan bisikleti alabilirsiniz. Burası size kalmış. Bu arada, Tiagra'nın 10'lu, Sora'nın ise 9'lu sistem kullandığını hatırlatmamda fayda var. Yani, Tiagra'nın rublesinde bir tane daha dişlisi var.

Shimano Sora kullanırken herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Vites ayarını bir kere yaptırdım ve bir daha neredeyse hiç bozulmadı. Sadece, hava ısısına göre tel gerginliğindeki değişime bağlı ayarsızlıklar oldu. Bu da öyle sorun sayılabilecek bir durum değil. Vites ayarını itinayla yaptırırsanız, öyle rubleden ses gelmesi, vites geçmemesi vb. sorunlarla karşılaşmazsınız. Bazen daha alt vites gruplarının daha üsttekilere oranlara vites geçişlerinde daha kötü olduğu söyleniyor. Vitesler daha sert veya daha yavaş geçiyor olabilir ama vitesin zor geçmesi, geçmemesi veya ayarının çabuk bozulması gibi sorunlar olmuyor. Bu konuda kafanız rahat olabilir. Vites gruplarının arasındaki temel farklar, kullanılan malzemenin kalitesine ve hafifliğine göre oluşuyor. Sizin hafiflikle işiniz yoksa ve bisikletinizi öyle yüksek performanslar için kullanmayacaksınız, siyah veya gümüş renk seçeneği ile sunulan Shimano'nun Sora grubu sizin için yeterli olacaktır.

Bisiklet Nasıl Temizlenir?

Kuru havalarda çok sık yapmak zorunda olmasak da, havaların kötü gittiği mevsimlerde bisikletimizin temizliğine biraz daha özen göstermemiz gerektiği bir gerçek. Yağmur, çamur, toz derken bisikletin her yeri pisleniyor. Kirlenen bisikleti temizlemek için neler yapmak gerektiğine dair pek çok yöntem var. Size kendi yöntemlerimden bahsedeceğim.

Eğer bahçe gibi geniş bir alanınız veya bisikleti uzaktan hortumla su püskürterek yıkayacak genişlikte bir yeriniz varsa, hortumdan akan suyun şiddetini biraz yükseltip, püskürtme şeklinde bisikleti şöyle bir yıkayabilirsiniz. Böylece, üzerinde kurumuş çamur vb. artıklar yumuşamış olacaktır ve hafif kirler akacaktır. Bunu yapmadan önce, bütün aksesuarlarınızı sökmeyi unutmayın. Sonrasında, yumuşak yüzeyi olan bir bezle kadronuzun tüm borularını üstün körü silebilirsiniz. Eğer kadrodaki çamur kuruyken bunu yaparsanız, kadronuz çizilebilir. Buna dikkat edin. Akabinde, bir tane küçük, bir tane büyük sünger ile bisikletin tüm temizliğini yapabilirsiniz. Ben bulaşık deterjanı dolu bir kovaya süngerleri atıyorum ve sonra köpüklü köpüklü halleriyle bisikletin her yerini silmeye başlıyorum. Büyük süngerle erişemediğiniz yerlere, küçük olanla girerseniz. Daha küçük yerler için ise kulak çubuğu kullanabilirsiniz. Kadro, aynakol, gidon ve vites kolları, frenler, fren bacakları, sele borusu, sele borusu ile sele arasında kalan ve genellikle toz biriken yer, matara kafesleri, mataralar, jantlar, jant telleri ve hatta dış lastiklerine varana kadar köpükledikten sonra, iyice durlayın. Kurulama işlemini uzaktan fön makinesi veya bir havlu ile yapın. Kadronuz tertemiz oldu.

Gelelim vites parçalarınızın temizliğine. En çok problem yaşanan parça rubledir. Diş fırçası kadar da olsa, bir fırça ile temizlik yapmanızda fayda var. Püskürtmeli yağ sökücü veya balata spreyi kullanırsanız, rubleye yandan değil üstten dik şekilde sıkarak temizlik yapın. Yandan yaparsanız, jant göbeğinize nüfuz edebilir. Göbekteki yağı biraz da olsa sökebilirsiniz. Ancak, benim tavsiyem, bu tip püskürtmeli yağ sökücüler kullanmak yerine; benzin, mazot, tiner vb. yağ sökme özelliği bulunan şeylere fırçayı batırıp batırıp rubleyi derinlemesine temizlemeniz. Fırça yardımıyla her dişliyi itinayla temizleyebilirsiniz. Bunu açık bir yerde yapmanızda fayda var. Kokudan kafayı bulabilirsiniz. Ruble ve arka aktarıcının makaralarını bu yolla temizledikten sonra, zincirinizi aynakoldan kurtarın ve serbest bırakın. Aynı yöntemle, aynakolun bütün çarklarını temizleyin. Sonra zinciri tekrar takın. Şimdi zinciri temizleyebilirsiniz. Zinciri en son temizliyoruz çünkü arka ve öndeki dişlileriniz pis olduğu sürece, zinciri ne kadar temizlerseniz temizleyin, zinciriniz pislenmeye devam edecektir. Pedal çevirerek zincire sürekli tur attırın ve aynı zamanda fırçayla zinciri temizleyin. Sonra, aynısını bir de bezle yapın. Böylece zincirinizin hem içi, hem de dışı temizlenmiş oldu. Bunları yaparken yere pislikler akacağı için, bisikletin altına gazete falan koymayı ihmal etmeyin. Temizleme bittikten sonra, zinciri tekrar yağlayabilirsiniz.

Bunlarla uğraşacak ne vaktim var ne de yerim var diyorsanız, bisiklet mağazalarında veya Decathlon'da satılan bisiklet temizleme kitlerinden alın. Garip bir kokusu olsa da iyi temizleyen o püskürtmeli zımbırtılarla kadroyu temizleyebilirsiniz. İster direkt kadroya sıkın, ister beze veya süngere sıkıp onla yapın. Orta boy bir sünger, bir nemli, bir de kuru bez, işinizi görür. Yağ sökücüyle ise, az önce de dediğim gibi yandan değil üstten sıkarak rublenizi temizleyebilirsiniz. Zincir ve aynakolu da yine bununla temizledikten sonra temizliğiniz bitti demektir. Fren yaptığınızda o iğrenç tiz fren sesi gelsin istemiyorsanız, kullandığınız yağ sökücü, zincir yağı vb. şeyleri, jantların fren yüzeylerine sıçratmamaya dikkat etin. Sıçrattığınızı düşünüyorsanız, o bölgeleri de ayrı olarak temizlemenizde ve hatta fren pabuçlarınızı da temizlemenizde fayda var. Tüm bu anlattıklarım, hem bisikletinizi satarken size artı olarak geri döner, hem de kullandığınız malzemelerin ömrünü uzatır.







15 Aralık 2013 Pazar

Doğru Vites Kullanımı Nasıl Olur?

Bisikleti yeni aldınız, tüm ayarlarını yaptırdınız. Sürüşlere başladınız ve bir süre sonra vites grubunuzdan sesler mi gelmeye başladı? Zincirindeki yağ, azalmış olabilir mi? Ya da, tellerindeki gerginlikte bir değişiklik olmuş olamaz mı? Bunlar büyük problemler mi? Hayır. Zinciri yağlarsınız. Tel gerginliği ise, beş dakikanızı almadan yeniden ayarlatabileceğiniz bir şeydir. Peki ya tüm bunlarda bir problem yok ve siz hala ses geliyor diyorsanız ne yapmalı?

