6 Nisan 2013 Cumartesi

Neymiş Bu Bisiklet?

Daha çok bisiklete binen kişiler görür oldum artık. Trafikte, sahilde, sokaklarda ve kaldırımlarda renk renk bisikletler görüyorum. Gördükçe içim açılıyor, mutlu oluyorum. Kafamı bir daha çeviriyorum, markasına bakıyorum, binene bakıyorum; erkekse takdir ediyor, kadınsa hayran oluyorum. Sele boyuna bakıyorum, gidon uzunluğuna bakıyorum ve sürerken doğru vites geçişi yapıyor mu diye inceliyorum. Seviyorum işte uzun uzun bakmayı bisikletlere. Batı ülkelerinde görüp imrendiğimiz pek çok şey gibi, bisiklet de medeniyet seviyesinin göstergesidir. Gidip yerinde gördüğüm o bisikletin gündelik hayata entegre ediliş biçimi, beni kendisine hayran bırakmıştı. Yolları, trafik levhaları, ışıkları ve güvenlik öncelikli yapılanması ile tamamen bisiklet kullananları gözeten bir düzen kurulmuş ve kültür çok güzel yerleştirilmiş. İstanbul’da bisiklete binerken başıma gelen abuk hikayeleri bir bir anlatmaya kalksam, nasıl fersah fersah o ülkelerden geri olduğumuzu bir kere daha çok net anlarsınız. Eminim bu şehirde her bisiklete binenin en az bir tane tehlikeli ve uç hikayesi vardır.
Bisiklet kültürünün ve bisiklete saygının, söz konusu bizim topraklar olunca eğitim seviyesi ile bağlantısının kesiliyor olması, benim son zamanlarda sıkça gözlemlediğim bir durum. Yani, ne kadar okumuş ve iyi bir eğitim almış olursa olsun, toplumdan duyduğunuz şeyler çok da farklılık göstermiyor. Genel olarak bir kabullenememe ve küçük görme hali var. Kopenhag’dayken, hava soğuk olmasına rağmen gayet güzel giyinmiş, tırnakları ojeli, ayağında çizmeleri olan kadınları bisiklete binerken görmüştüm. Aynısını Türkiye’de görsek, bizim sözde okumuş ve medeniyet görmüş ama özde kezbanlarımız, o geniş kalçalarına bakmaksızın süzük süzük bakışlar atar ve hor görmeye çalışırlardı o insanları eminim. Ay belim açıldı, ay bacaklarıma baktı, ay çok çirkin gözüküyorum…Yahu kim ne yapsın sizin hemcinslerinizden bile gizlediğiniz patates vücutlarınızı? İki pedal çevirin de, belki biraz kalorilerini yakarsınız o boy boy fotoğraflarını paylaştığınız, içinde ne olduğu belli olmayan kahve ve tatlılarınızın. Aynı durum erkeklerde de geçerli elbette. İşe bisikletle geliyorum diye bana demediği kalmamıştı bir zamanlar ofisteki iş arkadaşlarımın. Gereksiz buluyorlardı. Hayatlarında her şeyi gerekliliğe veya dayatılmaya bağlı olarak yaşayan bu tek düze insanlara kulak asıp hevesimi baltalamalarına izin vermedim. Bir şeye tutku ile bağlı olmak nedir bilmeyen, hobisi bile olmayan ve deyim yerindeyse ot gibi yaşayan insanların karşısında dimdik durdum. Arabalarına binince kendilerini kral gibi hissetmelerini anlayamadığım bir yığın insan… Direksiyon başında göbeklenen, tembelliğine tembellik katan zavallılar… Bir de bunlar, bisikletle hava atılamaz sanıyorlar. Ceplerinde taksitleri bir türlü bitmeyen, pahası yüksek ve özelliklerinin çoğunu kullanmaktan aciz olduğu halde vazgeçmediği telefonlarla hava atmak varken, neden bisiklet alsın ama öyle değil mi? Biri onlara yanıldıklarını söylemeli zira bisikletlerimin çektiği ilgiden oldukça memnunum şu ana kadar.