Doğru vites kullanmanın ne olduğunu, bisikleti alırken size anlatmış olmalılar. Doğru viteste sürüş yapmak demek, zinciriniz aşırı biçimde çapraza düşmemiş bir vaziyette sürüş yapmak demektir. Zincir hizası, çok fazla yanlara kaymadan sürmek demektir. Çok uç durumlarda çapraza düşebilir ve kısa bir süre böyle idare edebilirsiniz. Çıkamadığınız bir yokuşta veya vitesin diğer dişliye geçmediği zamanlarda idareten bu şekilde sürüş yapmanızda sorun yok. Ancak, zincir bu şekilde çapraz konumdayken sürüş yapmayı, alışkanlık haline getirirseniz ve bacaklarınızı buna alıştırırsanız, hem zinciriniz hem de rubleniz ve hatta aynakolunuz bundan zaman içinde büyük zararlar görecektir. Zincir, arka rublenizin üzerindeki dişlilerde düz bir konumda olmadığından, zincirin dış yüzeyi, rublenin diğer dişlilerine sürtmeye başlayacaktır. Bu da zamanla aşınmaya sebep olacaktır. Hem zincirinizin hem de rublenizdeki dişlilerin formu bozulacaktır. 

İlk sürüşlerinizde hangi viteste olduğunuzu anlamak biraz zor olabilir. Ancak, sonraları buna alışacak ve eğilip rublenize bakmadan da hangi viteste olduğunuzu kestirebilir hale geleceksenizdir. Vites değiştiricilerinde yazan rakamlara takılmayın. Sürerken bacağınızdaki hisse odaklanarak, kaçıncı viteste olduğunuzu tahmin etmeye çalışın. Zamanla daha az yanılacak ve sonunda tamamen anlayabiliyor olacaksınız. Basit mantıkla açıklamak gerekirse; normal şartlar altında, zinciriniz rublenizdeki büyük dişliye ne kadar yaklaşıyorsa, aynakolunuzda da yani ön vitesinizde de büyük çarktan o kadar uzaklaşmalıdır. Zinciri çapraz kullandığınızda gelen ses, zincirinizin ön aktarıcıda içe veya dışa doğru gidecek yeri kalmadığından, o aktarıcının iç duvarına sürtünmesinden kaynaklanıyordur. Şehir içinde kullanırken, eğer üçlü aynakolunuz varsa, onu ortadakinde tutmanızda yarar var. Arkayı ise, genellikle rublenin üst veya orta bölgelerinde kullanabilirsiniz. Dik bir yokuş geldi ve vitesi hafifletmeye mi ihtiyacınız oldu? Rubleyi en hafif hale, yani en büyük dişliye çıkardınız. Eğer ses gelmesin istiyorsanız, öndeki vitesinizi, en küçük çarka alabilirsiniz. Böylece ses kesilmiş ve biraz daha hafiflemiş ve sizi yormayan bir sürüşe sahip olursunuz. Aşağıdaki videoda, anlattıklarımı biraz daha net görebilirsiniz.

Bir başka yanlış vites kullanımı durumu da, kadansla alakalıdır. Yani, pedal çevirme sıklığınızla ilgili bir yanlışınız var demektir. Eğer ayaklarınız gereğinden fazla dönüyor ama bisikletiniz çok yol almıyorsa, muhtemelen yanlış vitestesinizdir. Yokuşta olmanız haricinde hafif viteste kullandığınız durumlarda, ayaklarınız zaman zaman boşa dönebilir. Siz boşuna o kadar hızlı çeviriyor olabilirsiniz. Bu tip bir sürüşü yaparken, poponuz da selenin üzerinde sekiyor olacaktır. Dikkat ederseniz bunu da fark edeceksinizdir. Doğru viteste sürüş yaparken, selenin üzerinde asla sekmezsiniz. 

Son olarak, vites parçalarınızı yıpratmadan kullanmak istiyorsanız, yokuşa başladıktan sonra değil, yokuşa yaklaşırken vites değiştirin. Yokuş esnasında vites değiştirdiğinizde gelen çatır çutur sesler, aktarım organlarını gereksiz yere zorladığınız anlamına gelmektedir.







Bisikletçiler Neden Çok Zayıf?

Profesyonel bisiklet sporcularının farklı farklı vücut tipleri var. Eğer yarışları izliyorsanız fark etmişsinizdir. Bazı bisikletçilerin ise, diğerlerine oranla daha bir ince ve zayıf olduğunu mutlaka görmüşsünüzdür.

Bu arkadaşlar bisiklete binmiyor mu? Bacakları çok kuvvetli olmak zorunda değil mi? Kalın baldırları olması gerekmiyor mu? O kadar ince bacaklarla nasıl pedala kuvvetli güç uyguluyorlar?

Bu soruları sorduğunuz ya da soran birini duyduğunuz mutlaka olmuştur. Bisikletçilerin hepsinin farklı tarzları var. O çok merak ettiğiniz, bacakları incecik olanların neredeyse hepsi, tırmanışçı ya da genel klasmancı olarak geçiyor. Özellikle onların antrenman programı, vücutları o şekilde incecik olsun diye hazırlanıyor. Vücutlarında yağ yok. O kadar ince olmalarının birinci sebebi bu. Ayrıca, kas yapıları da böyle ince olmalarına müsait. Bacaklarındaki mevcut kaslar ise çok güçlü. Sürüş esnasında bacak hareketlerine yakından bakarsanız, kaslarının ne denli kuvvetli olduğunu görebilirsiniz. Doğru antrenman programıyla, sadece sürüşte ihtiyaç olan bölgelerdeki kaslar güçlendiriliyor.

Diğer yandan, bu kadar ince olmaları, onlara sürüşlerde rüzgardan daha az etkilenme avantajı sağlayabiliyor. Havayı daha iyi yarmak için yapılabilecek en önemli şey, sürtünme yüzeyini azaltmaktır. Omuzlarınız ne kadar dar olursa, size çarpan rüzgarı karşılayan yerleriniz de o kadar azalır neticede. Bir diğer konu ise, hafif olmalarıyla alakalı. Kiloları oldukça az olduğundan, tırmanış etaplarında bacaklarının taşımak zorunda olduğu yük de hafif oluyor. Bugüne kadar tırmandığınız yokuşları, bir de sırtınızda veya bisikletinizde olan ağırlıklarla tırmanmayı deneyin. Farkı görecekseniz. Yer çekimi diye bir gerçek var. Bu yüzden, ne kadar hafifseniz, bacaklarınızdaki yağ oranı ne kadar az ve kas oranı ne kadar iyiyse, o kadar iyi tırmanış yapabilirsiniz demektir. Elbette belli bir antrenmandan geçmeniz koşuluyla. Yoksa öyle her ince bacaklı hafif insan iyi tırmanacak diye bir şey yok. Diğer yandan, her iri yapılı ve kilolu insan kötü tırmanacak diye de bir şey yok. Bu tamamen vücut tipinizle, yağ ve kas oranlarınızla, ne kadar sağlıklı ciğerlere sahip olduğunuzla ve beslenme tipinizle ilgili bir durum.

Ben, öyle iyi bir tırmanışçı değilim. Bunun başlıca sebebi, kilomun buna müsait olmayışı. Siz hiç 75 kiloluk tırmanış yapan bir bisikletçi gördünüz mü? Boyum 180 cm olsa da, kilom boyuma göre hala biraz fazla. Dolayısıyla, tırmanırken yorulmaya başladığımda vücut ağırlığım iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlıyor ve pedala verdiğim kuvvet, bir süre sonra bana acı vermeye başlıyor. Buna karşın, düzlükte kütlem sayesinde hızımı daha uzun süre koruyabiliyorum ve bacaklarımdaki kas yapım daha hızlı gitmeme olanak veriyor. Fizik yapımı kategorize edecek olursak, sprinter kategorisine girdiğimi söyleyebilirim.

14 Aralık 2013 Cumartesi

Bisiklette Güvenlik Nasıl Sağlanır?

Bisikletle ilk defa işe gidip gelmeye başladığım zamanlar, ailemden biraz tepki almıştım. 30 kilometre gidiş, 30 kilometre geliş olan yolu nasıl alacağımı merak ettiler. Endişe ettiler. Önceleri yavaştım. Sonra hızlandım. Hem izlediğim güzergaha hem de arabaların davranışlarına alıştıkça, ne zaman ne yapmam gerektiğini daha iyi bilir hale geldim. Bir süre sonra ise, trafikte bisiklet kullanıyor olmak problem olmaktan çıktı. Günün her saati, hemen hemen her yere gidebilecek düzeye geldim.

Bisiklet sürüşlerinizin güvenli olmasını istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken her şeye, gerçekten de dikkat ediyor, özen gösteriyor olmanız gerekli. Her şeyden önce, defansif sürüş denen davranışa alışmalısınız. Arabalar ve hatta yayalar, sanki sizi hiç görmüyormuş gibi sürmelisiniz. Onların muhtemel tavırlarına göre karar verip risk alırsanız, mutlaka bir gün kaza yaparsınız. Her zaman en kötü senaryoyu düşünüp, ona göre karar vermelisiniz. Yavaşlamak insanı sinir ediyor, biliyorum. Ancak, düştüğünüzde hem siz, hem karşı taraf hem de güzel bisikletiniz zarar görebilir. Bunun olması, yavaşlamanızdan çok daha kötü öyle değil mi? Bir viraja, dört yol ağzına veya kavşağa girerken, mutlaka her yönden gelen araçlara bakın. Size yeşil ışık yanıyor olsa bile bakın. Kilitli pedal kullanıyorsanız, kilitlerinizi her an açacakmış gibi kendinizi hazırlayın. Hatta bir tanesini açın. Ani bir durumda panik yapıp düşmeyin. Elleriniz her zaman bu tip dönemeçlerde frenlerde olsun. Acil durumda fren yapabilecek vaktiniz olmalı. Ani durum frenlerinde asla tek bir freni sıkmayın. Tek ön fren takla atmanıza, tek arka fren bisikletinizin kıçının atmasına sebep olur. Yine düşersiniz.

Bitişini görmediğiniz virajlara hızlı girmemek çok önemli. Önünüzdeki araba yüzünden yolun diğer yanını göremiyorsanız, o kavşağa girmeyin. Görüş açınızın açılmasını bekleyin. Otobüs, tır, uzun kamyon gibi araçların yanında uzun süre seyretmeyin. Bu tip araçların kör noktalarına denk gelme ihtimaliniz daha fazla. Agresif minibüs sürücülerinden bahsetmeme gerek yok. Yayayken bile uzak duruyorum onlardan. Otobüs duraklarından geçerken, durakta kimse olmasa bile yavaşlayın. Otobüsten inen bir yaya aniden önünüze atlayabilir. Arka ve orta kapıyı geçtiniz diye hızlanmayın, fren yapmaya devam edin çünkü ön kapıdan da inenler olabilir. Hesapta olmayan ve aniden yolunuza fırlayan yayalar çok tehlikelidir. Yoğun trafiğe denk geldiniz ve arabaların arasından seyrediyorsunuz. Kesinlikle hızlanmayın. Dar yerlerden geçerken denge kaybederseniz arabaların üzerine düşebilirsiniz. Yine bu tip durumlarda da bir ayağınızı kilitten kurtarmış şekilde temkinli sürebilirsiniz.

Park halindeki arabaların yanından geçerken, gözünüz hep bir iki sıra önünüzdeki arabalarda olsun. İçlerinde sürücü varsa, mutlaka açığından geçin. Aniden açılan bir kapı, problem yaratabilir. Hatta, solunuzdaki yol müsait ise, park halindeki araçların hepsinin açığından geçmenizde fayda var. Park halindeki arabalar boşluklarla park etmiş olabilir. Bu boşluklara girip çıkmayın. Öndeki araba aniden geri gelebilir. Agresif sürüş yapmaya kalkmadan önce, mutlaka önünüzdeki yola bakın. Hızınızı aldınız, her şey çok güzel tam temponuzu tutturdunuz gidiyorsunuz diye, güvenlik önlemlerinizi ihmal etmeyin. Daha hızlı çarparsanız, daha zararlı çıkarsınız. Her daim temkinli olmakta fayda var. Sürüş esnasında arka tekerinize, ön tekerinize, frenlerinize, ayakkabınıza falan bakmayın. Yola bakın. Lastiğinizin patladığını mı hissediyorsunuz? Bisikletin bir yerinden ses mi geliyor? Kenara çekin, öyle kontrol edin. Sürüş esnasında bisikletin herhangi bir tarafına eğilip, kontrol yapmaya kalkmayın. Gözünüzü yoldan ayırmayın ki herhangi bir tehlikeyi zamanında fark edebilesiniz. Bisiklet yollarında sürüş yaparken, gereksiz yere hız yapmayın. Annesinin veya babasının elini bırakmış, oradan oraya koşuşturan bir çocuk, başınıza çok büyük dertler açabilir. Bisiklete yeni başlayan bir çocuk da yapacağı yanlış bir manevra ile size kaza yaptırabilir. Buradaki önemli olan nokta, kendinize her zaman fren yapıp durabileceğiniz zamanı kazandırabilmiş olmaktır.

Sürüş tarzınız, işin sizle ilgili olan kısmıydı. Bir de, etrafınızla ilgili durum var. Fark edilir olmanız çok önemli. Özellikle akşam sürüşlerinde veya havanın çok aydınlık olmadığı saatlerde yaptığınız sürüşlerde, reflektörlü giysiler tercih edin. Bazı uzun taytların bilek kısmındaki fermuarlı reflektörlü oluyor. Formaların cep kısımlarındaki dikişleri reflektörlü yapıyorlar. Ya da, formanızın üzerinde giyeceğiniz fosforlu renkteki, reflektörlü bir güvenlik yeleği veya ceketi ile sürüş yapabilirsiniz. Reflektörlü paça bandı kullanabilirsiniz. Ayağınız pedal hareketleri sayesinde sürekli aktif olacağından, dikkat çekme olasılığı daha yüksek. Ayrıca, bisikletinizin önüne ve arkasına takacağınız aydınlatmalar sayesinde de görünebilirliğiniz bir hayli artacaktır.

Birden fazla bisikletli bir arada sürüş yapıyorsanız, zorunlu olmadıkça çok keskin frenler yapmamalısınız. Arkanızdaki size çarpabilir. Dönüşten önce, döneceğiniz yöndeki kolunuzu yere paralel olarak kaldırmanız, sinyal verdiğiniz anlamına gelir. Yerde göreceğiniz herhangi bir engebe, çöp veya kesici bir maddeyi gören ilk kişinin, onun olduğu yeri gösterip yüksek sesle ikaz yaparak tehlikeyi haber vermesi önemlidir. Konuyla ilgili detaylı bilgiyi bu yazıdan alabilirsiniz.

Ve son olarak, mutlaka ve mutlaka kaskınızı takın. Neden kaskın bu kadar önemli olduğunu, daha önceki bir yazımda aktarmıştım. Taktığınız kaskın da muntazam bir şekilde takılı olması, güvenliğiniz açısından önemlidir. Olası bir düşüşte, kafanızdan çıkmaması için, kaskın yeterli sıkılıkta durduğundan emin olun.