Bisikletle son münasebeti çocuk yaşlarda olmuş bu kişiler, bisikleti bir ulaşım aracı ve sağlığa yararlı bir icat olarak görmek yerine, lüzumsuz masraf edilen, deli işi ve tehlikeli bir araç olarak görüyor. Bunu bu kadar net söyleyebiliyorum çünkü gözlemlerim bir veya iki kişiyle sınırlı değil. Sırf insanların kafalarındaki düşünceleri değiştirebilmek için, bisikletlerimi ödünç verdiğim oluyor. Binsinler ve küçükken nasıl da özgür hissettiklerini hatırlasınlar diye altlarına bisikletimi verip keyfini sürmelerini istiyorum. Bu yolla, yüzden fazla insana bisiklete aldırdım. Instagram, Facebook ve Twitter sayesinde bir sürü fotoğraf paylaşıyorum. Arkadaş listemdeki insanların bazılarının canına tak etmiş olacak ki, benden gelen geneli bisiklet odaklı paylaşımların, ekranlarına düşmelerini engellemişler. Ancak bunu yapmayan insanların aklına olumlu şeyler sokabilmiş olduğum için duyduğum mutluluğu hiçbir şeye değişmem. Benim yaptıklarımı görüp bisiklet almaya karar verenler, bana akıl danışanlar, beni takdir edenler... Bunlar benim için birer kazanım, birer galibiyet ve ayrı ayrı heyecan anlamına geliyor. Ben üzerime düşeni yapıyor, etkileyebildiğim kadar insanı etkiliyor ve kanlarına giriyorum. Üstelik bunu yaparken işitmediğim laf kalmadığı halde ısrarla devam ediyorum.
Neden taktın bu kadar bisiklete? Boşlukta mısın? Ruhundaki hangi boşluğu tatmin ediyor?
Bu soruları o kadar çok duydum ki… Hem de yukarıda belirttiğim gibi, benim gibi üniversite mezunu insanlardan duydum. Çok garip… Okudukları kitapları birer hap olarak görüyorlar sanırım. Genel kültüre eklenmiş bir Lego parçası daha… Ortam olur da lafını ederim ya da Twitter’da bir aforizmanın arasına sıkıştıveririm diye öğrenilmiş bir yığın bilgi… İçselleştirilmeden okunan ve soyut düşünmeden yoksun olarak yorumlanan bir sürü sayfa… Ellerinize hiç yakışmıyor okuduğunuz kitaplar. Boşuna satın almayın onları.
Bisikletin verdiği özgürlük hissi, manzarası güzel fiyakalı bir yerde, etraftaki onlarca kişinin kulağınızda yarattığı o uğultuya rağmen oturduğunuz yerden paylaştığınız işte hayat bu iletisindeki aldatmacadan çok daha ötesidir.
Bisiklet sizin bir parçanızdır. Siz isterseniz gider, istemezseniz gitmez. Sizden bağımsız hareket etmez. Size sadıktır. Söz dinler. Frenine basarsınız durur. Pedalına basarsınız gider. Sizden hiç sıkılmaz. Git yanımdan demez. Sizi üstünden atmak istemez, sizi hep taşır. Eğer kendinize baktığınızın çeyreği kadar ona da bakıyorsanız elbette…
Bazen de siz onu taşırsınız. Yorulur, dinlenmek ister. Zinciri ben yaşlandım der, yenisini takarsınız. Viteslerine yeterince şefkatli davranmamışsınızdır, kendini bırakır, biraz ince dokunuş ister. Pislenir, dır dır dır söylenmeye başlar. Biraz temizlerseniz, onun hemen gönlü olur.
Yokuş yukarı giderken sizi üzdüğüne bakmayın, onun bir de inişi var. Suratınıza o rüzgarı yerken, Jack Dawson’un Titanic’in burnunda attığı o çığlıklardan atmak istersiniz. Bisiklet gönlünüzü almasını bilir…
Hayatıma dahil etmeyi seviyorum bu aleti. Odama, kitaplığıma, kahveme, çayıma, insan ilişkilerime ve zamanıma dahil etmeyi seviyorum. Bana bu kadar sadık olan bir şeye neden sırt çevireyim ki hem? Olması gereken yer, benim yanımdır.

5 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı, teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  2. Tespitleriniz yerinde. Bir haftadır bisiklet kullanıyorum. Kullanım mahalline kadar otomobile koyup da götürmek zorunda kalmak, sanırım dediğiniz o gelişmişlik seviyesi ile alakalı. Florya sahillerinde kızımla birlikte turlarken şöyle bir iç geçirdim: Keşke boğazın her iki yakası ve Marmara'nın bütün kenarları kesintisiz olarak bisiklet ve yaya yolu olarak kullanıma açılabilse.. Strese boğulmuş insanımıza güzel bir nefes aldırmaz, bu dünya şehrine yakışmaz mıydı?

    YanıtlaSil
  3. Şimdiye kadar,içimden ve aklımdan geçenlerin en güzel özeti

    YanıtlaSil
  4. İçimden geçenlerin en güzel özeti

    YanıtlaSil
  5. ÇOK GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ. YAZILARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. HEM ÜRÜNLER KONUSUNDA BİLGİLENDİRİCİ VE MOTİVE EDİCİ OLUYOR.

    YanıtlaSil