Sigma Cuberider Arka Stop Işığı

Akşamları bisiklete binerken, mutlaka kolayca fark edilir halde olmalısınız. Takacağınız reflektörlü bir paça bandı, giyeceğiniz reflektörlü bir güvenlik yeleği veya yağmur/rüzgar ceketi ve bisikletinizde yer alan ışıklar, arabaların sizi yanınıza gelmeden fark etmesini sağlayacaktır. Özellikle sele borusuna takacağınız kırmızı stop ışıklarının çok önemli olduğunu belirtmeliyim. Eğer eve dönüşünüz geç olacaksa, çıktığınızda hava aydınlık bile olsa bu ışığı bisikletinize takın. Mesafenin uzunluğu ya da kısalığı hiç önemli değil. Arabaların, nerede ne zaman ne yapacakları, içinde eğitimsiz sürücüler yüzünden hiç belli olmuyor. Siz önleminizi alarak mutlaka yanınızda kırmızı ışıklardan bulundurun.

Sigma markası, bu tip ürünlerde güvenilir ve başarılı bir markadır. Hemen hemen bütün bisiklet mağazalarında bulabileceğiniz bu markaya ait ışıklar, oldukça uzun ömürlüdürler ve iyi ışık verirler. Cuberider II modelini bir süredir kullanıyorum. Aslında, başlangıç seviyesine ait bir model ama oldukça kaliteli. Yağışlı havada da hiç sorun çıkarmadan çalışmaya devam ediyor. 3 farklı modda çalışıyor. Yanıp sönüyor, içindeki 5 led arasında ışık geçişleri oluyor veya sürekli yanıyor. Sürüş yaptığınız saate, trafiğin durumuna ve havanın karanlıklığına göre herhangi bir tanesini kullanabilirsiniz. Aldığımdan beri kullanıyorum ve henüz pilini değiştirmedim. 50-60 saatlik bir ömrü varmış sanırım pillerinin. 2 adet AAA pille çalışıyor. Pil azalmaya başladığı zaman, üzerindeki minik gösterge ışığı yanıyor. Maksimum 220 derecelik bir açıya kadar görünebilirliği var ve montajı da çok basit.

Herhangi bir vida falan kullanmadan, doğrudan elinizle monte ediyorsunuz. Üzerindeki lastik gayet sağlam ve sıkı sıkı tutuyor sele borusunu. Ancak, çok titreşimli yerlerden geçtiğinizde veya bisikletiniz bir darbeye maruz kaldığında, ışık biraz aşağı doğru eğilebiliyor. Ara sıra kontrol etmenizde fayda var. Bu eğilme, bağlantı aparatıyla ışık arasındaki tutuşu sağlayan vidanın gevşemesinden kaynaklanabiliyor. Sürüşe çıkmadan önce onun sıkılığını kontrol etmenizde fayda var.

Daha pahalı modeller de bulmanız mümkün. Ancak, şehir içinde kısa süreli sürüşlerde kullanıyorsanız, bu size yeterli olacaktır. Daha pahalı olanların, pil ömrü uzuyor ve daha fazla yanıp sönme modu oluyor. Bir de ışıkları daha kuvvetli ve daha uzak mesafelerden fark edilebiliyor. Daha ucuz olanlarında ise bu özellikler tam tersi bir hale geliyor. Çok da ucuz modellere yönelmemenizi tavsiye ediyorum. Dayanıksız oldukları için çabuk bozuluyorlar. Kullan ve at modeli bir ürün almanıza gerek yok. Biraz daha para verip, kaliteli bir ürün kullanmakta fayda var.

13 Aralık 2013 Cuma

Sidi Ergo 3 Yol Bisikleti Ayakkabısı

Kilitli pedala geçtikten sonra, pedal seçimine gösterdiğiniz özenin daha fazlasını, o pedala uygun ayakkabıyı seçerken göstermelisiniz. Bir yol bisikleti kullanıyor ve yol bisikleti pedalı ile sürüşlerinizi gerçekleştirmeye başladıysanız, performansınıza biraz özen gösteriyor veya en azından yavaş yavaş bu işe eğiliyorsunuz demektir. Alacağınız ayakkabının, performansın yanı sıra, sürüş kalitenizinle de doğrulan ilintili olduğunu söyleyebilirim.

Bir yol bisikleti ayakkabısında esas olan, sizin ayağınızı tamamen sarıyor olmasıdır. Dikkat ettiyseniz, ayakkabıların üst kısımlarında en az iki, çoğunlukla üç adet sıkma noktaları olur. Bazılarında bu, üç tur atan misina ile, bazılarında velcro (halk arasında cırt cırt diye bilinen bantlar) ile, bazıların da ise, bu ikisi birlikte yer alır ve hatta buna ek olarak bir de basit bir mekanizma ile çalışan tokaları olur. Tüm bunların amacı, sizin bacaklarınızdan gelen kuvveti pedala aktaran ayaklarınızın, tam randımanlı bir şekilde güç aktarımı gerçekleştirebilmesini sağlamaktır. Ayağınız, ayakkabının içinde ne kadar az hareket ediyor ve ayakkabı ile ne kadar kusursuz bir bütünlük sağlarsa, pedala basarken uyguladığınız kuvvet de o oranda bisiklete aktarılmış olur.

Profesyonel sporcuların kullandığı pek çok ayakkabı markası var. Bunlardan bir tanesi de Sidi. Benim bu markayı tercih etmiş olmamın sebebi ise, markanın bir İtalyan markası olmasının yanı sıra, yarışlarda en çok gördüğüm markalardan biri olması. Bir ürün, İtalyan olunca, dizaynı da güzel oluyor. Estetik gözüken şeyleri çok sevdiğim için, Sidi'nin Ergo 3 modelini tercih ettim. Ayakkabının ön kısmındaki tek velcronun iç tarafında, birbirine zıt yönlerde bakan iki tırtıklı bölge var. Siz bandı kapattığınızda, bu iki tırtıklı plastik yüzey birbirine kilitlenmiş oluyor. Orta kısmında ise basit bir çevirme mekanizması ile çalışan misina sistemi var ki hemen hemen tüm bisiklet mağazalarında bu tip misinalar kullanan ayakkabı modellerini görmek mümkün. Ayakkabının bileğinize en yakın ve son kısmında ise, gevşekliği ayarlanabilir bir toka bulunuyor. Bu üç farklı ayar sayesinde, ayağınızı, ayakkabının içindeki en rahat ve sürüşünüze en uygun haline getirebiliyorsunuz. Tüm bunlara ek olarak, ayakkabının arkasında yer alan ve bileğinizin etrafına denk gelen, ucunda şirin İtalyan bayrağının yer aldığı bir mekanizma daha var. Sıkılığı bir vida sayesinde ayarlanan bu mekanizma sayesinde, ayağınızın az önce anlattıklarım haricinde, bir de arkadan kuşatılması söz konusu oluyor. Böylece, ayağınız ayakkabınızla yekpare bir şekile bürünüyor.

Ayakkabının tabanı ise tamamen karbon malzemeden yapılmış. Bu tip ayakkabılardaki temel esası az önce söylemiştim. Esnemez olması ve gücünüzü tam olarak aktarması çok önemli. Tabanda karbon malzeme kullanarak, ayakkabının esnemezlik oranını yükseltiyorlar ve bu da size daha iyi bir sürüş deneyimi olarak geri geliyor. Karbon sert bir malzeme. Ayak  bundan rahatsız olmaz mı? Hayır. Ayakkabının içine konulan tabanlık, karbonun o sertliğini ortadan kaldırmaya yetiyor. Kaldı ki; bütün meselemizin, gücümüzü bisiklete kusursuz aktarmak olduğunu unutmayın. Yumuşak bir taban, esneyen bir taban demektir. Esneyen taban, siz ayakkabıya güç uyguladığınızda, ayakkabının kendini esnetip gücünüzün bir kısmını emmesi demektir. Tüm gücünüzün pedala gitmemesi demektir.

Pek çok ayakkabı markasında, tabanı karbon olmayan modeller de mevcut. Tabanın sert olması önemli. Elinizle ve hatta ayakkabıyı denerken yapacağınız ufak tefek zorlama testleriyle bunu analiz etmek mümkün. Hangi malzeme olduğunun önemi yok, esnemesin yeter. Ayakkabıyı satın alırken, yere temas eden bölgelerine de bakmanız gerek. Ön ve arkasında yer alan, genellikle vida yoluyla ayakkabıya tutturulan kauçuk veya plastik yüzeyler, sizin o dümdüz ve sert tabanlar üzerinde kaymanızı engeller. Ancak, sürekli bu ayakkabılarla yürürseniz, onlar erir. Bu yüzden gidip yenilerini almanız gerekir. Özellikle topuk kısmındaki destekler çok çabuk deforme oluyor. Ayda bir onları kontrol etmenizde, vidalarını sıkmanızda ve erimişse yenilerini almanızda fayda var. İhmal etmeyin. Çok pahalı şeyler değiller. Hem ayakkabının ömrünü uzatmak hem de kendi sağlığınızı korumak için dikkat edin. Örneğin; ben, Ergo 3 modelinin topuk kısmını iki kere yeniledim.

Sidi'nin Ergo 3 ve bazı başka modellerinde, vidalanan hemen hemen her şeyin yenilenmesi ve değişmesi mümkün. Bir şeyin vidası varsa, mutlaka değiştirilebiliyordur o ayakkabıda. Tokasının kendisi, tokasının mekanizması, misina aparatı, arka kısmındaki bilek ayarını yapan mekanizma ve tabanındaki ön ve arka desteklerin hepsi değiştirilebilen şeyler. Hatta, tokanın başka rengini bile alıp takabilirsiniz.

Peki ya, Ergo 3 modelinin çamaşır makinesinde defalarca yıkamama rağmen hiç deforme olmamış olmasına ne demeli? Beyaz ayakkabı hastası olduğum için, onları temiz tutmakla da uğraşmak durumundayım. Ayakkabı kılıfı takınca, sürüşte ayakkabılarımı göremiyorum diye mutsuz oluyorum. Ne anladım dizaynı güzel ayakkabı almaktan o zaman. Kirlendikçe makinede yıkarım daha iyi. Ne tabanında bir açılma oldu ne de derisinde bir deformasyon. Makinenin içinde dönerken çok ses yapmasın diyorsanız, bir iki ıvır zıvırla beraber düşük sıcaklıkta yıkamanızda sakınca yok. En azından ben bir zararını görmedim. Sidi ayakkabılarının genel problemi, derilerinin o diri duruşunun çabuk bozulması. Yani, ayakkabının derisinde bir pörsüme oluyor sanki. Kullanan başka kişilerden de benzer yorumlar duydum. Bilmenizde fayda var. Ancak, genel itibariyle, hem performans hem de rahatlık açısından rahatlıkla önerebileceğim bir model olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir problem yaşamadım ve hala sağlam bir şekilde kullanmaya devam ediyorum. Üstelik, Speedplay pedalları ile de uyumlu.

Sidi markasını, Türkiye'ye Aslı Bisiklet getiriyor. Onların mağazalarında veya onlardan satın alıp kendi mağazalarında bulunduran Kaçkar BisikletErdoğanlar Bisiklet ve Bike&Outdoor mağazalarında Sidi modellerini inceleyebilirsiniz. Yedek parçalarını da aynı şekilde bu firmalarda bulmak mümkün. Dönem dönem Sidi modellerinde indirime giriyorlar. İndirimleri kovalayıp, daha uygun fiyata satın alabilirsiniz.



Bisiklet Giyimi Neden Pahalı?

Bisiklete yeni başlayan ve bisikletçilerin nasıl giyindiğini görüp, soluğu bisiklet mağazalarında alan hemen hemen herkesin kafasında aynı soru oluyor: Neden bu kadar pahalı bu uyduruk şeyler? Uyduruktan kasıtları, satılan ürünlerin, ince, hafif ve güven vermeyen bir yapıda olması.

Bisiklet giyiminden söz ederken, öncelikle bisiklet forması ve taytından ibaret olan yazlık ürünleri ele alacağım. Bisiklet taytlarının neden pahalı olduklarını, daha önceki bir yazımda aktarmıştım. Pedlerinin kalitelerinin, taytların fiyatlarında büyük etki sahibi olduğunu açıklamış, kışlık olanlarının ise rüzgar geçirmeme ve pamuklu iç kısımları sayesinde sıcak tutma gibi özelliklerinden dolayı biraz fazla pahalı olabileceğini anlatmıştım. Bisiklet formalarının, o tiril tiril görünüşüne rağmen neden pahalı olduklarını size biraz açıklamaya çalışacağım ancak ben ne kadar yazarsam yazayım, kaliteli bir formayla yaz sıcağında ter içinde kalıp, o formanın ne işe yaradığını bizzat tecrübe etmeden, anlattıklarım kafanızda asla tam olarak yer etmeyecektir.

Ucuz forma alırsanız, o formada ucuz kumaş; biraz daha kalitesiz kumaş kullanılmış demektir. Kalitesiz kumaş ne anlama gelir? Bu kumaşlar, sizin terinizi vücuttan atmanıza hızlı yardım etmez. Teriniz, özellikle koltuk altlarınızda normalden daha fazla koku yapar. İyi bir kumaşı olan forma ise, sizin teniniz gibi davranır. Formaların dar olmasının en önemli sebebi de budur. Teninize ne kadar yakın ve yapışık olursa, teri o kadar hızlı biçimde dışarı atar. İkinci bir deriniz varmış gibi düşünebilirsiniz. Sizin terinizi alıyor, kumaşın öbür yanına geçirip, hemen kurumasına yardımcı oluyor. Özellikle sürüş esnasından rüzgar da aldığınızdan, bu anlattığım vücuttan ter atma işlemi, daha seri bir biçimde gerçekleşiyor. Kalitesiz kumaşı olan bir formada ise bu işlem daha uzun sürüyor. Ter, formada kurumamış bir halde daha çok kaldığından, daha fazla kokmanıza sebep oluyor. Aynı gün, iki farklı formayı deneme imkanı bulduğumda, bu bahsettiklerimi bizzat test etme şansı buldum. 

Formaların kumaşları, teknik kumaş olarak geçiyor. Yani, işin arkasında sadece dizayn yok. Mühendislik de var. Formalar, sadece renk renkler diye onlara para ödemiyorsunuz. İşlevsel oldukları için de para ödüyorsunuz. Hatta, bazı bisiklet disiplinlerine ait formaların, dirsek kısımlarında korumalar bile olabiliyor. Düşme anında darbeyi biraz yumuşatmak amaçlanıyor. Ucuz ve pahalı forma arasındaki fark, kumaş kalitesinde, fermuar kalitesinde ve hatta arkasında bulunan ceplerinin kalitesinde dahi kendini belli ediyor. Fermuarı çabuk bozulabiliyor. Cepler yeterince derin olmadığından, sürüş esnasında bir şey düşmesine yol açabiliyor. Hatta dikiş kaliteleri çok iyi olmadığından, zamanla sökülmeler bile yaşanabiliyor.

İşin kışlık boyutu ise biraz daha karmaşık. Uzun kollu formaların bazılarının içinde rüzgar koruması oluyor. Bazılarının içinde ise, hem rüzgar koruması hem de pamuklu bir doku oluyor ki, bu da, üşümenizi bir hayli engelliyor. İşin en önemli noktası ise, bu kumaşların aynı zamanda nefes alabiliyor olmaları. Yani, hem dışarıdan rüzgarı almıyor, hem de bir şekilde sizi havadar tutmaya çalışıyor. Bu anlattıklarım, rüzgar ceketleri, yağmurluklar ve kışlık ceketler için de geçerli. Kışlık ürünler satın alırken, mutlaka bu özelliklerin en az birinin olmasına özen gösterin. Pahalı da olsa sizin sağlığınız için faydalı olduklarından emin olabilirsiniz.

Kış aylarında bisiklet sürme konusuna, başka bir yazımda ayrıca yer vereceğim. Ancak, anlattıklarım, tayt, eldiven ve hatta şapka için de geçerli. Bisiklet eldivenlerinin kışlık olanları gerçekten harika. Eliniz, rüzgara karşı ve hareketsiz durduğundan, en çabuk üşüyen yeriniz oluyor. Uzun parmaklı ve kaliteli bir eldiven, parmaklarınız donmuş halde sürüş yapmanızı engeller. Alacağınız bir balaklava, boyunluk veya kulaklarınızı örten bir şarpka ise, kafanızın buz kesmesini bir nebze engeller ve kış aylarındaki sürüş keyfinizi kesinlikle yükseltir. Önemli olan, rüzgar geçirmeme özellikleri olması ve içlerinin, teninizi sıcak tutabilecek malzemeden yapılmış olması.

Forma satın alırken genellikle İtalyan markalarını tercih ediyorum. Santini, Castelli ve Campagnolo firmalarının tekstil ürünlerini kullanıyorum. Siz, Türkiye'de bulunan bisiklet mağazalarından satın almak istiyorsanız, satılan ürünleri biraz daha kaliteli olan Bike&Outdoor, Delta Bisiklet ve Aktif Pedal mağazalarını tercih edebilirsiniz.

12 Aralık 2013 Perşembe

Yol Bisikleti Tercihi Nasıl Yapılır?

Biraz uzun bir yazı olacak. O yüzden, çayınızı kahvenizi falan alın, tekrar gelin. Yol bisikleti konusunda merak edilen temel noktalara değinmeye çalışacağım. Yol bisikleti almak istiyor veya ne olduğunu merak ediyorsanız, bu yazı size yardımcı olacaktır.

Halk arasında yarış bisikleti diye bilinen, ince tekeri illa en az bir kere sıkılıp, dolgu teker olup olmadığı sorulan, kadrosuna tık tık vurulan ve gidonu kendisine güzel bir hava katan bisiklete yol bisikleti denir. Bisiklete yeni başlayacak kişiler, ilk bisikletleri bu olsun istemezler. Biraz korkarlar. Fazla profesyonel bulurlar.

Yol bisikleti seçerken, tıpkı bisiklete başlarken sorguladığınız gibi kendinizi sorgulamanız gerekiyor. Bu bisikleti nerede kullanacaksınız? Ne sıklıkta kullanacaksınız? Haftada ortalama ne kadar mesafe yapacaksınız? Bu soruların cevaplarına göre bir tercih yaparsanız, aldığınız bisikletten memnun olma ihtimaliniz artar. Bisiklet mağazalarında, şu an için satılan en yaygın yol bisikleti modelleri, karbon ve alüminyum olmak üzere ikiye ayrılıyor. Elbette çelik ve titanyum bisikletler de var ancak size mağazalara gittiğinizde size sunulacak olan alüminyum ve karbon yol bisikletlerinden bahsedeceğim.

Alüminyum bisikletler biraz daha uygun fiyatlı oluyor. Alüminyum olduğu için, üzerinde bulunan vites grubu ve jant seti, öyle çok pahalı modellerden seçilmiyor. Bu yüzden alüminyum bisikletler, yol bisikletine başlamak isteyenler için hem fiyat, hem de donanım olarak oldukça ideal durumdalar. Ancak, elbette piyasada üzerinde üst düzey donanım olan alüminyum bisiklet bulabilirsiniz. İlla birileri satıyor veya birileri kendi toplamış ve kullanıyordur. Karbon yol bisikletleri ise, alüminyum bisikletlerden daha pahalı konumdalar. Bunun pek çok sebebi var. Öne çıkan nedenleri, karbon malzemenin alüminyuma kıyasla daha sıkı bir sürüş hissi vermesi, esnemezlik oranının daha yüksek olması, titreşim emici özelliği olması, daha hafif oluşu ve üretim aşamasındaki işçiliği şeklinde sıralayabiliriz. Karbon bisikletler de, tıpkı alüminyum olanlar gibi kendi aralarında farklı kaliteye sahip olabiliyor. Yani, alt seviye bir karbon bisiklet kadrosu, çok iyi işçilikle ve kaliteli bir alüminyum malzeme ile üretilmiş olan bir kadronun verdiği sürüş hissini vermeyebilir. Bu konuda öyle kesin doğrular yoktur. Nasıl ki alüminyum bir kadronun kaç kere dipçiklenmiş olduğuna, bağlantı noktalarının nerelerde olduğuna ve kullanılan alüminyum malzemenin kalitesinin üst düzey oluşuna bağlı olarak onun değeri yükseliyorsa, karbon kadroların da örgü tekniği, hafifliği, esnemezlik oranı ve işçiliği aynı şekilde kadroyu daha pahalı ve performanslı hale getirebiliyor.

Bisiklet alırken en sık yapılan hatalardan biri, alacağınız bisikletin üzerindeki donanıma göre tercih yapmaktır. Benim görüşüme göre, bisiklette en önemli unsur kadrodur. İyi bir kadro, sonraları üzerine yapılacak olan yatırımlara değecek bir kadrodur. Bu kadroda rahat ediyor, tam size göre olduğunu düşünüyorsanız, diğer bisikletin üzerindeki donanımlar daha iyi diye onu tercih etme hatasına düşmeyin. Genellikle sadece bir üst modeli oluyor ve siz aradaki farkı anlayamıyorsunuz. Sonuçta yol bisikletinde yenisiniz ve öncelikli hedefiniz buna alışıp alışamayacağınızı görmek. Dolayısıyla, sürüş tarzınız oturana ve acemiliğinizi atana dek, öncelikli hedefiniz, sizin vücut tipinize ve ölçülerinize en yakın, üzerinde en rahat ettiğiniz kadroyu almak olsun. Buna uygun bisiklet tercihi yaparsanız. Bu kadro aynı zamanda kaliteli de bir kadroysa; yani, kullanılan malzemesi, verdiği sürüş hissi vb. etkenler de kadronun iyi olduğunu gösteriyorsa, ilerleyen dönemde buna yatırım da yapabilir, bir üst model veya daha üst model vites veya jant grupları alabilirsiniz. Yapılan bir diğer hata, karbon olsun da ne olursa olsun diye düşünüp oldukça kalitesiz kadrolara para yatırıyor olmak. Bunu sakın yapmayın. Kalitesiz karbon kadrolar, uzun vadede başınıza iş açabilir. Olmadık yerinden çatlayabilir veya kırılabilir. Belli bir standardın altındaki karbon bisikletleri tercih etmeyin. Bisiklette önemli olan sürüş performansı ve o sürüşün size verdiği histir. Karbondan çok daha iyi giden alüminyum bisikletler, dünya kadar paralara satılan karbon bisikletlerden çok daha performanslı giden çelik bisikletler bulmak mümkün. O yüzden, tercih yaparken mutlaka kendinizi sorgulayın ve alacağınız bisikleti ne için aldığınız konusunda net olun. Bisiklet hafif olsun, markası iyi olsun, şekil gözüksün falan derken, en ufak rüzgarda yalpalanan, kolay ivmelenemeyen ve gücünüzü yola aktaramayan bir bisiklet sahibi olmayın.

Kadronuzun sizin boyunuza uygun olması çok önemlidir. Yol bisikletindeki duruş pozisyonları, diğer bisikletlerdeki ile aynı olmadığı için, omurilik sağlığınıza biraz daha dikkat etmeniz gerekiyor. Dolayısıyla, yanlış boy bir bisiklete binmek, vücudunuzun olmadık yerlerinde ağrılara sebep olabilir. Kadro boyu, gidon ebadı, gidon boğazının uzunluğu ve selenizin ne kadar ileride veya geride olduğu, bisiklet üzerindeki konforunuza ve sürüşünüze direkt olarak etki eder. Dilerseniz, bu konuyla ilgili profesyonel destek alabilirsiniz. Bike Fit; yani, bisikletinize tamamen sizin ölçülerinize göre ayarlama yaptırabileceğiniz mağazalar da mevcut. Bir diğer konu, yol bisikleti gidonuna geçişte yaşanan korkuyla alakalı. Yol bisikleti gidonundan korkmanıza gerek yok. Standart düz bir gidonda tutuş yaptığınız yerler sınırlıyken, yol bisikleti gidonunda sürüş esnasında ellerinizi koyabileceğiniz yerlerin sayısı daha fazladır. Yani bir duruşta yorulduğunuzda, diğer duruşa geçersiniz, sonra diğerine, sonra tekrar diğerine. Alışmanız, sandığınızdan çok daha kısa sürede olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Bir de unutmadan frenlerle ilgili hatırlatma yapmak istiyorum. Yol bisikletleri, kadro tasarımları gereği daha kolay hızlanırlar ve biraz daha agresif yapıdadırlar. Yol bisikletinin frenleri, elbette modeller arasında oldukça büyük farklılıklar gösterse de; bir V fren değildir, bir disk fren hiç değildir. Bisikletinizle direkt olarak trafiğin içine atlamadan önce, fren alıştırmaları yapmanızda fayda var. Ne kadar hızla giderken freni sıktığınızda ne kadar mesafede durduğunuza falan bir bakın. Ben şehir bisikletinden yol bisikletine geçtiğimde sayısız kere arabalara arkadan yavaş da olsa vurmuştum. Biraz agresif kullanmamın da bunda etkisi büyük elbette.

Bir yol bisikletinin, kadrodan sonraki en önemli parçası jant setidir. Akıcılığı olan bir jant setinin, sürüşünüze kattığı keyfi daha ilk sürüşte anlayacaksınız. Şöyle ki, bir üst seviye vites grubunun sürüşünüzde neyi değiştirdiğini anlamayaz, ama biraz daha iyi bir jant setinin sürüşünüzde neyi değiştirdiğini hemen anlayabilirsiniz. Örneğin; gözleriniz kapalı şekilde test edilseniz, Shimano Sora ile Shimano Tiagra arasındaki farkı anlayamayabilirsiniz ama aynı testi Mavic Aksium ile Mavic Ksyrium Equipe için yapsak, hangi jant seti ile sürüş yaptığınızı hemen anlarsınız. Bu arada, saydığım modellerin hepsini kullandım. Dolayısıyla, söylediklerim tecrübeyle sabittir. Peki, bir jant setinin akıcı olması ne demektir? Akıcılık demek, sizin hızınızın biraz daha uzun süre korunması ve bisiklete aktardığınız gücün daha azının boşuna gitmesi demektir. Hele iyi bir lastik tercihi de yaptıysanız, sürtünmeniz de azalacağından, sürüşlerinizde bisiklet size külfet değil, yardımcı olur hale gelecektir. Bir kadroyu çok beğendiniz, üzerinde sizin işinizi görecek bir vites grubu var ama jant seti çok kötü. Eğer bisikletin fiyatı çok uygunsa, bisikleti alın. Jant setini kullanmadan satın ve yeni bir jant seti alın. Jant setini bir yatırım olarak görebilirsiniz. Aldığınız bir başka bisiklete de takarsınız. Teli yassıymış da rüzgarı kesiyormuş, düz yuvarlakmış da bilmem ne oluyormuş falan onlara da takılmayın. Saniyenin bilmem kaçta kaçına etki edecek şeylerle sizin işiniz yok. Pazarlama aldatmacasına düşmeyin. Sizin için önemli olan, o jantın sizi ne kadar ileriye taşıyabildiğidir.

Yol bisikletlerinin vites grubunda dikkat etmeniz gereken, aynakol ve rublenin dişli oranlarıdır. Yeni başlayanlar için genellikle 50/34 oranlı aynakol önerilir. Bu ne demektir? Aynakolun büyük yaprağındaki diş sayısı 50, küçüğündeki ise 34'tür. Daha kolay çevirebileceğiniz bir aynakoldur. Rublenize dair bilmeniz gereken şey ise, rubledeki en büyük dişli oranı ne kadar büyükse, yokuş çıkarken o kadar az zorlanacağınızdır. Bazı yol bisikletlerinin en büyük ruble sayısı 23 iken, bazılarının 27, hatta 29'dur. Yokuş çıkarken vitesini en hafif hale getiren 23 oranlı kişiye oranla, 29 orana sahip olan kişi daha fazla sayıda pedal çevirir ve pedalın ona verdiği his daha hafiftir. Ancak, elbette bunun performansla da ilgisi olduğunu söylemem gerek. Yani, verdiğim örnek, iki yakın performansta kişi için geçerli olabilir. Peki, ben ne kullanıyorum? Benim aynakol oranım 53/39. Ben, düzlükte yüksek performansla gitmeyi çok seviyorum. Dişli sayısı artınca, daha çok güç uygulamanız gerekiyor. Daha çok güç uygulayabilir ve bunu da tempoya çevirebilirsiniz, daha hızlı gidersiniz. Ruble oranım ise 12/29. Vücut tipim iyi bir tırmanışçı olmama olanak tanımadığı ve ben yemek yemeyi çok sevdiğimden asla 65 kiloluk biri olamayacağım için, yokuş tırmanırken işimi kolaylaştıracak bir ruble oranına ihtiyacım vardı. Tek kişilik doğum günü pastası gibi ruble yerine, düğün pastası gibi bir rubleye sahip olmayı kendime daha uygun buldum.

Bisiklet satın alacağınız yer ile bu konular üzerine konuşursanız, sizin o kadar da bilgisiz olmadığınızı düşünecek, size bakışı değişecektir. Satış yetkilisine derdinizi en doğru biçimde aktarırsanız, o da size en doğru bisikleti önerecektir. Ancak, siz ne istediğinizi tam olarak bilmiyor ve hiç araştırmadan mağazaya gidiyorsanız, muhtemelen size yeni ve pahalı, pahalı ve kalitesiz veya elinde kalmış eski bir bisikleti kakalama eğilimi gösterecektir. Mümkün olduğu kadar kendinizi tartın ve biraz araştırma yapmış olarak mağazaya gidin. Almak istediğiniz bisikletten beklentilerinizi net ifadelerle belirtin. Böylece, hem sizin hem de satış personelinin işi kolaylaşmış olur. Doğru yönlendirilme ihtimaliniz artar.

Her bisiklet modelinde olduğu gibi, yol bisikletinde de para harcamak için herhangi bir sınır olduğunu söylemek çok güç. Kendimden örnek vermem gerekirse, ilk aldığım yol bisikletimi 2100 lira gibi bir fiyata satın almıştım. Giriş seviyesi bir modeldi. Önce üzerinde türlü türlü değişiklikler yaptım. Baktığımda beni mutlu eden bir bisiklete benzesin istedim. Sonra da, daha iyisini almak için sattım. Biraz vefasız davranmış olabilirim, kabul ediyorum. Şimdilerde kullandığım bisikletimin toplam değeri ise 50.000 lirayı aşkın diyebilirim. Daha çok para olsa, daha çok harcayacak yer bulunur. Bundan emin olabilirsiniz. Bu işin gerçekten bir sonu yok.

 

11 Aralık 2013 Çarşamba

Kilitli Pedal Nedir? Ne İşe Yarar?

Bisiklete yeni başlayan kişiler, kilitli pedal kullanma konusuna bir hayli temkinli yaklaşıyorlar. Özellikle, şehir içinde, arabaların ve yayaların arasında sürüş yapanlar, ayaklarını o kilitten zamanında kurtaramayıp düşeceklerine kendilerini inandırmış durumdalar.

Öncelikle kilitli pedalın ne gibi avantajları olduğundan bahsedeyim. Kilitli pedal ve dolayısıyla ona uygun ayakkabı giydiğinizde, pedal çevirirken bisiklete aktardığınız güç oranında ciddi bir artış oluyor. Gerekli ayarları yaptırıp, ayağınızın en doğru yeriyle pedala bastığınızda, pedala biraz daha fazla güç uygulamış oluyorsunuz. Bu da sizin harcadığınız eforun performansa dönüşmesinde size yardımcı oluyor. Pedal çevirirken ise, bir ayağınızla pedala basarken, diğer ayağınız pedala kilitli olduğundan, siz farkında olmadan ufak da olsa bir kuvvet ortaya çıkıyor, o kuvvetle pedalı çekiyorsunuz. Böylece, pedala basan diğer ayağınızın biraz daha az yorulmasını sağlamış oluyorsunuz. Diğer yandan, olayın bir de hissiyat ile ilgili boyutu var. Kendinizi, kullandığınız bisiklete tamamen bağlı ve bisiklet sanki sizin bir parçanızmış gibi hissediyorsunuz. Ona hükmetmek daha keyifli bir hale geliyor. Kilitler sayesinde, tam bir bütünleşme sağlanıyor ve biraz alıştıktan sonra ne kadar da işlevsel bir şey olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Özellikle, tırmanış esnasında çok büyük faydasını göreceğinizden emin olabilirsiniz.

Kilitli pedallar, yol ve dağ bisikleti modelleri olarak ikiye ayrılıyor. Ancak, istediğiniz bisiklette istediğiniz pedalı kullanabilirsiniz. Uyumsuzluk problemi diye bir sorun yok. Tamamen tercih meselesi diyebilirim. Örneğin; alışma sürecinde iken, şehir bisikletime dağ bisikleti pedalı taktırmıştım. Sonrasında ilk aldığım yol bisikletinde de bir süre aynı  pedalı kullandım. Dağ bisikleti pedalına uygun olarak üretilen dağ bisikleti ayakkabılarının tabanlarında bulunan destekler, bisikletten inip yürümeye başladığınızda size hemen hemen hiç sorun çıkarmıyor. Kaymıyor veya düşme tehlikesi atlatmıyorsunuz. Sürekli bisikletten inmenizin gerekeceği bir sürüş deneyimi tercih ediyorsanız, şehirde, insanların arasında vs. sürüyorsanız, bu tip bir tercih yapmanızda fayda var. Yol bisikleti ayakkabılarının tabanı, yürümeye çok müsait değildir. Çok daha kısa sürede yıpranır. Yol bisikleti kullandığı halde dağ bisikleti pedal ve ayakkabısı kullanan kişilerin sayısı çok fazla.

Çoğu yol bisikleti pedalının, güç aktarımı konusunda dağ bisikleti pedallarından daha başarılı olduğu söylenir. Ayakkabıya temas eden yüzeyleri daha geniş olduğundan, bu tip bir önerme kulağa çok da mantıksız gelmiyor ama siz çok yoğun performanslar göstermiyor ve amatör olarak bu işi sadece hobi ve spor amaçlı yapıyorsanız, bu tip şeylere çok takılmamanızda fayda var. Önemli olan, rahatlığınız ve kullandığınız pedal ve ayakkabı ikilisinin sizin amacınıza uygun olması. Yol bisikletine biniyorsunuz ve pedalınız da yol bisikletine uygun olsun istiyorsanız, ayakkabınızın altına koruyucu kılıflardan alabilirsiniz. Böylece, yürümeniz biraz daha kolaylaşır.

Kilitli pedallar, platformlu ve platformsuz olarak ikiye ayrılıyor. Platformlu pedalları, kilitli pedala uygun ayakkabınızı giymek istemediğiniz günlerde de rahatlıkla kullanabilir, herhangi bir spor ayakkabı ile sürüşünüzü gerçekleştirebilirsiniz. Yüzeyleri biraz daha geniş olur ve basmanıza olanak verir. Platformsuz olanlar ise sadece kilit kısmını içerir. Daha hafif olurlar ve sadece uygun ayakkabı ile kullanılırlar.

Şu an iki tane yol bisikleti ayakkabım var. Şehir içinde sürdüğümde, ayakkabının altına taktığım koruma kılıfları ile bisikletten inip yürüyebiliyorum. Kilitli pedal hadisesine alışırken dağ bisikleti pedalı ile alışmıştım. Şimdi ise yol için olanı kullanıyorum ve memnunum. Kullandığım pedallar Look markasına ait. Shimano, Ritchey, Look gibi markalar çok yaygın. Bunlar aynı zamanda profesyonel sporcuların da bisikletlerinde tercih ettiği markalardır.

İlk zamanlarda düşebilirsiniz. Ben üç ya da dört kere düşmüştüm. Pedalı kullanmaya başlamadan önce güvenli bir yerde, sürekli olarak kilitleyip kilit açma antremanı yapmakta fayda var. Ayrıca, pedalların kendi ayarları var. Sertlik ve yumuşaklığa kendiniz karar verebilirsiniz. Böylece, ayağınız daha kolay mı kilitten kurtulsun yoksa daha zor mu diye tercih yapma imkanınız var. Kilit açmak için yapılan o topuk hareketine bir kere alıştığınız zaman, gerisi çok kolay olur. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise, kilidi ne zaman açacağınıza karar vermek. Yola baktınız, önünüzde engel var ve belli ki bisikletten inmeniz veya bir ayağınızı yola koymanız gerekecek. Bunu yapmak için o engele varmayı beklemeyin. Öncesinde bir ayağınızı mutlaka açın. Oraya vardığınızda, rahatça o ayağınızın üzerine basın. Dilerseniz ikisini birden açın. Sol ayağını açıp sağ ayağını atmaya çalışıp da düşenler de oluyor. Panik anında insan saçmalayabiliyor. Bunların önüne geçmek için, bol bol alıştırma yapmakta fayda var.